Günümüzde eğitim ve öğretimin ne kadar değiştiğini anlamak için insanın çocuğunun okula başlaması gerekiyormuş! İnanın ben de ilkokula gidiyorum yeniden. Bir yetişkin olarak geçmiş ve günümüzü değerlendirme, kıyaslama imkanına sahip oldum. Ders kitaplarının ''ders kitabı ve çalışma kitabı'' olarak dizayn edilmiş olmasını doğru bulmuyorum. Ders kitabından dersi öğrenecek sonra da çalışma kitabından sorularını çözecek. Kitap değişimi dahi çocukta konudan sapma, uzaklaşma yaratıyor. Kitabınınbirini okulda unutmuş oluyor, eldeki kitapla da hiç bir şey yapılamıyor.
Kitaplarda konu anlatımlarında kopukluk ve yanlışlara rastlıyorum. Bu kitapların çok iyi bir denetim den geçtiğini düşünürsek bu denetimi sorgulamak gerekiyor bu durumda. Nasıl bir inceleme yapıldığına dair.
Kitaplarda çok ağır ve çocuğun normal hayatta duymadığı ve kullanmadığı sözcüklerin oluşumu ile cümlelerin kurulduğunu görüyorum. İkinci yanlış! Önce Türkçe dersinde bu sözcüklerin öğretilmesi sağlanılmalı, ardından bu sözcüklerle kurulan cümlelere geçilmelidir.O kadar üst düzeyde bir anlatımal ders kitabı yazılmış ki 9 yaşındaki çocuk bunu nasıl anlasın? Seviyesinin üzerinde bir anlatım var yani. Bilmediği sözcüklerle çocuklara öğretim yapılamaz! Zaten çocuk bunu okuyunca sıkılıp bırakma yoluna gidiyor ders kitabını.
Ben bir veli olarak elçilik yapıyorum. Elçiye Zeval Olmazmış!
Öğretmenler konuyu yetiştirebilmek adına çok ödev veriyor. Çocuk evde kaliteli zaman geçiremediği için ödevden kesip, kendine ekleme yoluna gidiyor. Ödevin amacı öğrenmeyi pekiştirmek olmaktan çıkıp, alel acele sayfaların gözden geçirilmesine ve soruların yarım yamalak bir cümle ile cevaplandırılmasına dönüşüyor.Okuma ödevlerini ise hiç yapmıyor.
Bunları nereden bildiğime gelince: Bizim evdeki yumurcaktan! Fotokopi test kağıtlarını çekyatın altına saklamalar mı yoksa dolabın en görünmez yerine koymalar mı hepsi var. Hatta şimdilerde kitabını sınıfta unutmalar başladı. Çocuk bilinçli olarak ödevlerde kesinti yoluna gidiyor. Bir kitap olmaması demek 3-4 sayfalık bir ödevden kurtulma demek.
Şimdi yeni gelen müzik öğretmeni performans ödevi vermiş. Ses çıkaran bir müzik aleti yapacaklar. Selin gitar yapmak istedi. Onu yapamayacağımızı söyledik. Zor da olsa ikna oldu. Şimdi internette araştırma yaptım, zaten aklımda bir iki şey vardı ( zil yapmak, darbuka yapmak gibi) bir iki şey de internetten öğrendim. Biraz daha araştırıp bir şeyler çıkaracağız ortaya.
11/12/2009 · Kategori: SIYASET
Türkiyenin beklediği haber geldi. Terör ve hedef gösteren konuşmalardan sonra partinin sonu kapatma oldu. Türkler her zamanki gibi sağduyu ile hareket edecektir. Ama kürtler için sağduyu sol duyu diye bir şey var mı yarın sokaklarında yaptıkları gösteriler bunu gösterecek.
9/12/2009 · Kategori: KADIN
Bir zamanlar ben çocukken ve okula giderken kimse bana dersimde yardım edemezdi. Çünkü okumaları yoktu.Ben de yakın akrabalarımdaki genç ağbilere giderdim annemin yönlendirmesi ile. Ama onlar da yeterli ilgiyi göstermezlerdi bana. Bir iki gittikten sonra anlamıştım ki kendimden başka kimseden bana fayda yok. Anneme bir daha beni yollamamasını söylemiştim. Annem sen bilirsin, demişti. Sanırım ilkokul 3.sınıf idim o zaman.
Ödevlerimi kimse bana bir şey demeden yemeğimi yedikten sonra elime alır ve bitirmeden başından kalkmazdım.
Annem çok zeki bir hanımdı.Çok iyi bir ailenin kızı idi. Babası İstiklal Gazisi idi.Baba evindeki zenginlik ve huzuru koca evinde pek bulamamıştı ama o hayata tutunuşu ve zekası ile her zaman sıkıntısını gidermeye ve diğer kardeşlerine aile reisliği yapmaya devam ediyordu. Ailenin en büyük çocuğu değildi ama onda öyle bir şey vardı ki en büyük muamelesi görürdü kardeşlerinden. Her türlü anlaşmazlık, hastalık durumlarında ona danışılır, sorunu çözmesi beklenirdi. O hiç bir zaman kendinden beklenilenin tersini yapmaz, her zaman adaleti ve merhameti ile işleri yoluna koyardı.Kimi yeğenlerini yanında okutur, memleketten gelen hastalrı evinde ağırlar, onlarla birlikte bir hafta doktorlara taşınır, tüccarlar mal almaya geldikleri zaman bizde konaklarlardı. Annemin bir kere bile bundan bir rahatsızlık duyduğuna şahit olamdım. O herkesi yedirir, içirir, giydirirdi. Onda öyle bir şey vardı ki bir bakışı ile bana ne demek istediğini anlatır, beni adeta gözleri ile yönetirdi.Tatlı sert yapısı ile benim ve komşularımızın çok sevdiği bir insandı. Bazen evimize okur yazar bir komşumuz gelir:
- Fatma Hanım sana bir akıl danışmaya geldim, derdi.
Annem onu candan karşılar, ikramlar yapar ve konuşurlardı. Şahit olduğum bu olaylar annemi benim gözümde daha da yüceltir ve onunla gurur duymamı sağlardı.
Çoğu zaman benimle dertleşir, kendi hayat tecrübelerini bana aktarır, bana tavsiyelerde bulunurdu.
Çok seçici bir insandı. Herkes ile arkadaşlık ve komşuluk yapmaz, bir kimse ile çok iyi komşu dahi olsa bir sırrını paylaşmazdı.Benim oyun arkadaşlarımı titizlikle denetler, kimlerle oynamaya gittiğimi sorar, bazıları için:
-Hayır, onunla oynayamazsın der ve bana sebebini açıklardı.
Yasak koyduğu zaman onu neden koyduğunu, niye oraya gitmemem gerektiğini sebepleri ile ufacık çocuk olan bana anlatırdı. Anneme hak verirdim o zaman ve itiraz etmeden bana koyduğu sınırların dışına çıkmazdım.
Bana her zaman kendimden daha üstün olan insanlarla birlikte olmamı söylerdi.O zaman sen de onlardan bir şeyler öğrenirsin, derdi.
Bana o kadar güvenirdi ki bu güven beni büyük bir sorumluluk altına sokar, bu güveni boşa çıkarmamak için bir gram bir sapma yapamazdım. O bana yap demez hep benim kızım yapar, benim kızım okur, benim kızım çalışır şeklinde sözleri ile beni sorumluluklarımı yapmaya davet ederdi. Komşularla sohbetlerinde benden gurur ile söz eder ve benim de bunları duyacağım şekilde konuşurdu. Bundan hem kendisi hem de ben gurulanırdım. Annemin beni övgüyle arkadaşlarına anlatmasının ben de yarattığı sevinci düşünün bir kere!
Evdeki hayatımda ve okul hayatımda hiç bir zorlukla karşılaşmadım. Altından kalkamayacğım hiç bir şey olmadı. Her zaman ev işini de derslerimi de en iyi şekilde yaptım. Takdirlerle sınfımı geçtim. Liseyi derece ile bitirdim. Üniversiteyi çok yüksek puanlarla kazandım. Dershanaye gitmeden hem de. Lakin o büyük insan ben liseden çıkmadan hayata gözlerini yumdu. Üniversite tahsili yapmamı çok istediği halde ben tahsilime devam edemedim. Beni kim okutacaktı? Çünkü ben evlat edinilen bir çocuktum. Halam çocuğu olmadığı için beni erkek kardeşinden 11 aylık bebekken almıştı. Babam benim eniştem idi gerçekte. Onun beni okutmayacağına dair bir hisse kapılmıştım. O zamanlar Kardelenlerin elinden kimse tutmuyordu. Haydi Kızlar okula kampanyaları yapılmıyordu ve daha da önemlisi hem çalışıp hem okuyabileceğimi bilmiyordum. Bunun örneği yoktu çevremde. Mahallemizdeki tek üniversite mezunu üvey ablamın oğlu idi o da şehrimizdeki ilahiyat fakültesini bitirmişti. İzmir de nasıl okuyacağımı bilemiyordum.Bilen de yoktu. Ben de Sağlık Meslek Lisesi Mezunu Ebe olarak Samsun Ladik Merkez Sağlık Ocağında 1983 senesinde görevime başladım. Üniversite tahsilini rafa kaldırarak.Evlendikten sonra Açık Öğretim Fakültesi sınavlarına girdim ve 4 yıllık İş İdaresini ve ardından 2 yıllık Ebelik Ön Lisansı tamamladım ama kendimi üniversite tahsili yapmış hissetmiyorum halen. Okumanın bana çok şey kattığını biliyorum ama amfilerde ders yapmanın tadını bilmiyorum. Bu öğrenim hayatını diğerleri ile paylaşıp yaşamanın heyacanını bilmiyorum. Hep bir yarım eksik hissediyorum.
Çok uzun oldu ama anacığım aklıma gelince asıl yazmak istediğim konunun dışında planlamadığım bir yazıyı yazarken kendimi buldum.
Benim tatlı kızım Selin bir türlü doğru ders çalışmayı öğrenmek istemiyor. Ufak tefek sorumlulukları yerine getirmekten kaçıyor ve bunu büyütüyor. Bir yerde yanlış yaptık biliyorum. Ben o yanlışın peşindeyim şimdi. Rahmetli anacığım nur içinde yatsın, Allah razı olsun kendisinden beni ne güzel yetiştirmişken ben ondan gördüklerimi kızıma veremiyorum. Dün gece Selin uyuduktan sonra kalkıp Sosyal Bilgisi ödevini kontrol ettim. Gördüklerim beni şaşırttı.Eğer bu şekilde giderse hayatın ona çok zor gelmesinden korkuyorum.
Annem beni yüreklendirmek istedğinde hep şunu söylerdi:
-Sen kimin eşeğinden küçüksün, başkası yapabilmişse bu demek ki sen de yapabilirsin, bir daha ağzından ben yapamam lafını duymayacağım, olurdu.
Çalışma hayatımda Avcılar Sağlık Grup Başkanlığında yazı işleri sorumlusu olarak çalıştığım 10 yıl içinde pek çok sağlık ocağı için yazı işlerine elaman yetiştirdim. Hepsi yukarıdaki örneği benden duymuşlardır. Motive olmuşlar ve işlerini öğrenmişlerdir. Turgay Bey beni nerede görse halen senden Allah razı olsun, biz hiç bir şey bilmiyorduk, bizi sen yetiştirdin Emine Hanım derken ben niçin minicik bir çocuğa bunları veremiyorum. Kendimde yanlış yaptığım ne, oturup, düşünüp bunu bulmam lazım!
7/12/2009 · Kategori: SIYASET
Bu gün Tokat'ta kalleşçe bir pusu ile çapraz ateşe alınıp zevk için, egolarını tatmin için öldürülen 7 tane aslan parçası evladımıza üzüldüm. Üzüldüğüm kadar da Kürtlere kızdım.Bu olayda umarım parmakları yoktur.Hiç bir Türk gidip kürtleri çapraz ateşe alıp adam öldürüyor mu? Hiç bir Türk gidip molotof kokteylini sokaklara, otobüslere atıyor mu? Belediye otobüsü yakıp, bankaları taşlayıp, bankamatikleri parçalıyor mu?Belediye otobüsleri içinde yolcu varken molotof atılıp yakan kimler? Soruyorum size kimler?Serap adındaki kızımız 29 gündür verdiği hayat mücadelesini bu gün kaybetti. Serap'ı otobüste diri diri yakanlar yakalandı mı? Bunları yapanlar Kürtler!Şimdi kürtlere soruyorum neden diye? Neden?
Tayyip Erdoğan'a da soruyorum: Bu ülkeyi yakıp yıkan, yıllardır terör estiren kürtlere siz neyin açılımını yapıyorsunuz?
Hangi hakları eksikmiş? Seçme seçilme hakkı mı, okuma hakkı mı, çalışma hakkı mı, seyahat hakkı mı, evlenip barklanma hakkı mı? Hangi hakları biz Türklerden eksiktir de Tayyip Erdoğan bir takım demokratik açılımlardan söz etmektedir.
Ülkenin sokaklarının Filistin sokaklarına dönmesine kimler sebep olmuştur?
DTP eşbaşkanı Emine Ayna partimiz kapatılırsa dağa çıkarız, taban öyle söylüyor demiş.Emine Ayna şehit askerlerimizin, şehit vatandaşlarımızın dökülen kanları yetmedimi de yeni kanlar dökülsün ister hala. Bu günkü hain saldırıyı kınayabildiler mi? Ülkeyi bölünmenin eşiğine getirip milleti birbirine kırdırmayı siyaset mi sanıyorsunuz?
Devlet Güneydoğu Anadaolu Bölgesine ülkenin pek çok bölgesinden daha çok yatırım yapmıştır ve yapmaya da devam edeceğini söylemektedir. Televizyonda zaman zaman eski okullar gösterilmekte, kızakta hasta taşınması gösterilmektedir. Şimdi ben Doğu ve Güneydoğuda çalışan biri olarak bunlarla ilgili fikrimi yazmak istiyorum: Doğu Anadolu kış şartlarını çok zor geçirmektedir. Çünkü tabiat ana burada 8 ay kış mevsimi yaşatmaktadır. Kar örtüsü aylarca hiç erimeden yerde kalır. Ben Erzurum Kandilli'de ve Tatvan'da çalıştığım yıllarda asfaltın siyah rengini hiç göremezdik. Kar birbiri üzerine durmadan yağardı.Ama biz çalışanlar kar yağıyor durmadan bu yolların hali ne böyle diye hiç demokratik bir eylemde bulunmadık. Aklımıza gelmedi. Şimdi televizyonda gösterilen yerler de aynen bu şekilde olan yerler. Kar kalınlığı yarım metreyi geçen yerler. Yol kardan görünmez hale gelir.Kapanır. Okullara gelince ve boş geçen derslere gelince bunlara da söyleceklerim var. Ben Karadeniz'de Kürtün Aşağı Uluköy'de ilkokula başladığım 1970 senesi köylüler bir kahvehaneyi sınıf haline getirmişlerdi. Orası benim birinci sınıfı okuduğum okulumdu. Her gün evden bir koca odun getirmek zorundaydık.Odun 1 metre boyunda bir şeydi. Sınıfa (Kahvehaneye) getirirdik. Güçlü kuvvetli çocuklarda hızarla keserlerdi.Her gün karın buzun içinde yarım saat yürüyerek düşe kalka tipide okula giderdim. Ve her gün bir tepede ki burası buzla kaplı olurdu muhakkak düşer, aşağıya kadar kayar giderdim. Elimdeki çantam bir yere, ben bir yere, odun bir yere giderdi. Kayıp düştüğüme mi yanayım, elimdeki odun ve çantayı sağdan soldan toplamaya mı çalıştığıma yanayım. Ben bunlara hiç gocunmadan ve her gün de hep aynı yerden düşüp tekrar aynı yeri tırmanıp okula gitmekten hiç rahatsız olmadım. Annem babam da olmadı. Bunun için eline silah alıp dağa çıkıp kürtleri öldürmek istemediler. Şimdi düşünüyorum da ellerine silah alıp dağa mı çıksalardı acaba? Biz yanlış mı yaptık?Devlete cephe almadık bunun için? Cephe mi alsaydık? Bizim de öğretmenimiz eksikdi, büyük sınıflarla aynı sınıfta okuturdu bizi, bi onlara ders verirdi bi bize. Bunun için de kızıp kimseyse molotof kokteyli atmadık biz, insanları diri diri yakmadık. Ben de ayağımda kara lastikle gittim okula. Kimse bize ''Yaşasın Okulumuz'' kampanyası yapmadı. Kimse bize çantalar, okul malzemeleri dağıtmadı, kimse bize montlar vermedi. Biz kimse bizi ihmal ediyor demedik. Kimseden demokratik açılım istemedik. Ülkenin kaynakları buna yetmiş, zamanla daha iyisine de yeter dedik. Ben nasıl okuyup elime bir meslek aldımsa şimdiki çocuklar da ellerine bir meslek alacaklar. Yeter ki taş almasınlar. Kalem tutsunlar. Onun bunun dolduruşu ile sokaklara dökülmesinler. Ödediğimiz vergi ve cezalardan biriken paralarla yapılan hizmetleri tahrip etmesinler. Dönüp dönüp hep aynı hizmeti yapmaktan bir gram ileriye gidilemez hale gelindi.
Benim çocuğum Ankara'nın iyi bir semtinde bir devlet okuluna gidiyor.Bakın şimdi sayayım size kaç dersi boş geçiyor:
1-Müzik
2-Trafik Güvenliği
3-Din ve Ahlak dersleri boş, gelen öğretmen bir hafta, iki hafta ders yapıyor, sonrası yok.
Okulun spor malzemeleri alımı için velilerden para toplanmaktadır. Okulun temizlik, yakıt ve kırtasiye ve tamiratları için velilerden rutin olarak 1. ve 2. dönem olmak üzere para toplanmaktır.
Sınıfımızdaki eksikler ve tamirat için ayrıca tekrar para toplanmaktır.Yani demek istiyorum ki devletimiz her bölge için elinden geleni yapmaktadır. Batıda okula yakıt ödemediği gibi ( belli bir miktar var, sabit onun dışındakileri okul aile birliği topladığı aidatlar ile karşılamaktadır) doğuya da ödememektedir. Doğuda öğretmen açığı olduğu gibi batıda da vardır. Biz veliler elimizi cebimize atmasak bizim çocukların okulları da '' Yaşasın Okulumuz'' kampanyasına dahil hale gelecektir. Yine Ankara'nın göbeği güzide yerinde bir ilkokul eminim ki benim gibi başka görenlere de parmak ısırttıracaktır. Sadece dört duvar. Başka bir gelişimi olamamış ne yazık ki. Veliler el atmayınca okul da çok geri kalmış.
Bu saymaya çalıştığım şeylerdeki iyilikler ve noksanlıklar birbirimize düşman olmamızı gerektirmez. Neyin hakkı, neyin eksikliği sizi bu kadar vahşileştirdi? Gözünüzü kan bürüdü?Diyorlar ki Ahmet Türk çocukları sokağa taşıdı, neden? Kimi kime taşlatıyorsun? Ne için? Ülkeyi bu hale getirmenizden rahatsız oluyoruz, insanlarımız ölüyor, karşılıklı kinleşmeler oluyor, ama bunlar olmasın istiyoruz.
5/12/2009 · Kategori: SAGLIK
Nihayet ben ve kızım Selin de bu gün aşımızı olduk. Üç kişilik ailemizde böylece herkes aşılanmış oldu.
Çayyolu Ayşe Ana sağlık Ocağına gittik. Selin'i de aldık. Sağlık Ocağının ikinci katında oldukça büyük bir oda Aşı Odası olarak kullanılıyor. Ayrıca dosya dolapları da var. Başka amaçlar için de kullanılıyormuş. Dolapları düzenleyemediklerini, bu günlerde aşı için çok gelen olduğunu, bu gün 130 civarında aşı yaptıklarını söylediler. İstanbuldan tanıdığımız bir aile dostumuzun eşi de burada hemşire. Kayıtlarımızı aldı. Benim aşımı yanındaki arkadaşı yaptı. Kolu alkolle silmeden aşıyı yaptı. Hiç bir hazırlık aşaması olmadı. Şaşırdım birden. Kendimi ruhen hazırlayamadan iğneyi yemiştim bile. Bunu dile getirdim. Artık eskisi gibi alkolle temizlik yapılmıyormuş. Aşıyı kolu silmeden yapıyorlarmış.Selin de arkamızdan gelip sandalyeye oturdu. Maşallah kızıma; hiç korkmadan aşısını oldu. Kimin kızı, anasına çekmiş cesaret yönünden.
Aşıdan sonra eve gelmek üzere arabaya yerleştik ama lakin ben eve gitmek istemedim. Biraz moral depolayalım, dolaşalım, Arkadium'a gidelim dedim eşime. Arkadiumda dolaştık, alışveriş yaptık, eve geldik.
Şimdilik aşı ile ilgili söyleyebileceklerim kolumuzda zaman zaman aşının yapıldığı yerde hissettiğimiz hafif ağrılar. Yalnız Selin bu ağrıdan gecenin ilerleyen saatlerinde muzdarip oldu. Babasına da nazlandığından mı nedir ufak çapta ağlamaları oldu. Ama çabuk kesti. Gece yatarken ağrı kesici şurup içirdim. Farklı şeyler yaşarsak burada yazarım. Aşı olmak isteyip de korkanlar ve cesaret edemeyenlere belki bir faydası olur.