3/12/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Dün sabah eşim hastaneye gitti. Oradan da annesine geçecekti. Ben de biraz oyalandıktan sonra kahvaltıya oturdum.Mutfakta tv. seyredip kahvaltı yaparken eşim cep telefonundan arayıp:'' Ulus'a gel, balığı ben kendi başıma getiremem'' dedi.Balık dediği akvaryum balığı. Bayramda İstanbul'a giderken balığı da annesine teslim etmiştik.
-Ne var getiremeyecek, poşete koy, koltuğun arkasına bağla, getir dedim. Bunun için oraya gelemem ben şimd!
-Ben yapamam, getiremem, dedi. Sinirlerimiz karşılıklı gerildi. Telefonları kapattık.
Sinirim gerildi bir kere. Balık orada kalacak değil ya. İlla gelecek tabi. Adam da ben getiremem diyor. Sanki yüklenecek de gelecek. İlla ben oraya gideceğim yani. Tekrar ben kendisini arayıp bir kere daha konuyu teyit ettirdim. Getiremezmiş.
-İyi geliyorum o zaman ben, dedim.
Hazırlandım. 12.00 otobüsüne yetiştim. Yanıma da Tolstoy'un Diriliş romanını aldım. Otobüste okuyacağım. Hem de sinirlerimi yatıştırmış olacağım böylece.Otobüs normal seyrine devam ediyor. Eskişehir yoluna girdik. Kızılay istikametine doğru gidiyoruz. Yanıma iri yarı boylu poslu bir genç kadın oturdu. Aman yarabbim ne ter! Koku felaket. Ben de koridor tarafında oturuyorum ya hemen biraz koridora döndüm yüzümü. Kokudan uzaklaşıyorum yani.
Nihayet Meşrutiyet caddesine geldik. Az sonra da Mithatpaşa caddesine girdik. Ben kitabımı kapattım. Çantamla aynı elime aldım. İniş için hazırlanıyorum ama burada değil, Necatibey durağında ineceğim. Benim bu hazırlığımı gören 28-30 yaşlarında bir erkek hemen koltuğumun yanına koridora geldi. Direğe yapıştı. Ben iner inmez yerime oturmayı planladığı belli. Mithatpaşa durağından 4-5 kişi bindi. Binenlerden bir erkek 60 yaş üzeri. Ayakta kaldı. ben de kendisine seslendim:
-Amca, amca gelin böyle oturun, diyerek de ayağa kalkıp yerimi verdim. Yaşlı bey teşekkür ederek otururken binen yolcular nedeni ile koridorda ilerleyip orta kapı önüne gelip burada demirlere tutunan genç erkek bana:
-Biz o kadar bekledik burada, siz başkasına yer veriyorsunuz! demesin mi?
Benim sinirlerim anında tepeme sıçradı:
- Sana mı soracağım kime yer vereceğimi!
-Ama ben o kadar bekledim.
-Ben amcanın yaşı var diye yerimi ona verdim. Sen gençsin, sana mı yer verecektim yani.
-Biz de yer verirdik.
-Yer verirmiş.O zaman ne konuşuyorsun.Benim ineceğim durak daha gelmedi. Amca ayakta kaldı, ben de kalkıp yer verdim. Şu söylediklerine inanamıyorum. Sinirlerimi tepeme çıkardın. Sesini kes, şimdi elimin tersi ile girişeceğim sana. Yer verdim diye bana laf söylendiğine inanamıyorum,dedim.
Hayatımda hiç bu kadar şaşırdığımı hatırlamıyorum. O kadar yer gezdim. Doğu-batı. İç Anadolu bölgesinde ilk defa yaşıyorum. Gerçekten buradaki insanları anlamakta zorlanıyorum. Yaşlıya saygı yok. Belediye otobüslerinde, minibüslerde perişan oluyorlar.İşte ben yer verdim diye koskoca adam bana kafa tutuyor. Böyle bir terbiyesizlik hiç bir yerde başıma gelmemişti.
Normalde sesimi yükseltmem ama haklı olduğumu ve haksızlığa uğramış olduğumu düşünüyorsam kimse beni tutamaz, gözüm de kimseyi görmez böyle durumlarda. Karadenizli damarım tutar. Bu tartışma ve benim sinirli söylenmelerim sona erdi.Genç erkek haksız olduğunun bilincine vardı ve sesini yukarıda yazdığım cümlelerinin dışında çıkarmadı. Bir şeyler söylemeye devam etse idi benim dışımdaki diğer yolcular da olaya müdahil olacaklardı. Bazı yolcular da beni sakinleştirmek için bir şeyler söylüyorlardı.Ama aklımda hiç birisi kalmadı. Necatibey durağında indim.
İncirli tarafına gideceğim. Kızılay Bulvarına geçtim. Basınevleri- İncirli durağında 15 dakika bekledim, otobüs geldi. Bindim. Yolcular kalabalık. Ben de ayakta gidenler arasındayım. Orta kapının orada tutundum gidiyorum.Otobüs tren garı üzerinden gidiyor. Ankara'da otobüs güzergahlarında bir mantık aramayın kesinlikle. 10 dakikalık bir yer için otobüsler öyle bir güzergah izliyor ki yarım saat geziyorsunuz. Bu otobüsün güzergahı da öyle işte. Buna da bir öncekinde olduğu gibi yaşlılar bindi elbet. Ben ayaktayım zaten. Kimseye yer verme durumum haliyle yok. Bu nedenle kimseden laf işitmeyeceğim yani!
Ama bakın burada neler oldu: En arkada oturan bir erkek arkada yer boşaldıkça durmadan orta sırada ayaktaki yaşlılara seslenip, amca, teyze diyerek yerleri haber verip oturmalarını sağladı. Bu iki birbirine zıt olay karşısında gülümsemekten kendimi alamadım.
11/11/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Canım Atam, bu gün herkes sana koşup geldi. Bebeler, çocuklar, gençler, gelinler, anneler, babalar, nineler,dedeler.Ben yoktum aralarında ama ben de senin yanındaydım, sen de benim yanımdaydın elbet. Sana gelenlere gıpta ile baktım, övünçle baktım. Ne güzel bir nesil geliyor ardından Atam! Bunun böyle olacağını sen daha sağlığında biliyordun Atam! Ve Cumhuriyetini geçnlere emanet etmiştin o yüzden Atam! Onlar yanındaydılar ve bir kız şöyle diyordu kameralara:
-Atatürk'ü görmek demek O'nu görmek demek değildir, O'nu ANLAMAKTIR!
29/10/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Bu sene Cumhuriyet Bayramı coşkusunu yaşayamıyoruz Ankara' da domuz gribi yüzünden. Hükümet bana göre sebepsiz, başkalarına göre lüzumlu bir tatil etti okulları.İlaçlama ile grip virüsünü önlemeye çalışıyor aklı evveller. Nasıl oacak bu? Mevcut mikrobu kontrol altına aldın diyelim, okullar açıldığında mikroplanmayı önlemeye gücün yetecek mi? yapılan dezenfeksiyonu koruyup sürdürebilecek misin? Yoo, bunların hiçbirisini yapamaz, yapamayacak.
Gordion alışveriş merkezinde ayıptır söylemesi 5-6 saat süren çekiliş, yeme içme, hediye alma ve Selin Hanıma kıyafet seçip beğenme işinin ardından eve ayaklarım sızlıyor olarak dönerken Selin'in:
- Anne bak bayrak asmışlar, bayrak asılmış anne bak diye ısrarlı cümleleri ile kocaman bir bayrağın apartmanımızda nazlı nazlı dalgalandığını gördüm. Çok hoşuma gitti. Geçen yıl böyle bir şey yapılmamıştı bu sene nasıl oldu da akıllarına geldi bayrak asma işi? diye Selin'e söyledim.
Cumhuriyeti Atatürk önderliğinde Türk halkı kurdu onu yaşatmak ve korumak Türk evladının birinci vazifesi. Yaşasın Cumhuriyetimiz, ilelebet varolsun, hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!
21/10/2009 · Kategori: GUNLUGUM
İşte bazen haftalar geçip gider ve ben bir sayfa yazamazken şimdi olduğu gibi günde iki sayfa yazabiliyorum. Bu ne dengesiz bir yazım işi.Eskiden yani bundan 15-20 sene önce hikaye yazardım. Birden içime bir şeyler doğar kalemi defteri alır sayfalarca yazardım. Hatta Haldun Taner hikaye yarışmasına bile katılmıştım. O günü hiç unutmam. Gayet şık giyinmiş ve elimde hiyayem Milliyet Gazetesinden içeriye eserimi teslim etmeye gitmiştim. Kazanamayacığımı biliyordum.Benim için bu bir başlangıçtı ve çok önemliydi.Görevlilere eserimi teslim ederken çok gururludum. Çok sevinçliydim. Yazar muamelesi görmüştüm. İşte o bana çok tatlı gelmişti. Çok keyif vermişti.
Ben aradan geçen aylar içinde yine yazmaya devam ediyordum ki eşimle yaşadığım bir olay yazmamı bıçak keser gibi kestirip attı. Kafamda o ana kadar yazdıklarımın çok dışında ve bayağı geniş kapsamlı bir hikaye tasarlamış ve kaleme dökmeye başlamış, yazıp gidiyordum. İşte o gün yaşadığım şiddet beni yazmaktan alıkoydu. Yazdıklarımı okuyan eşim o kadar etkilenmiş ki bunları nasıl yazabildiğimi sormuş ve olayları gerçek sanıp benimle tartışmıştı. Ne kadar güzel yazdığımın bu bir kanıtı idi ama ithamları bana çok dokunmuştu. Yazmayı o gün orada bıraktım ve artık tek bir satır dahi karalamadım. 2007 senesinde açtığım bu günlük dışında.Günlüğüme de her şeyi yazmıyorum ama işte bazen böyle içime çok yazma isteği geldiğinde sudan sabundan şeyleri aktarıyorum.
Bu akşam canım kızımı uyutup kalktım yanından ve bilgisayarı açtım. Dün 9 yaşını doldurdu. Bu Cumartesi evde doğum günü partisi var. Ben de geçen hafta uzun süren bir grip geçirdim. Bu haftasonu kendime geldim ancak. Hafta başı biraz evi temizledim ama yeterli değil. Hatta yeniden kirlendi bile. Balkon camlarını dün öğleden sonra sildim. Tam 13 kanat cam sildim. Çok yordu beni. Bu gün de salon camını sildim.6 kanat da o. Öğleden sonra da veli toplantısına gittik. Akşam kızın dersleri, arkadaşlarına yazacağı doğumgünü davetiyeleri derken zaman geçti gitti işte. Yarın evde umumi bir temizlik yapmam ve Cumartesi gününün mönüsünü hazırlamam lazım. Cuma günü de alışveriş yapmam.
Bir kitabım olsun ister miydim? İsterdim elbet. Hatta istiyorum. Bir hikaye, roman yazmanın ne kadar risk teşkil ettiğini eşimden öğrendiğime göre artık böyle bir şey yapmayacağım. Yani bir şey tasarlayıp yazmayacağım. Ama bloğumdaki günlüğümü bastırmayı düşünüyorum. Umuyorum ki bunu yapabilirim. Bu da elimden kayıp gitmez.
24/8/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Çayyolu Ankara Yenimahalle ilçesine bağlı bir semttir. Gelişimi düzenli yapılaşma ile başlamıştır. Adını Çayyolu Köyünden almaktadır. Çayyolu Köyü burada ekonominin kalbini temsil etmektedir. İstanbul Tahtakale'de nasıl her şeyi bulursanız burası da öyle bir yerdir. Tek bir ana cadde etrafına dizilen dükkanları yanlardan bir kaç sokak içindeki dükkanlar da desteklemektedir. Akşamleyin şehirden dönen ahali sağlı sollu cadde kenarlarına arabalarını park ederler ve dükkanlara dağılıp alışverişlerini yaparlar. Günün diğer saatleri de durum farklı değildir Çayyolu Köyü için.
Köyden çıkıp yeni modern Çayyoluna geldiğinizde alışveriş merkezi Arkadium ve Çayyolu Tiyatrosu sizi karşılar.
İşte asıl söz etmek istediğim yer bu alışveriş merkezinin arka tarafındaki otopark alanının küçük bir kısmına kurulan eski Beyoğlu Evleri görünümündeki evler. Üst kısmı ev görünümü olan tahta bri resimden ibaret olan bu maket evlerin alt katı ise bir açıklıktan ibaret ve burası Ramazan Eğlencesi olarak bir alış veriş yapılacak stand şeklinde dizayn edilmiş.
Alışveriş merkezlerinin hemen çoğunun bahçelerine özel günlerde bu tarz şeyler açılmasına izin veriyorlar. Ama kira lıyorlar desek daha doğru tabii.
Arkadiumun mütavazi dükkanlarında topaç çevirme, yüzük geçirme, halka atışı,dart vardı. ayrıca çocuklar için akülü araba sürme yeri, zıplama yeri ve iki tane de midilli vardı.
Mado dondurma da bir stand açmış. Siyah yelekli bir pantalon giymiş esmer bir genç başında fesi ile ortalık yerde aşağı yukarı yürüyüp nostalji yaşatıyordu.İki yer daha vardı onların ne olduklarına bakmadım. Kendimi kötü hissediyordum ve eve gitmek istiyordum bir an önce. İftarda içmek üzere çorba yapmam lazımdı.
Tabii ki burada yine İstanbul'u anacağım. Sultanahmetteki ve feshanedeki Ramazan eğlencesinin yerini ve çeşitliliğini hir bir yer karşılayamaz.
21/8/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Neredeyse 2 senedir evimizde oturuyoruz. Benim çalışmam nedeni ile yeni eve yeni eşya ilkesini uygulayamadık ve eski eşyalarımızla gelip yerleştik ve halen de onlarla oturmaya devam ediyoruz.
3 defa sitelere gittik. İlk gidişimiz de acemiyiz, ancak sitenin anlamını ve gayesini kavradık, fiyatların yüksekliğine şaşırdık. 2. gidişimizde işlek yolların etrafına sıralanan dükkanların ürünlerini daha fazla fiyata sattığını tespit ettik ve ara sokaklara girdik. Model ve fiyatları karşılaştırdık.
3. gidişimizde artık mağazalardaki fiyatları ve modelleri ezbere biliyor olduk. Birbirlerinin benzeri şeyleri farklı fiyatlara satıyorlar. Mobilya konusunda, koltuk yani karar veremedik ve bir daha siteye gitmedik. Başka yere de bakmadık.
Sonra işi avize almaya döktük. Öyle üç tane beş tane alma ile avize işi de bitmedi. sadece koridor ve antre için 4 tane almak gerekiyor. Mutfağa 2 tane, yatak odasına ise 3 tane. Ben ayrı bir şey beğeniyorum, eşim ayrı bir şey. Zevklerimiz farklı. Sonunda ben geri adım attım ve onun beğendiklerine tamam deyip aldık.
Dün öğleden sonra elektrikçi geldi takmaya başladı. Aynı zamanda üst katta oturan genç komşum minik bebeği ile bana misafirliğe geldiler. Bir takılan avizelere bakıyorum, bir mutfağa girip tepsiye börek döşüyorum. Selin salonda misafirim ve bebeği ile oturuyor.Çook tatlı bir bebekti Öykü bebek. Maşallah kendisine.
saat 5'e kadar hatta daha da fazla oturduk. meyve ve ardından taze pişen börekle çay ikramında bulundum.
Misafirim gittikten sonra salonun tülünü yıkamaya attım ben de camı sildim. Eşime de tül yıkanınca takdırdım.
Salon ve koridoru, mutfağı sildim. Yemek yedik.
Banyo yaptım, namaz kıldım ve yattım saat 02 olmuştu. Hemen de uykuya dalamıyorum ben, uyumam daha geç oldu.
Gece eşim sahur için kaldırdı. Masayı hazırlamış. ben uykudan gözümü açamaz bir halde kahvaltımı ettim ve yattım.
Geç yatıp sahura kalkmak beni çok etkiledi. Bu gün uyuşuk bir haldeyim.
selin 2. defa kendisi banyosunu yaptı ve şuan arkadaşları ile dışarda oynamaya gitti.
2. defa kendim yıkandım artık senden bile büyüğüm ben diyen Selin çok tatlıydı. kendim başardım! derken çok gururluydu yüzü.
6/7/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Geçtiğimiz pazartesi günü İstanbul'a gittik. İzmit Adapazarı arası yağmur vardı. Öyle bir yağmur ki eşim arabayı kullanmakta zorluk çekti ve bir yere çekip beklemek istiyorum, zorlanıyorum böyle dedi. Park alanı ararken yağmur biraz hız kesti. Yola yavaş yavaş diğer araçlarla birlikte devam ettik.
Boğaziçi köprüsündeki yoğunluk nedeni ile beklemeyi ve yağmuru da saymazsak yolculuğumuz iyi geçti.
İstanbul şehrinden ayrılalı geçen 1,5 yıl içinde Başkan Kadir Topbaş çalışmış ve şehirde gözle görülür gelişmeler olmuş.Bu gelişmelerden bir tanesi Anadolu yakasından Avrupa yakasına koyulan metrobüs denilen metro otobüsleri. Anadolu yakasında her iki veya üç dakikada bir geçiyorlar.Yenikapı ile bağlantılanmış. hepsi Zincirlikuyudan geçmekte.
Büyükçekmece Orduevinde geceliyeceğiz. Saat 22.30 da vardık orduevine. Tost gibi birşeyler yedik galiba ve odamıza çıktık. Bundan1-2 ay önce gittiğimizde Kalender Orduevinde kalmıştık. B.çekmece'nin odaları daha büyük ve eşyalar yenilenmiş ve bütün odalar deniz manzaralı. Çalışanlar güleryüzlü.
Sabahları sadece iki defa kahvaltıya indik. geç yattığımız için geç kalktık. Eşim ve kızım çok güzel uyudular. Bilhassa eşim deliksiz uyku çekti.
Körfez manzaralı odamızın balkonunda oturmak çok güzeldi. Sahil gece 01.00'e kadar yiyip içen ve alışveriş eden insanlarla dolup taşıyor. Büyükçekmece İstanbulun sayfiye yeri olma özelliğini halen taşıyor.Gündüzleri denize giren insanların yerini geceleri eğlenen ve sahilde yürüyen veya yemek yiyen, nostaljik tren ile gezen insan kalabalığı almakta. Saat yarımı gösterirken sergiler toparlanmaya başlıyor, poşetleniyor, pazar arabalarına yerleştiriliyor veya büyük bagajlara konuyor ve sahipleri tarafından evlerine gitmek üzere ılık İstanbul yaz gecesinde yola koyuluyorlar. Birer ikişer kadın veya erkek satıcılar sahilden ayrılmaya başlıyorlar. Gözleme, mısır, dondurma arabaları da sahiplerince sürülerek onlar da yola koyuluyorlar. Ama müzik devam ediyor, o ayrılmıyor sahilden. Gençler ağaçlar altında, çimenler üzerindeki armut koltuklarında yayılmış olarak halen dinlemeye devam ediyorlar müziği. En son müzik susuyor.
Balkondan bütün olup biteni, yaşantıyı izliyorum, hafızama kazıyorum adeta. Ben de en son balkondan ayrılıp yatıyorum. Balkon kapısını kapatınca oda biraz sıcaklıyor ama açık bırakmıyoruz. Gece serinliğinde üşütürüz belki. Üzerimiz açık yatıyoruz pek çoğu gibi tabii.
Salı günü altın gibi kumsalın uzandığı Altınkum plajına gittik. Güneş yağımız yoktu. kantinden alalım dedik. Sayım nedeni ile akşama kadar kapalı imiş. Bizde gölgede veya denizde kalmak sureti ile güneşten korunmaya çalıştık.
Selin kendisi denize girmediğinden beni de soktu ve ben hep denizde kaldım, eşimşemsiyenin altında oturdu çok az girip şöyle bir yüzdü denizde. Sonra da hep birlikte çıktık, duşumuzu aldık ve yemeğe gittik.
Yemekten sonra langırt oynadık ve plajın eşsiz doğasında yürüyerek piknik alanına geldik.Burada 600 yıllık çınar ağaçları var. Onların gölgesinde oturduk. Erik ağaçlarından erik topladım.
Çarşamba günü Silivri'ye Kiptaş evlerine bakmaya gittik. Kiptaş çok güzel ev yapıyor buraya. 75 m2 direler. Ama balkon koymamış. Balkonsuz daire almayı bir tuhaf buldum. Balkonsuz ev sanki kapısı veya penceresi noksan ev ne ise bu da o benim ve eşim için.
Buradan Hadımköy 2. Etap Kiptaş konutlarına bakmaya gittik.Ömerli köyü yakınında kurulan site inşaat kalitesi olarak iyi seviyede. Örnek daireyi gördük.125 m2. 3+1 olan dairenin peşin fiyatı 125.000 Tl.
Buradan ayrıldık ve Arnavutköyde yapılan Kiptaş evlerine de bakmaya gittik. Arnavutköy geri kalmış ve yeni ilçe olmuş bir belediye. Site ormana bakıyor. Anayol önünden geçiyor. Ama burada sadece giriş katlar kalmış. Eşim giriş kat hiç istemez, ama yine de görmek istemişti siteyi. İnşaat kalitesi diğer iki siteye oranla biraz geri kalmış gibiydi. Hadımköy'den almaya kararlı olarak ayrıldık buradan.
Perşembe günü öğleden sonra Küçükköy Kiptaş Merkez Ofisine geldik. Evle ilgili sözleşmeyi ve ödeme planını ayarlarken bir çlışan B.çekmece tepecik konutlarının çok güzel olduğunu, bir tarafının denize diğer tarafının göle baktığını, buradan alacağınıza oradan alın daha iyi dedi. Eşim orayı da yarın görelim o zaman dedi. Kesin kararımızı yarın vereceğiz ve ayrıldık merkez ofisten.
Bu gün Büyükçekmece Kültür Sanat Festivalinin açılışı var. yemekten sonra Cumhuriyet meydanına gittik. Genç bir sanatçı Türküler söylüyordu vardığımızdameydana. Çok kalabalık. heryerden gelmişler. Güzel sesli bir gençti. Eşi Büyükçekmeceli imiş. Linet sahneye çıktı. Bir lokma boyu varmış Linet'in. Bu kadar kısa olduğunu tahmin edemezdim asla. Televizyonda uzunboylu görünüyordu. Siyah kuyruklu bir tuvaleti vardı. Saçlarını güzel taratmış. Yeni albümünden okudu. Sesi çok güzel. Parçalarından tek kelime aklımda kalmadı. Bu bir sanatçı için iyi bir şey değil. Akılda kalması lazım okuduğu şarkıların. Sık sık albümünün alınmasını söyledi. Bu yönünü yakıştıramadım kendisine. Yeşilköyde oturuyormuş. Komşu sayılırız, yakın yakın geldim hemen dedi. Başkana iltifat etti. Yakışıklıymış bayağı dedi. Bu sözlerini cüretkar buldum. Bir sanatçı işini yapmalı, laubali olmamalı.
Gece 24.00 gibi sahneye ferhat Göçer çıktı. Kendisi sahne hayatına ilk kez 4 sene kadar önce Büyükçekmece'de çıktığını söyledi. Ferhat Göçer'in sesi çok güzelmiş. Ben onu televizyonda hiç dinlemezdim. Artık dinleyeceğim. Kendisini çok zekice gördüm ve halkı coşturmasını çok iyi biliyor. Doktor olduğu için kafası çok iyi çalışıyor tabii. Doktorlar sürekli beyinlerini kullanırlar. Sürekli hastalıklarla ilgili muhakeme yaparlar. Bu da onları normal insanlardan daha zeki yapıyor.
Ertesi gün tekrar ev görmeye Tepeciğe gittik. Güzelce'nin karşısı. Evler çok güzeller. uzaktan deniz ve göl manzarası var ama o kadar ıssız bir yerde ki buğday tarlalarının ve yazlıkçı villarının içinde. Gerçi villalar uazakta, tarlalar yakında ama. Hemen önüne villa yapılır bir zaman sonra. O zaman ne deniz ne göl kalır. Burayı istemedik ve Kiptaş merkeze gelip Hadımköy konutları için sözleşmeyi imzaladım. Ankara'ya dönünce pazartesi günü parayı yatıracağım onlar da sözleşmeyi gönderecekler. 125.000TL. ödeyeceğiz. %50 peşin gerisi 1 yıl vadeli. Oh sonunda İstanbulda bir evim oldu. İnşallah sağlık ve sıhhatle oturmayı Allah nasip etsin...


18/6/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Daha önce dediğim gibi akupunktur5 uygulama deneyimlerimi paylaşayım dedim. epeydir bloğumla ilgilenemedim. Günlüğümü yazamadım. Şimdi geç vakit aldım klavyeyi elime bakalım neler döktüreceğim sizlere.
Kadınhastalıklarına yönelik akupunktur uygulaması yaptırmaya karar vermiştim ve nette epeyce araştırmıştım konuyu. Çinliler bu uygulama ile mucizeler yaratırken bizim Türk hekimler ise romatizmal hastalıklar, bel fıtığı ağrıları ve zayıflama ile depresyonda bu uygulamayı yapıyorlar çoğunlukla.
Telefonda konuştuğum doktor tabii sizin şikayetlerinizle ilgili de yapıyoruz dedi. kendisi Çinde 2 yıl eğitim görmüş birisi olarak güvendim ve gittim.
İlk gün kulağıma akupunktur iğneleri taktı ve el ve ayaklarım ile bacaklarıma iğneler batırdı, bu vaziyette 20 dakika kaldım. Acı bir şey hissetmedim. Ancak daha sonraki günler işin rengi değişmeye başlamıştı. Çünkü aynı yerlere tekrar iğne batırılıyordu ve ben de acı duyuyordum. Doktor yanma var mı diye iğneyi batırı batırmaz soruyor ama iğne nereye değiyors orada ben acı alıyordum. yanma yok, acı duyuyorum deyince iğneyi ileri geri ittirerek yerini değiştiriyor ve daha çok canım yanıyordu.
Görevli bayan da iğneleri çıkartırken bazen yerleri kanıyordu.Kılcal damara denk geldiğinden. Uygulamadan sonra hiç yorgunluk hissetmiyordum. var olan yorgunluğum da geçiyordu sanki. 3. uygulamadan sonra tepeme ve iki kaşımın ortasına da iğne batırmaya başladı doktor.
10 seans gittim. Epey de para verdim ama bir faydasını göremedim. yalnız beni yanlış anlamayın, ben faydasını göremedim, faydasını gören insanlar da vardı. Zayıflama için gelen bir bayan vardı, daha öncede yaptırmış akupunktur ve bu yolla kilo vermiş, şimdi yine yaptırıyordu.
Bir başka bayanda iltihaplı eklem romatizmasının ağrılarına dayanamamış o nedenle yaptırıyordu. daha önce de yaptırdım, bir yıl rahat ettim hiç ağrım olmadı dedi.
Bir genç de elinin içi çok terlediği için yaptırdığını söyledi ve biraz fayda gördüm dedi.
Yani ben kötü örneğim, beni örnek almayın derim.
2/6/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Biliyorum, biliyorum yaklaşık bir aydır doğru dürüst bloğumla ilgilenemedim. Kendimce bazı sebepler vardı, o yüzden ihmal ettim. Şimdi size kısaca bir şeyler yazmak istiyorum.
Son aylarda Çin Tıbbi ve Çin bitkisel ilaçlarına merak sardım. Onlarla ilgili internette araştırmalar yapıyorum. Ayrıca 1 ay içinde 2 defa dişim iltihaplandı. Sonuncucusunda sabaha kadar ağrıdı. Kanal tedavisi için hastaneye gidip geliyorum
Sonra bazı şikayetlerim için akupunktur uygulatmaya karar verdim. Bir doktor muayenehanesine 3 gündür gidiyorum.Şimdilik böyle koşuşturmaca içindeyim. Akupunktur uygulama deneyimlerimi anlatacağım bir yazı da ekleyeceğim sonra.