Number of online users in last 3 minutes
Özel Arama

13/4/2009 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

          Dün yaşadığımız bir olayı bu gün sizlerle paylaşmaya karar verdim. Dün sabahtan itibaren Selin çok gergin. Yapmadığı huysuzluk kalmadı bana ve babasına. Babası Türk Halk Müziği kursuna gidince diğer eziyetlere ben muhatap oldum. Kahvaltı yapmak istemedi, patates kızart dedi. Kızartmayı bitirince tekrar yaptırdı. Yanına ayran istedi. Üzerine ketçap koydurdu. Ben tuz koyduğum halde iki defa benden tuzluk isteyip kendisi serpti. Ben de mutfakta kahvaltı edmeye çalışıyorum Selin'in emirleri olmadığı zamanlarda. Hanfendi oturma odasında yiyip içer herşeyi. Ben de ona hizmet eden kişiyim. Gönlü olsun diyerek bunlara itiraz etmiyorum hiç. 
           Dün öğleden sonra Selin'i gezdirmek için bakın nereye götürdüm. Eskişehir yolu üzerinde bulunan Cepa AVM'ye. Burada Carfour'da saatleri geçirmişiz. İlkönce girişte çocuklar için düzenlenen palyaçoların olduğu aktiviteye katıldı. Sonra markete girdik. Burası şimdiye kadar Ankara'da gördüğüm en büyük market. İstanbul Beylikdüzündeki Migros ve Carfour'dan sonra diğer marketler çocuk oyuncağı gibi gelmişti bana. Neyse burası bizim İstanbul özlemimizi biraz olsun giderdi. Selin bahçe koltuklarına oturuyor, çadırda çocuklarla oynuyor, bisiklete binmiş markette bir kızla birlikte bisiklet sürüyor. Bırak, yapma, in aşağı diyorum ama beni takan yok. Mağaza görevlileri de melek adeta hiç bir şey denmiyor çocuklara. Yeni bir satış taktiği mi bilinmez.
           Dünü neden yazdım şimdi izah edeyim. Bu gün de gezmeye gitmek istiyormuş, o nedenle eziyetleri ediyormuş. Bu gün benim en yoğun günüm. Çocuk ödevini yapacak, banyosunu yaptıracağım, evde hiç yemek yok, yemek yapmam lazım ama söz dinlemiyor illa dışarıya gideceğiz, anlaşıldı. Ümitköyde Gofret diye çocuklar için bir yer varmış oraya gitmek istiyor. Buz pisti bile var, birlikte kayarız anne diyor. Oyuncaklar varmış, onlara binmek istiyor, istiyor da istiyor işte.
           Arcadium AVM'ye geldik. Artık ben de yavaş yavaş Ankaralılar gibi olmaya başladım. Gezmek için AVM'ler ve marketlere gidiyorum. Başka nereye gideyim zaten. Bir de Çiftliği var. İyi ki varmış  O da. Eskiden bir de Papazın Bağı denilen semaverle alınıp içilen güzel çayları olan, gözleme vs. yapılan ulu ağaçların altına konulan masalarda incecik akıp giden suyun sesi ve buna eşlik eden kuş cıvıltıları altında oturulan bir yeri vardı. Halen var mı bilmiyorum. Ben çok severdim orayı.
         Selin de artık huysuzlaşmaya başladı. Gidecek bir yer yok diyerek. Ben de hemen:
-Kızım burası İstanbul değil, burası Ankara. Burada da bunlar var, idare edeceğiz ya da İstanbul'a gideceğiz diyorum. Ama hiç İstanbul'a ''Evet'' demiyor.
           Babası telefon açtığında biz Migrosta idik. Kitaplara bakıyorduk. Sizi alabilirim dedi. 15 dakika sonra AVM'nin önünden aldı. Eskişehir yolundan bize Yaşamkent'e ayrılan kavşakta cep yok. Arabalar burada trafik lambalarına uyarak bekleyip geçiş yapıyorlar. Bu bekleme anayolun kıyısında ya da kavşağa biraz girerek olduğundan yanımızdan hızla geçen araçlar için tehlikeli oluyor bu durum bana göre. Eşime hitaben konuşmaya başladım:
-Buraya İstanbul'da olsa hemen bir cep yaparlardı. Burada öyle bir şey yok. Şehirlerarası yolun kıyısında bekleme yapıyoruz, çok tehlikeli oluyor böyle.
Selin:
-Anne! şikayetlerini niye babama söylüyorsun, O Belediye Başkanı mı? O küçücük bir sitenin Yönetim Kurulu Başkanı sadece. Babam ne yapsın yola yani.  
Selin'in birdenbire bu çıkışı arabada karı koca kahkaları salıvermemize neden oldu. Ben de sizlerle paylaştım. Fıkra gibi değil miymiş .
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

4/4/2009 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

         Çok sevgili Ankaralılar! Lütfen Büyükşehir Belediyesini ilgilendiren şikayet ve iletilerinizi Ankara Büyükşehir Belediyesi diye googleda arattırın ve Başkan Melih Gökçek'in biyografisinin alt kısmındaki Başkana Mesaj bölümünü tıklayıp oraya yazın.
        Son zamanlarda iki tane şikayet mesajı benim bloğuma bırakılmıştır. Belediyenin web sayfası gerçekten şikayet ve iletiler için düzenlenmemiş. İnsanlar da benim blogu belediyenin zannederek mesaj bırakıyorlar. Onları yanıltan şey de benim belediyeye iletemediğim bir istegimi burada yazmam sanıyorum. 
         Bu iki kişinin mesajlarını başkana mesaj  bölümünden gönderdim. İnşallah yerine gider. Başkan Melih Gökçek'e buradan sesleniyorum. Web sayfasına şikayet ve istekler bölümü eklensin diye.  
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (6) Yorum yaz!

20/2/2009 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

Arkadaşım Filiz'in bana yolladığı bu fıkrayı sizlerle paylaşmak istedim.
Soyguncunun biri bir bankaya girmiş. Çekmiş silahını havaya ateş etmiş. Herkesin yere yatmasını istemiş.
Kasalardaki paraları toplamış ve kapıya doğru yönelmiş.
Tam çıkacakken oradaki bir adama sormuş:
''Beni gördün mü?''
Adam şaşkınlıkla ''Evet gördüm.'' deyince çekmiş tabancasını adamı alnından vurmuş.
Tam tekrar kapıya hamle etmiş ki; kapının yanında bir karı koca duruyor.
Adama sormuş:
''Beni gördün mü?''
Adam gayet soğukkanlı bir şekilde yanıtlamış:
''Valla ben hiçbir şey görmedim, ama benim hanım gördü sanıyorum?..

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

17/2/2009 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

Bu gerçek bir olay. Zaten benim daha öncede bu tarz yazılarım oldu ve hepsi bizim başımızdan geçen olaylardı. İşte bu anlatacağım olay da öyle. Şimdi okuyalım bakalım bu olay ne imiş:
Geçtiğimiz hafta içinda blog şablonumu değitirdim ve sık sık şablonda değişiklik yapıp bakıyorum nasıl oluyor diye. Bu nedenle bilgisayar başındayım ve bloğumdayken, bloğuma eklemiş olduğum ziyaretçi girişleri ile ilgili bölüme de arada yeni girişler ekleniyor ve kim hangi yazıyı okuyor görüyorum. İşte yine birisi Balkan ülkelerinde yaşayan bir Türk girmiş ve okuyorken ne aramış diye merak edip baktım. Bakın bakalım ne arıyormuş:
-Ginekolog gitmek günah mı?
Aynen yukarıdaki düşük cümleyi yazmış ve arıyor. Ben de ebeyim ya... Beni de ilgilendiriyor konu birazcık. Hemen onun okuduğu sayfaya kocaman harflerle bakın ne yazıp ekledim:
-GİNEKOLOĞA GİTMEK GÜNAH DEĞİLDİR.
Sonra da aynı cümleyi ana sayfa için ekledim. Ama bu durum beni o kadar şaşırtmıştı ki benim telaşla o okuyucu için yazı ekleme telaşım da görülmeye değerdi.
 Ben güldüm kendi kendime, ağlanacak halimize.Bu zamanda internet imkanına sahip ve kullanabilen birisini doktora gitmenin günah olduğunu düşünüyorsa ne denilebilir bilmiyorum. Fıkra gibi değilmiymiş bu söyleyin bakalım şimdi?

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

5/9/2008 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

Evin kızını azılı bir sivrisinek ısırmıştır. Kaşıntıya sabah saat 6' tıda uyanan çocuk gün boyu bunu hiç unutmaz ve gece yatmaya hazırlanırken annesinden kolonya ve pamuğun yerini sorar.
Annesi ne yapacağını sorduğunda annesine:
-Bantlayıp bacağıma (sivrinin ısırdığı yeri kastediyor) yapıştıracağım, der.
Kolonya şişesini elinde tuttuğu bir parça pamuğa doğru çevirir ve şişeyi dökülsün diye sallamaya başlar. Bu sırada anne de çaktırmadan göz ucu ile takip etmektedir kızını. Halen şişenin sallandığını ve onca kolonyadan patlayacak kadar şişen pamuğu görünce dayanamaz:
- Tamam, yeter kızım artık daha dökme. Bak artık kolonya yere damlamaya başlayacak pamuktan biraz sonra, der.
Kızı hiç oralı olmaz, oralı olmadığı gibi bir de annesine çıkışır:
- Anneee! 24 saatlik yapıyorum her haldee. Sabahın 6'tısında kalkayım mı istiyorsun?
                                                                                                                 (Bizim Evden)

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

7/6/2008 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

-Baba odama sivri girmiş, bir baksana!

Baba odaya doğru yönelirken:

-Büyük mü, küçük mü? diye sorar.

Çocuk cevap verir:

-Büyük!

Anne mutfaktan seslenir:

-Kaç yaşında?!

Çocukta bir şaşkınlık:

- Anne sivri yaa...

-Anladım kızım, büyük dedin de ben de yaşını sorayım dedim. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!

25/4/2008 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

Sabahleyin polikliniğe muayeneye gelen hanımlardan bir kısmı da günlerinin geçmesi nedeni ile gebelik tetkiki yaptırmaya gelenlerdi.Bu şekilde 4-5 hanımdam kanda gebelik tetkiki Beta HCG istendi.

Öğleden sonra umumiyetle sabahleyin istenilen tetkiklerin bakılması ile poliklinik hizmeti veriliyor ama 15-20 kadar da muayene için gelen hasta oluyor. İşte sonucunu doktora gösteren kadınlardan birine doktor:

-Gözünaydın, gebesin! deyince kadın da buruk bir gülümseme belirdi:

-Ben size sabahleyin söylememiştim, aldıracağım, bunu istemiyoruz, dedi.

Doktor hemen kendini toparladı ve aile planlaması bölümüne kadını göndermek için gerekli kağıtları benden alıp doldurdu ve kadını gönderdi.Bebek 7 haftalık ve Fetal Kalp Atımı pozitif. Alınan bebeklere nasıl içim sızlıyor, anlatamam.Ben imkanı yok böyle bir şeye karar veremem.

Ademler ve Havvalar niçin korunma yöntemlerini uygulamıyorsunuz acaba? Şimdi şöyle kabaca bir hesaplama yaparsak:

1- Önce hasta sağlık karnesi ile muayene için giriş yaptırır, bu para demek, sosyal güvenlik kurumu Havva için bunu ödeyecek.

2- Sonra Beta HCG tahlilini ödeyecek

3-Daha sonra gebe çıkarsa ultrasoundda gebelik kaç haftalık diye tespit edilecek. Çünkü 10 haftayı geçmişse alınmıyor.Bu da para tabii.

4-Sonra da Aile Planlaması bu bebek aldırma işlemini adına Yasal Tahliye İstemi deniliyor yapacak ve hastayı 10 gün sonrasına tekrar kanda gebelik hormonu bakılması ve ultrasound için çağıracak. Kadın bir daha ki gelişinde tekrar muayene girişi yaptıracak ve bu tetkiklerin parası da Sosyal Güvenlik Kurumundan ödenecek.

Şöyle söyleyebilirim ki bir Yasal Tahliye (Küretaj) için devlet en aşağı 200 YTL ödüyor. Kadının cebinden tek kuruş çıkmadan bunlar yapılıyor.

Böyle bir kolaylık almış başını giderken insanlar niçin kendilerini sıkıntıya sokup Rahim İçi Araç ( RİA) veya Tüp Ligasyon ( Tüplerin bağlanması) veya Oral ilaç kullansın ki.

Benim önerim ise:

Yasal Tahliye isteği ile gelen kadın ve kocası bunun parasını cebinden ödemelidir.Eğer böyle yapılırsa zannediyorum ki etkin korunma yöntemlerini kullanma oranında kayda değer bir artış olur. Küretaj bir Aile Planlaması Yöntemi değildir. Ancak bu konu pratikte aile Planlaması Yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu gidişe bir dur diyen olmayacak mı?

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

25/4/2008 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

Dün poliklinikte hasta muayenesi esnasında içeriye zayıf, uzun boylu, 35-38 yaşlarında  bir hanımla 10-11 yaşlarında bir kız çocuğu girdi.

Hanım masanın bir ucundan diğer ucuna doktora hitaben ve bir eli ile de arkasına yarı gizlenmiş kız çocuğunu gösterek:

-Bu 10 yaşında, aybaşı oldu. Hocam bir muayene etseniz!

Doktor ve bende bir şaşırma oldu. Aybaşı oldu diye niye muayene olsun. Böyle bir şeye de ilk kez şahit oluyorum. Doktorun dudağında gülümsemesi dondu, ne diyeceğini birden toparlayamadı. Hastahanenin en yaşlı doktoru.

- Niye muayene edelim canım güzel kızı. Tebrik etmek lazım. Bunun güzel bir şey olduğunu anlatmak lazım.Sonra çocuğa hitaben '' Tebrik ederim yavrucuğum'' dedi.

Anne konuşmaya devamla:

- Yumurtlaması oluyor mu hocam, bir baksanız.

- Sana ne canım yumurtlamasından, ne yapacaksın? İşte adet olmuş çocuk ne güzel!

Anne istediğini yaptırmaya kararlı. Belli ki konu komşu git bir doktora göster demiş her halde.  

-Ben merak ediyorum hocam, onun için getirdim.

-İyi madem bir ultrasound yaptıralım madem, şöyle karnından yapacaklar çocuğum,sakın korkma emi? diye çocuğa da cesaret verdi. Tetkiki istedik, gittiler.

Doktorla birbirimize bakındık.Bu nasıl bir şey dercesine.

Doktor:

- Çocuğun üzerinde psikolojik bir etki kalacak diye korkuyorum. Annesi almış gelmiş, yumurtası oluyor mu bakın diye. Bu nasıl şeydir böyle Allah Allah?

-Gerçekten şaşılacak bir şey, dedim. Hastalara bakmaya devam ettik.

Öğleden sonra hanım elinde ultrasound kağıdı ile poliklinik kapısında belirdi. Yanında da anne tarafından ne olduğunu bile bilmediği bir konuda doktora getirilmiş 10 yaşında bir kız çocuğu.. Sıra gelince içeri girdi tam anlamlandıramadığım bir tarzda kağıdı doktora uzattı. Tetkike bakan doktor ( tabiiki böyle olacaktı, aksi düşünülmemeliydi tarzında bir duruşla):

- Evet, hiç bir şeyi yok. Gayet sağlıklı. Tebrik ederim kızım seni diyerek annenin kızına yaptığı bu davranışın etkisini yumuşatmak istercesine tekrardan çocuğu tebrik etti. Kızımız utangaç bir gülümseme ile yine annesinin arkasına biraz kendisini sakladı ama hastahaneye gelmekten dolayı bir sıkıntı veya daha başka ajite bir durum içinde görmedim kendisini.Annesi kendi kafasından geçenlerin doğrulanmamış olmasına biraz üzüldü gibi. Çocuk normal bir şekilde ergenliğe adım atmıştı.

Doktor ana kız çıkarken:

-Kaça gidiyorsun evladım sen? diye sordu.

Yine aynı utangaçlık içinde cilveli bir ezilip büzülme ile cevapladı kız:

- Beş'e gidiyorum.

Veee gittiler. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

17/3/2008 · Kategori: FIKRA GIBI-FIKRALAR

             16 Mart Cumartesi günü acil polikinikte nöbetim olduğundan sabah erkenden otobus durağına eşim beni getirdi ve 6.50 de otobüse bindim. Benim önüm sıra iki yaşlı bey de bindi. Haftasonu olması nedeniyle otobüs diğer duraklardan çok fazla yolcu almadı. Yaşlı beyin biri koridorun sağ tarafına oturdu. Ben de güneşden rahatsız olmayayım diye sol tarafa oturdum. Artık güneş yüzünü gösteriyor. Bütün cemreler düştü artık. Havalar ısınmaya başladı.Beşiktaş'dan aldığım ama henüz okuyamadığım kitaplardan birisini geçen nöbete giderken okurum diye almıştım, yol uzun olduğundan epeyce de okumuştum. Bu sabah da okuyorken dedenin bana sorusu ile kafamı kitaptan kaldırıp kendisine baktım:

- Bu otobüs nereye gidiyor acep?

- Kızılay'a kadar gider!

- Ankara'ya gider mi?

-? (Şaşkınlık) Kendisine sordum:

- Amca siz nereye gideceksiniz? ( Öğrenip ona göre sorusuna cevap vereceğim. Çok zor soru. Ankara nereye deniyor ki acaba?)

- Ankara'ya gideceğim!

- Gider gider. Kızılay'a gider. Ankara dediğin Kızılay, Çankaya  zaten.

Amcanın aklından şüphe ediyorum bu cevapları verirken. Üstüne başına baktım hırpani mi diye. Sokakta yaşayan birisi mi acaba diye. Değil. Üst baş temiz. Yaşını tahmin edeyim dedim. 65-70 arası herhalde. Benden bu cevabı aldı ama rahatlamadı. Boyuna başını öne doğru uzatıp yolu kontrol ediyor.Bir ara :

- Ben şurada insem acaba hangi araba Ankara'ya gider! deyince ben:

-İnme amca, niçin iniyorsun, bu araba Ankara'ya gider, dedim. 

- Gider değil mi?

- Gider, gider.

Amcayı biraz anlamak için sorular sormaya başladım:

- Amca sen nerede oturuyorsun, otobüse bindiğin yer de mi oturuyorsun?

-Ha?

- Hani bizimle beraber bu arabaya binmiştin ya, orada mı oturuyorsun?

-Yok. Kısa bir cevap verip sustu.

- Nerede oturuyorsun o zaman?

- Komşulara geldim ben oraya.

-Evdekilerin haberi var mı senin evden gittiğinden?

- Yok, evdekilerin haberi yok.

- Keşke haber verseydin. Böyle habersiz çıkman iyi olmamış.

-Keşke deyip bana hak verir gibi uğundu dede. Sanki bir pişmanlık hissediyor yaptığından ama telafi etmeye gücünün yetmeyeceğini biliyor olduğundan mıdır nedir çok fazla üstelemiyor.

-Amca sen nerede oturuyorsun?

-Çiftlik köyünde!

-  ? ben bilmiyorum ki böyle bir yer Ankara'da. Tek bildiğim Atatürk Orman Çiftliği.

- Atatürk Orman Çiftliğinde mi? diye sordum.

- Yok dedi yine kısa bir cevapla başını yukarı kaldırarak.

Genel Kurmay'ın oralara yaklaşırken duraktan bir hanım bindi arabaya. Sorguladı dedeyi o da. Ama bir ipucu bulamadı oda. Şoföre seslendi hanım:

- Şoför evladım, sen yardımcı ol dedeye bari diyerek.

Hanım dedeye üzerinde telefon numarası var mı diye sordu
- Yok dedi dede  buna üzülmüş bir şekilde.Yok.

-Amca sen iyisimi bir polis karakoluna gidip kaybolduğunu söyle dedim ben. Onlar sana yardımcı olabilirler belki. Biz sana bir şey yapamıyoruz dedim. Hanım da beni destekledi. Ama dede suskun. Polis mevzuuna sıcak bakmıyor galiba.

Bu arada şoför başını oturduğu kabinden koridor tarafına uzatıp  bana bakarak:

- Necatibey karakolunun önünde arabayı durdurup indireyim dedi.

- İyi olur dedim. Ama kendisi karakola gitmeyebilir, teslim etmek lazım.Sonra da amcaya:

- Amca şoför bey seni karakolda indirecek orada polislere kaybolduğunu söyle diye tembihte bulundum ve karakoldan bir önceki durakta inmem gerekiyordu indim. Amcanın akibeti ne oldu bende sizler gibi bilmiyorum. Umarım Ankara'ya, Çiftlik köyüne gidebilmiştir.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!