Hülya İÇÖZ. 34 Yaşında Türk ve Avusturya vatandaşı. Göbeği, karnı ağrıyormuş. KENDİ DEYİŞİ İLE GÖBEĞİNDEN PİSLİK ÇEKMİŞLER.Siyah beyaz desenli bir eşarpla başını örtmüş. Eşarp öne doğru, alnına kaymış.Tek gözünü kapatmış. Diğer gözü ile de bize bakıyor Hülya. Biz de diğer gözünü göremiyoruz Hülya'nın. İçeriye giren bir personel Hülyanın arkasından dolaşarak gelip muayene masasının üzerine, kıyısına yakın oturdu. Hülya meraklandı galiba ki; başını o tarafa çevirdi. Çünkü kendisi de hasta sandalyesinde doktorun karşısında oturuyor. Eşarp gözünü kapattığından olsa gerek diğer gözünü devreye sokup tepeden baktı yeni gelene. İçimden Hülya'ya '' şu eşarbı gözünün önünden çek diyorum'' Ama kendisine herhangi bir şey söylediğim yok tabi. Sanki beni duydu Hülya ve eşarbını düzeltti.
Doktor anamnezini almakta. Tek ve biteviye söylediği şey şu oluyor:
'' Pislik vardı göbeğimde.Onu çektiler. Ameliyat oldum Avusturya'da''
- Ne ameliyatı oldun?
-İştee pislik varmış buramda( bunu derken iki eli ile göbeğini tutup gösteriyor) onu çektileer.
Bu sorgu ve sualden ne doktor bir şey anladı nede ben. Sonunda düz muayene masasına uzanması ve karnını açması söylendi doktor tarafından kendisine.Ameliyat izi aranacak karnında. Ne ameliyatı olduğu tahmin edilecek.Karnında iz var. Kahverengi şekilde. İki tane de kasıkta. Laparoskopi izine benziyor.
Doktor da ne yapsın. Kan ve ultrason istedi. Rahim ve yumurtalıklarda herhangi bir şey varmı? Ağrıya neden olabilecek. Kan sayımı ve biyokimyasına da bakılacak.
Ertesi gün tekrar poliklinikte idi Hülya. Ultrasound iyi çıkmış. Kist veya myom gibi bir şey yok. Diğer tetkiklerinde de kültür sanırım. Enfeksiyon bulgusuna rastlanıldı galiba. Doktor reçete yazıp gönderdi. Aradan 1 ay kadar sonra Hülya'yı tekrar poliklinikte gördüm. Yine aynı Hülya. Hiç değişmemiş. Derdini anlatmaktan aciz. Biz anlayamıyoruz vatandaş Hülya'yı yedi kat yabancı nasıl anlamış da ameliyat yapmış ki?Türkiye'de evlenip eşini de Avusturya'ya götürdüğünü söylüyor.Hülya konuşurken boynunu eğerek konuşuyor. Tombul yapılı. Boynunu eğdiğinden midir nedir Hülya sanki yumuşacık pamuk yığını gibi duruyor. Kemikleri yok sanki.
Hastalar gün boyu tıklım tıklım doldurdukları koridordan yavaş yavaş ayrılmaktadır. Tenhalaşan koridordaki koltuklardan birine polikinik çalışmasını bitiren hemşire oturur. Amacı biraz dinlenmek, biraz da gelip geçenlerin kendisine sordukları sorulara cevap vermek, boşalan poliklinik odalarında doktor ve hemşire bulamayanlar için bu bir nimettir elbette.
Koridor temizliğinden sorumlu adını bilmediği ama nöbetlerinde karşılaştığı hatta beraber çay içtiği temizlik personeli erkek görevli önünden geçerken:
-Nasılsınız hemşirehanım, ne yapıyorsunuz burada? diye sorar. Hemşire cevap verir:
-İyiyim, başhekimliğe yakın oturdum!
Personel ''iyiyim'' kelimesinden sonrakileri anlayamaz. Yüzünde bir soru dolaşır ve az önceki güler yüzü gider yerine soru dolu bir yüz belirir ve hemşireye:
-Neden? diye sorar.
-Başhekim Bey gidiyor ya... Belki beni yerine başhekim yaparlar diyorum!
Personelin yüzüne sorduğu sorudan aldığı cevapla tatmin olan birinin ifadesi gelir bir taraftan güler bir taraftan da şöyle der:
-İlahi Hemşire Hanım. Çok şakacısın valla çok. Nasıl da patlattın espriyi.
Epeydir yazı eklemiyorum. 5 gün bana bu kadar çok geldi işte. Bu yol işi beni çok yoruyor. Eve gittiğimde çok yorulmuş oluyorum.Bilgisayara oturuyorum biraz karıştırıyorum sağı solu. Bazı blogcu arkadaşlar şablonlarına buton eklemişler. Hani şimdi benim sayfamda da olandan. Bir gece tam 1 veya 1,5 saat bunun sırrını çözmeye çalıştım.Eh azmin elinden bir şey kaçmazmış. Öğrendim bu işi. Gece yarısını geçtiğinden ve de ertesi gün işe gideceğimden kalktım bu işin başından ama ilk boş zamanımı buna ayıracağım ve düzenleme yapacağım.
Şimdi gelelim yazmadığım günlerdeki ilginç konulara... Hangi birisini yazayım o kadar çok şey tesbit ettim ki yeni konular beynime yazılırken öncekiler silinip gitmeye bile başladılar.Önce yazacağım olay 19 yaşında lise 4. sınıf ögrencisi bir genç kız ile ilgili.
Polikliniğe bir ana kız geldi. Doktor ultrasound istedi. Ana kız gittiler. Ama halleri biraz tuhaftı. İşin içinde bir iş vardı ama neydi? Sonuç göstermeye geldiklerinde anladım ne olduğunu. Kız 7 haftalık hamileydi ve evli değildi ve lise 4'e gidiyordu. Çok sakin görünüyordu. Hiç bir sıkıntı ve utangaçlık belirtisi yoktu. Anne ince uzun boylu, uzun saçlı ve yüzü kemikli esmer bir hanımdı. 42-43 yaşlarında olmalıydı. Eşinin muhasebe bürosu varmış.Sabahleyin elinde olan hasta dosyasını sordum.
-Yok bende, burada galiba, yoksa dükkanda mı bıraktım? Hatırlıyamadım şidi. Kaç gündür kafam öyle karışık ki...
KJalkıp bizdeki dosyaları elden geçirdim. Yok dosya. Bunun üzerine :
- Dosyanın sizde olması gerekiyor, bir düşünün, dedim.
ellerindeki poşetin içinde dosyayı bulup verdi. Kızın çocuğunu aldıracaklar.Bu işlemden önce ultrasound ile gebelik kaç haftalık, gebelik kesesi oluşmuş mu vs. bakılıp ondan sonra kadın Aile Planlaması Merkezine dosya doldurularak gönderiliyor.
Doktor genç kızın dosyasına gerekli verileri yazdı. Bu arada anne çok hassas ve duygu yüklü olduğundan kendini tutamayıp ağlamaya başladı. Hem doktor hem de ben hemen teselliye başladık.
-Üzülme, hayatta olur böyle şeyler, hepsi geçer, dedik.
Anne toparladı kendini:
-Daha evlenmeden çocuk aldırıyor deyip yine gözünden yaşları döktü.
Doktor hastalarına sıcak ve yakın davranışı ile hastaları arasında nam salmış, bu nedenle de pek çok vakka ile muhatap olmuş olan birisi olduğundan, soluk sarımsı ince yüz derisi ile yorgun bir görünüm sergileyerek, boncuk mavisi gözlerini ince çerçeveli gözlüğünün üzerinden bir anneye bir de Esra'ya (kız) çevirerek konuştu:
-Ben daha önce üniversite talebesi kızları çok küretaj ettim. Çok çocuk aldım. Bunlar bir şey değil. Önemli değil.Hiç önemli değil. Artık bekaret filan da önemli değil. Önemli olan ne biliyor musun? (burasını Esra'ya söylüyor) senin tahsilini devam ettirmen, okulunu bırakmaman.Okuyup bir meslek edinmen ve bir daha bu hatayı yapmaman.
Esra:
-Yok, okuyacağım zaten. Okulumu bırakmayacağım. Haftasonu da babam kursa yazdırdı. Kursa devam edeceğim. Muhasebe kursuna gideceğim.
Anne burada söze girdi:
- Öğretmeni ile görüştüm. O da aynı şeyi söyledi. Rapor alacağız. Öğretmeni yardım edecek, tanıdığına söyleyecek.
-Ama öğretmenine hamile olduğunu söylemeyin.
-Yok söylemedik. Babası da bilmiyor zaten. O' nu da şüphelendirmeden hastahaneye gelip gitmek için neler çekiyorum. Ona şey dedik. Esra bu olaylardan psikolojik olarak etkilenmiş, onun için doktora götürüp geliyorum, dedim.
-Oğlan nerde şimdi? diye doktor sodu.
- İçerde, hapse attılar. Dava açtık biz de.
-Bu tahlili (ultrasound tetkiki) sakın kaybetmeyin. Mahkeme de delil olarak sunarsınız. Oğlan biliyor mu hamile olduğunu?
-Yok, bilmiyor,söylemedik.
-Sen dışarıya çık bi (anneye hitaben) ben bir konuşayım ( Esra'yı kastediyor).
Anne dışarı çıkar ve doktorla kız arasında şu konuşmalar geçer:
-Kızım anlat bakalım şu olay nasıl oldu?
-Benim erkek arkadaşımdı. Bana birlikte olmamızı, beraber yaşamamızı teklif etti. Ben de kabul ettim işte. Başlangıçta her şey çok iyi gidiyordu. Sonra ben annemleri özledim. Ulus'ta B.... Otel'de kalıyorduk. Ben orada çalışmaya başlamıştım.
-Ne yapıyordun orada, içki içiyordun?
-Şey, evet. Sonra bir gün evi aradım, sizi çok özledim dedim, onlar da numarayı telefonda görüp sonra oteli aramış ve gelmişler.
-İyi kızım, bak annen baban sana sahip çıkıyor, çok şanslısın, sen de bundan böyle çok dikkatli ol ve bir daha aynı hatayı işleme!
-Yok bir daha yapmam.
-Sen şimdi çık bakayım da annen gelsin söyle.
Anne kapıdan içeri üzüntü ve merak ve ilgilenilmenin verdiği bir rahatlık içinde girdi. Sandalyeye oturdu. Doktor bir de olayı ona anlattırdı. Ben de açtım kulağımı ilgi ve merakla dinliyorum konuşulanları.
-Telefonda gördüğümüz numarayı arayıp kontrol ettik. Ulus'ta B.... Otel'e ait olduğunu anlayınca bizim kızın orada ne işi var deyip telefon açtık ve telefona cevap veren kişi de burada kalıyorlar deyince Esra'yı telefona istedik. Sonra da eve çağırdık onları. Geldiler. Oğlanı da tutuklattık.
Doktor bayana da kıza da destek ve moral yükseltici bir kaç cümle söyleyip onları aile planlaması ünitesine gönderdi çocuk aldırma işlemlerini başlatarak.
İşte böyle, neler oluyor hayatta!

Poliklinikte görevli erkek doktor hastaya bakmaktadır.İçeriye tahminen yirmili yaşlarda bir gebe girdi. Mavi bir bluz giymiş, başını bej bir eşarpla örtmüş. Hastanın tetkiklerini incelemekle meşgul olan doktora hasta:
- Benim çok başım dönüyor, öyle bir başım dönüyor ki...
-Olur kızım, sen hamile değil misin? ( Hamilelikte baş dönmesinin normal olduğunu vurgulamak için hamile olduğunu hatrlatmakta)
-Ama çok dönüyor, sanki tansiyonumdan, bir ölçseniz!
Hemşire gülümseyerek tansiyon aletini eline alır ve:
- Gel, hemen ölçelim, der.
Bu arada elindeki dosyadan hastanın geçmiş durumunu da analiz eden doktor arkasına yaslanarak gebeye hitaben:
- Kızım sen bir tane doğurmuşsun. O gebeliğinde başın dönmedi mi de bunu bu kadar büyütüyorsun. Bak göreceksin tansiyonun da iyi çıkacak. Benim de ilk gebeliğimde başım çok dönmüştü, der.
Gebede bir şaşkınlık, hemşirede gülümseme ve gülme...Gebe de boynunu öne doğru bükerek gülmeye iştirak eder:
- İlk gebeliğimde böyle olmadıydı. Bu biraz başka.
Bu arada tansiyon ölçümü de biter ve hemşire sonucu söyler:
- 10'a 5
-Bak gördün mü? Gayet iyi tansiyonun.
Hasta yeni istenen tetkiklerle odadan çıkarken hemşire doktorun lafına gülmeye devam etmektedir.
Gebe bayılmış. İyice de tansiyonu düşmüş. Tekerlekli sandalye ile acile getirdiler. Tansiyonuna baktığım zaman 8,5 aldım. Bu iyi hali idi. Çünkü 6'tıya kadar düşmüş.Rengi soluk beyazdı. NST odasındaki karyolaya yatırdık kendisini. Akşam nöbete gelen hemşireye hastayı teslim edip çıktım.
Ertesi günü işe geldiğimde Esma hemşire bana:
-Emine biliyor musun dün akşamki kadının bebeği ölü imiş dedi.
- Hangi kadının, kimi söylüyorsun dedim.
-Hani tansiyonu düşmüş de getirmişlerdi ya.. İşte onu söylüyorum.
-Sahi mi söylüyorsun!Ertesi gün için de sezaryen randevusu varmış o kadının biliyor musun?
-Evet biliyorum, ama bebek karnında ölmüş. Gece sezaryene aldılar.Kan lazım oldu.Bayağı koşuşturdu arkadaşlar.
Bu olay böylece konuşulup, unutulup gitti. Taa ki perşembe akşamki nöbetimde acil odasına kolunda serum, tekerlekli sandalyede bir gebe girinceye kadar. Tansiyonu düşmüş ve kendi evlerinin mutfağınde gebe yere düşmüş. Yakınları önce apar topar özel bir polikliniğe götürmüşler. Orada bebek kalp seslşeri alınmamış. Gebeye tansiyonu yükselsin diye serum takılmış ve sevk edilmiş.Onlar da bizim hastahaneye gelmişler.Tansiyonu düşük, rengi soluk hastanın. Hemen NST odasında bulunan ultrasoundda acil nöbetçi doktoru bebeğe baktı. Kalp atımı yok. Acil bir ultrasound istedi. Radyologlar daha gitmemişler. Onlar bakacaklar, hastayı ultrasounda gönderdim bayan personel ile. Orada da kalp sesi yok. Plesenta yerinden ayrıldı da o mu ölüme neden oldu acaba diye bakmışlar. Plesentanın ayrıldığını tesbit edememişler. Hasta ve kayınvalidesi acildeki koltuklarda oturuyorlar. Gebe bana bebeğin durumunu sordu! Ne söyleyeyim Allahım şimdi? Doktor söylememiş belli. Bana sorduklarına göre.
- Pek iyi değil dedim.
Bu sefer de kayınvalide soruyor:
-Nasıl hemşirehanım, çocuk iyi mi?
-İyi değil teyzeciğim. Kalp sesleri duyulmuyor!
Gebe:
-Sağlıklı mı? diye sordu.
-Yani %99 yaşamıyor olabilir, dedim. Dediğime de pişman oldum. Ya kadın fenalaşırsa! Yüzünü inceliyorum. Biraz bir sıkıntı duydu gibi oldu. Ama metanetini kaybetmedi. Dayanacak dedim kendi kendime.Bu sırada doktor odaya girdi.
- Bebeğin durumunu biliyorsunuz değil mi? diye sordu.
-Yok, dediler.
-Bebek içerde ölmüş.
-Neden olabilir diye sordu kayınvalide.
-Nedenini bilemiyoruz. Bazen sakat,özürlü bebekler de böyle kendini yok eder. Yukardakinin işi. Allah müsaade etmez doğmasına. Daha çok gençsin kızım, daha çok çocukların olur, üzülme diyerek de teselli etmeye çalıştı gebeyi doktor.
Kayınvalide de arka çıktı doktora:
- He yavrum, daha çok bebelerin olur, sana bir şey olmasın kızım.
Hastaya doğum salonuna yatış verdik. Birkaç saat sonra nöbetçi doktor aşağıya geldiğinde sordum.
- Ne oldu doktor bey, bebeği gördünüz mü, bir sakatlığı filan varmış mı?
- Yaa plesentası daha yeni ayrılmış mış. Ne ben ne de radyologlar ultrasounda hiç bir şey göremedik.
Her iki gebe de dikkatimi çeken şey çok aşırı derecede tansiyonlarının düşmüş olmasıydı.
Poliklinikte hasta muayene edilmektedir!
-Buyrun, hoşgeldiniz, ne yapılacaktı size, bizden ne istiyorsunuz?
-Şeker ölçümü için gelmiştim.
-Hemen isteyelim, gidin verin kanınızı.
Hasta çıkar.Bir diğeri girer.
-Hoşgeldiniz, ne yapacaktık size?
-Beni bir başkası çağırmıştı da. Daha önce bu odada muayene olmuştum. Gelmemi söylemişti.
- Yavrum bir şey söylemiştir size, demedi mi? Ver bakayım elindekileri. Tarih sırasına göre konulmamış tahlilleri uzatır hasta.
-Bak bunları ben hadi sizin için sıraya koyayım şöyle. Yanıbaşından küçük tel zımbayı alır ve zımbalar. Bak bunu devlet yapmıyor size, ben kendimden yapıyorum.
- Teşekkür ederim hocam, sağolun.
-En son bir ay önce ultrasounda girmişsin. Tekrar girmek istermisin?
-Siz nasıl uygun görürseniz hocam.
-Canım ben sana soruyorum. Hasta eğer isterse biz gireriz, değil mi evladım. Biz sizin isteğinizi yaparız.
-İyi o zaman, gireyim hocam.
-Kan tahlillerin yapılmış mıydı? Kan da isteyelim sizden.
Kan tahlili de istenir. Hasta çıkar. Diğer bir hasta gelir.
-Buyrun hoş geldiniz
-Hoşbulduk.Ben dün bu odada muayene oldum da. Sonuç gösterecektim.
-Dün ben yoktum efendim. Sizi kim muayene etmiş ise ona gösterin.
-Siz de baksanız olur hocam, niye bakmıyorsunuz ki?
- İyi bakalım efendim ama dosyasız olmaz,gidin herhangi bir polikliniğe dosya çıkartın. Bize de çıkartırsanız bakarız. Hasta hızlıca çıkar. Başka hasta içeri girer.Bir iki hasta daha muayene olduktan sonra dosya çıkartmaya giden hasta dosyası elinde içeri girer. İçerde hasta vardır.
- İçerde hasta var efendim. Çıkın dışarı. Sıranız gelince girin. Hasta çıkar. Üç dört hasta sonra sırası gelmiş olarak içeri girer. Tahlilini uzatır.
- Bu tahlilde bir şey çıkmamış. İyisiniz, gidebilirsiniz.
Hasta beklemediği bu cevapla şaşırır. Çıkmak istemez.Ama benim (elini belinin yan tarafına koyarak)belim çok ağrıyor. Çok yanmam oluyor.Zorum çok. Oturduğumda rahmim çıkacak gibi oluyor. Kaşıntım da var.
- Efendim elinizin olduğu yer böbreğiniz. Siz bir ürolojiye gidin. Ben size bir şey yapamam. Elimdeki tahlile göre bir şeyiniz yok.İdrar yaparken yanma oluyor mu?
Hasta bu soru ile hedefe yaklaştığını düşünerek rahatlar ve cevap verir:
- Evet çok oluyor.
- Tamam efendim. Siz bir üroloğa gidin.
Hasta da halen derdine burada bir çözüm bulmak telaşı ile artık şikayetlerini hemşireye dönerek anlatmaktadır.Ama ilgili mercii tarafından dinlendiğini de bilir. Belki de işin içine hemşireyi de katarak, kendine yandaş yaparak bir çözüm bulma arayışındadır. Kimbilir.
-İlla ısrar ediyorsanız bu tetkiki sizden isteyen arkadaşa çıkın gösterin efendim.
-Adı neydi?
Sinirler gerilmek üzere ama her iki taraf da kendini tutuyor:
-Tahlilde yazıyor, çıkın odasına gidip gösterin.
-Tamam diyen hasta tahlili ile odadan ayrılır. Yere de küçük bir poşet düşürmüştür. Daha sonra hemşire poşeti yerde görür ve içinde raporu bulunmayan bir ultrasound resimi vardır.

Bu görünen yer hastahanenin arka tarafında yer alan bahçesi. Büyük ağaçlar var. Ben sonbaharda geldiğim için bahçenin güzelliğini göremedim.Bu araçlar bahçedeki yola park ediliyor ama ortada ağaçların ve çimenlerin olduğu yeşil alan var.
Dün sabah işe gelince sorumlu hemşire yılbaşı nöbetini bana vereceğini söyledi. Nedenmiş o diye sordum. Arkadaşları öyle demiş. Yeni gelen tutsun demişler. Birden sinirlendim. Bayramda tuttum. Bir şey demedim. Ama yılbaşını da ben tutacağım diye bir şey yok. Eğer nöbet yazarsanız başhekime şikayet ederim. Kura çekilsin. Kura da çıkarsa tutarım. Onun aksine yazılırsa şikayet edeceğim. Buraya yeni gelmiş olabilirim ama meslekte yeni değilim. Çömez muamelesi olamaz. Yüzümüz yumuşak diye mi bunlar oluyor? Sorumlu hemşire benden bu tepkiyi beklemiyordu anlaşılan. Dün arkadaşları ona neler neler söylemişler. Kimisi önceki yıllarda tutmuş da. Peki dedim onlar benim önceki yıllarda nasıl çalıştığımı biliyorlar mı? Tutanlar kuraya girmesin ama diğerleri kuraya tabi olsunlar dedim ve sinirli bir halde polikliniğe gitmek için ayrıldım. Yemekten sonra da kura çekilsin diye söyledim. Suratımız asık kurayı çektik. Yılbaşının ertesi günü bana isabet etti. Olsun. Gecesi de çıksa üzülmezdim. Adaletli bir şekilde olduğu için. Kızıma akşam anlattığımda o kadar sevindi ki.. Yılbaşında yanımdasın anneciğim diyerek.Canım yavrum aklı ermeye başladığı için yeni yıl olayını bayağı ciddiye alıyor.O kadar ısrar etti ki çam ağacı almam için sonunda aldım. Süsledi, salonda duruyor.Nöbetçi olsaydım çok üzülecekmiş belli...