16/4/2009 · Kategori: KITAPLARIM
Selin'in doğum günümde bana aldığı İki Gelinin Anıları isimli kitabı dün bitirdim. Kitabın yazarı Honore de Balzac. Ben size kitapla ilgili düşüncelerimi anlatacağım. Kitabı tanıtacağım.
Bu kitap öyle müthiş bir ustanın elinden çıkmış ki okurken çok lezzetli bir yemek yiyorsunuz da bitmesin diye azar azar yersiniz ya bunda da aynı duyguları yaşıyorsunuz.
18.yüzyıl Fransasında aileleri tarafından rahibe olmaları için manastıra verilen iki kızın hayatlarının kısa bir dönemini yazar kızların ağzından yazdığı mektuplarla okuyucusuna anlatıyor.Yazarımız erkek olmasına rağmen kadınları bu kadar iyi tanıması ve onların duygularını bu kadar güzel, etkileyici olarak aktarması beni şok etti adeta. Ben kadın olduğum halde bu duyguları bu kadar güzel anlatamaz, bu kadar okuyucuya tasvir edemezdim. Muhteşem bir anlatımı var. Tabi çevirenin de edebi anlatımı da güzel olmuş.Kitabı Türkçemize Celal Öner çevirmiş.
Biri Paris soylusu diğeri taşra soylusu iki aile çeşitli nedenlerle kızlarını rahibe olmaları için manastıra veririler. Kızlar 15-16 yaşlarında iken önce Provence soylusu bir ailenin kızı olan Renée ailesi tarafından köylerindeki yaşlı baronun yaşlı oğuluna verilmek üzere manastırdan alınır.
Ardından Paris'in ünlü soylularından De L'Estorade'ler kızlarını manastırdan alırlar. Çünkü manastırı Bay De L'Estorade'nin ablası yönetmektedir ve yeğeninin her geçen gün ölü gibi olmasına daha fazla dayanamaz ve Luise'nin annesini ikna edip yeğeninin manastırdan kurtulmasını sağlar.
Birisi Pariste diğeri köyde olan iki genç kız birbirlerine hayatlarını mektuplarla anlatırlar. Evlilikleri, yaşamları ve çocuklarını okuyucu mektuplarla öğrenir.
Taşra soylusu Renée ile Paris soylusu Luise bu süre içinde iki defa bir araya gelirler. İlki Renée'nin büyük oğlunun vaftiz annesi olması nedeni ile Luise'nin Provence gitmesi ile olur. İkinci ve son görüşme ise Renée'nin ölüm döşeğinde olan arkadaşı Luise'yi hayata döndürmek üzere geldiği Paris'te olur.
Beklediğimiz gibi mutlu sonla bitmeyen roman müthiş anlatımı ile hafızanıza adeta kazınıyor. Muhteşem bir anlatım, muhteşem bir konu. Şimdi bu şekilde roman yazan bir usta maalesef yok günümüzde.
Yazarın hayatı Vikipedia'dan alıntı yapılarak aşağıya verilmiştir.
Hayatı ve Çalışmaları
Asıl adı Honore Balssa'dır.Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve soyluluk ifade eden De’ öntakısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome'da College des Oratoriens'te öğrenim gördü. Napolyon'un devrilmesinden sonra ailesi Paris'e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819'da yazılmış "Cromwell" başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü.Edebiyat hayatında çok başarılı eserler insanlara sundu.Birçok ülkede sayılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı.Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla ugraştı.
Edebi Çalışmaları
1829'da yazdığı "Les Chouans" isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçe'ye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante'yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. 1836 ve 1837'de İtalya gezisine çıktı. 1828'de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy'de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.
1847'de Polonya'da sevgilisi Eveline Hanska'nın şatosunda kaldı. 1850'de Eveline ile evlendi Paris'e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli "klasik roman tekniğini" Balzac'ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle "romanın Shakespeare'i sayılır.
Türkçeye Çevrilen Eserleri [değiştir]
- Manyak Kurba (2007)
- Köylü İsyanı (1974)
- Tours Papazı (1949)
- Eugenie Grandet (1983)
- Goriot Baba (1984)
- Bette Abla (1977)
- Otuz Yaşındaki Kadın (1963)
- Vandetta (1943)
- Tılsımlı Deri (1943, 1968)
- Tefeci Gobseck (1947-1961)
- Kırmızı Han (1946)
- Terör Devrinde (1979)
- Köy Hekimi (1942-1979)
- Bilinmeyen Şaheser (1945)
- Lois Lambert (1946)
- Albay Chabert (1944-1974)
- Bir Havva Kızı (1970)
- Onüçlerin Romanı (1945)
- Mutlak Peşinde (1945-1965)
- Altın Gözlü Kız (1943)
- Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti (1946)
- Kibar Fahişeler (1972)
- Kötü Kadınların Parlayış, Düşüşü (1981)
- Vadideki Zambak (1941-1985)
- Sönmüş Hayaller (1949)
- Nucingen Bankası (1950)
- Köy Papazı (1952)
- Cesar Birotteau (1945-1964)
- Ursula Mirouet (1949)
- Karanlık Bir İş (1947)
- Esrarlı Bir Vaka (1949-1964)
- İki Gelinin Hatıraları(Mémoires de deux jeunes Mariées)(Letters of Two Brides)(1940 - 1983)
- Modeste Mignon (1947)
- Köylüler (1845, 1976-1985)
31/7/2008 · Kategori: KITAPLARIM
Her yerde
Ağaç dalı gibi
Salınma.
Yaprak gibi savrulma.
Bak, rüzgar doldurdu
Düz ovayı.
Ot, saman birbirine karıştı
Sarıkız sığınacak bir yer buldu
Tam iyi, her şey geçti derken
Kendini ovada buldu.
Deli rüzgar, Sarıkız'ı önüne katmış
Sürüklüyor, sürükledi dere başına
Sarıkız her yeri yara bere
Sarıkız ağlamakta.
Bulutlar toplantı Sarıkız'ın başına
Dediler; sen ağlama, sana dayanamayız
Biz senin yerine ağlamalıyız
İri damlalarla Sarıkız için başladılar ağlamaya
Yazar: Emine CAN
26/7/2008 · Kategori: KITAPLARIM
Beşiktaş'ta iken alıp Ankara'ya getirdiğim kitaplardan şimdi işe gelip giderken otobüste okumaya başladım birer ikişer. Emile Zola'nın Toprak isimli romanı da bu okuduğum kitaplardan birisi. Dün bitirdim. Soluğum kesildi adeta kitabı okurken. Çok büyük bir yazar Emil ZOLA. Toprak'ta adeta devleşmiş, muhteşem bir şey olmuş.
Ben bu kitabı okuyunca; insanlığın dil, din, ırk ayrımı yapılmaksızın bakıldığında dünyanın her yerinde aynı ortak duyguları paylaştıklarını anladım. Sanki Fakir BAYKURT'un Tırpan isimli kitabını okuyordum. Ki ben bu kitabı 14 yaşında filanken okumuştum. Halen etkisi dimağımda. Her iki yazarın toprağa bağlı yaşayan insanların dünyasını iki farklı ülke insanını öyle güzel anlatmışlar ki..
Kendimin de yazı denemelerimin olması nedeni ile ustaların kitaplarını okurken daha bir dikkatli okuyorum. Olayları nasıl kuruyor, geliştiriyor, tasviri , sonucu nasıl yapıyor diye.
İşte Emil Zola'yı da bu duygularla okudum.Toprak ve insanı, insanın toprağa bağlılığını ve sevgisini, bu uğurda neleri kaybetmeye hazır olduğunu, cinayete kadar işi nasıl götürebildiğini Emil Zola o kadar ustaca yazmış ki. Bazı kahramanlarının duygularını öyle güzel sergilemiş, adeta bir psikiyatrı uzmanı gibi. Çok etkilendim. Romanın son 50-60 sayfasını okumaktan çekindim. Çünkü insanın vahşi yanını sergiliyor burada yazar. İnsanlara adam öldürttürüyor,parmak kestirttiriyor. Aman Allahım bunlar da öyle bir ustalıkla yanyana getiriyor, olay kahramanlarının duygularını öyle muhteşem veriyor ki ben de yazarın bütün bunların yaşandığı bir köyde yaşayıp yaşamadığını düşünmeye başladım. Bu kadar güzel bir duygu aktarımı hayali olamaz çünkü diye düşünmekteyim.
Yazarların bütün sermayese çok iyi gözlemdir. Gözlemleyerek beyine kayıt ettiklerini daha sonra kullanırken yazar ortaya çıkarır, kahramanlarını sentezlenmiş gözlemlerden oluşturur, ete kemiğe dönüştürür, o gözlemleri bir romanda oyuncu olur, kahraman olur.
Émile Zola, Fransız yazar.2 Nisan (1840-29 Eylül 1902) Paris'te doğdu.Doğallık akımın öncüsü olan ünlü yazarın babası İtallyan asıllı bir mühendisti.Babasını küçükken yitirdi. 22 yaşına kadar sefalete yakından tanıklık etti. Çok zorluklar çekti. 1862 yılında Haşet Kitabevinde işe başladı.İlk hikayeleri 1864 yılında basılır. Kendisinin tanınmasını sağlayan Therese Raquin isimli romanı ise 1867 yılında basılır.En tanınmış romanları arasında Nana,Germinal ve Meyhane'yi sayabiliriz.
Zola’nın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus davasıdır.1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı memleketini terkedip bir süre İngiltere'ye gidip Londra'da yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davası'nın yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü.
6/6/2008 · Kategori: KITAPLARIM
Ben tabiri caizse kitap kurduyumdur. Elime ne geçse okurum. Güzel-çirkin ayırımı yapmam. Bütün kitaplardan çıkarılacak bir sonuç, alınacak bir ders olduğuna inanırım. Gelip giderken yolda, yakın zamanda iki tane kitap bitirdim. Bu sabah da üçüncüye başladım.
Kitap alırken kendimi kaybederim. 5-10 tane ve hatta abartıyorum sanmayın 15-20 tane birden irili ufaklı bir sürü kitap alırım.Beşiktaş'da iken Kabalcı Kitabevi'nin indirimli kitaplarından az almadım ben. İki koli kitabım oldu. Bir kısmını Güneydoğu'daki okullara gönderdim. Kendime ayırdıklarımı da yavaş yavaş okumaya başladım artık.
Bu gün başladığım kitabın adı: POZİTİF HAREKETİN GÜCÜ
Yazarı: IVAN BURNELL
Kitabın henüz ortasına gelmedim ama yazara ait şu sözler sanırım kitabın tanıtımını yapacaktır:''SİZ DENEYİMLERİNİZİN TOPLAMISINIZ.BUGÜNKÜ HALİNİZ,GEÇMİŞTE YAPTIĞINIZ SEÇİMLERİN BİR SONUCUDUR.
EĞER BU SATIRLARI OKURKEN TAM ANLAMIYLA MUTLU VE TATMİNKAR DEĞİLSENİZ, BUNUN SEBEBİ GEÇMİŞTE YAPTIĞINIZ SEÇİMLERDİR.
HAYATIN HERHANGİ BİR ALANINDAKİ BAŞARI, SADECE POZİTİF DÜŞÜNCEYLE VEYA KENDİNİ ONAYLAMAYLA SINIRLI KALMAMALI.BAŞARIYA GİDEN TEK GERÇEK YOL POZİTİF HAREKETTİR.HEMEN ŞİMDİ HAREKET!
Yine kitaptan başka bir alıntı:''ÇOCUK YÜRÜMEYİ DÜŞEREK,SONRA KALKARAK, SONRA YİNE DÜŞEREK VE YİNE KALKARAK ÖĞRENİR.BU RUTİN, BAŞARISIZLIK DEĞİLDİR.BİR BÜYÜME EVRESİDİR.
KAZA DİYE BİR ŞEY OLMADIĞINI BİR KEZ KABULLENİRSENİZ GERÇEK KİMLİĞİNİZİ ÇOK DAHA FAZLA FARK EDERSİNİZ.İÇİNİZDE UYUMAKTA OLAN YARATICI BİR KİŞİLİK UYANDIRILMAYI BEKLİYOR.
2/6/2008 · Kategori: KITAPLARIM
Çook uzak ülkelerin birinde bir ev varmış. Bu evde anne baba ve de iki çocuk ve bir sürü de hayvan yaşarmış. Aile hayvancılık yaparak geçimini temin edermiş. Ailenin iki tane erkek çocuğu varmış. Birisi 7 yaşında diğeri de 10 yaşında imiş. İsimleri de Buğra ve Boğaç imiş.Kuzular ve koyunlar ile her gün kırlara gidip, onları otlatırlarmış.
Bir gün yine kırda koyun ve kuzu otlatırlarken küçük Buğra'nın ayağı kaymış ve tepeden aşağıya yuvarlanmış. Bağırmış bağırmış ama sesini duyuramamış ağbisine. Ağbisi Boğaç tepenin öbür tarafına giden koyun ve kuzuları toplamaya gitmişmiş. Ondan duyamamış kardeşini, gidip yardım edememiş.Ama bir duyan ve bir gören olmuş Buğra'yı. Kınalı koyun görmüşmüş. İki ay kadar önce yavrusunu işte tam Buğra'nın düştüğü bu tepede kaybetmişmiş. Daha acısı yüreğinden geçmeden çok sevdiği bu tatlı çocuğun düşmesi ona kendi kuzusunu hatırtlatmış. Hemen başlamış melemeye ki sesini Boğaç duyup gelsin, kardeşini kurtarsın. Ama ne gelen varmış ne de giden. Kınalı daha fazla dayanamamış Buğranın tepenin aşağısında baygın yatmasına. Hemen o da başlamış tepeden dikkatle aşağıya inmeye. İnmeliyim ve kurtarmalıyım diyormuş da başka bir şey demiyormuş kendi kendine.Bir kaç defa çok fena ayağı kaymış Kınalı'nın. Zor kurtarmış kendisini.Sonunda başarmış Buğra'nın yanına inebilmeyi. Melemiş Buğra'ya karşı ama Buğra duymamış Kınalı'yı. Kınalı diliyle Buğra'nın yüzünü yalamış, yalamış. Bir ara Buğra'dan hafif bir inilti sesi gelir gibi olmuş. Kınalı çok sevinmiş ve var gücü ile melemeye, Boğaç'ı çağırmaya koyulmuş. Boğaç da zaten koyun ve kuzuları toplayıp gelmişmiş. Kınalı ve Buğra'nın olmadığını anlamışmış. Kınalı'nın sesini duyunca sesin geldiği yönü araştırmış ve tepenin başına gelmiş. Aşağıda iki küçük nokta halinde seçebilmiş Kınalı ve Buğra'yı. Anlamış olan biteni. Kınalı'ya seslenmiş:
-Kınalı sen ayık tut Buğra'yı. Ben yardım getireceğim demiş ve gözden kaybolmuş.
Bir mütdet sonra büyük bir kalabalıkla geri dönmüş ve köylüler Buğra ve Kınalı'yı tepenin dibinden kurtarmışlar.Köydeki yaşlı doktor Buğra'yı muayene edip:
- Yaşaması mucize demiş. Bu mucizenin sahibi de Kınalı. Onu sürekli yalayarak ayık tuttu. Bayılmasını önledi. Bu sayede şimdi Buğra hayatta, demiş.
Kınalı anlamış yaşlı doktorun dediklerini ve gözünden iki damla yaş süzülmüş. Birisi iki ay kadar önce kaybettiği kınalı yavrusu için diğeri de kurtarmayı başarabildiği Buğra içinmiş.
Yazan: Emine Can
31/1/2007 · Kategori: KITAPLARIM
Kitaplara karşı çok aşırı bir düşkünlüğüm var. Sanırım bu alışkanlığımı ilkokulda edindim. Okula, köy ilkokulunda başlamıştım, öğretmenimiz bize okumayı tam anlamıyla öğretemediğini Samsun'da ilkokul 3. sınıfa devam ederken anladım. Sanıyorum öğretmen değil de eğitmen olduğunu söylüyorlardı köydeki öğretmenime köylüler. Öğretmen yardımcısı gibi bir şey. Şehire geldiğimizde 3.sınıfa gitmeme rağmen çok zor okuyabiliyordum. Öğretmen de anneme, bana bol bol kitap okutmalarını tavsiye etmiş. Bunun üzerine Kemalettin TUĞCU'nun kitapları bana taşınmaya başladı. Okumam çok gelişti ve kitap okumayı çok sevdim. Şimdi nereye gitsem muhakkak kitapçılara giriyorum.En büyük hazinem onlar benim.Aynı şeyi kızıma aşılıyorum. Büyükler çocuklarınıza kitap hediye edin, lütfen! Ağaç yaş iken eğilir.
18/1/2007 · Kategori: KITAPLARIM
Merhaba hüzün, içimdeki acı merhaba. Duygularım artık incinmiyor, yüreğim neden bu kadar katılaştı? Acıların yoğunlaşması mı buna sebep? Ah doya doya içini döküp paylaşamamak, sessiz çığlıkların içinde yankılanması, haykıramamak, ağlayacak bir omuz bulamamak, dünyada gölge gibi yaşamak ne zormuş bunları yıllarca bedeninde taşımak.
Kendini kendin olarak yaşayamamak, her şeye eğilmek, sessizce yenilmek ve bunun için kendine öfke duymak... Artık baş kaldırıyorsunuz bana. Halbuki ben boynumdaki bu köle zincirimle ne güzel yaşadığımı sanıyordum. Ne oldu da küllerimden bir başka ben yaratıp benim içime soktunuz da beni asi eylediniz? Memnun musunuz bu yaptığınızdan?
Şimdi beni yeni başlangıçlar yapmaya zorluyorsunuz. Ama ben korkuyorum yeniliklerden, ürkmekteyim. Ne olur beni yine zincirimle bırak, ben zincirlerim olmadan yapamam ki. Yıllarca benim boynumdaydı. Evde, işte, misafirlikte, uyurken, banyo yaparken... Ben zincirimle bir bendim. Onunla ben bir bireydim.Şimdi bana diyorsun ki kır zincirini de özgür ol! Hayır, asıl o zaman ben özgürlüğümü yitirmiş olmaz mıyım ki... ne diyorsun buna şimdi sen?
15/6/2006 · Kategori: KITAPLARIM
"Öğüt, zamanında taze yenmemiş bir ekmeği, başkasına bayat yedirme denemesidir." Özdemir Asaf
21/4/2006 · Kategori: KITAPLARIM
Bu gün yine Kabalcı Kitabevi'ne gittim. İki haftadır indirimli kitaplardan alıyorum. Beşiktaş"ta oturuyorsanız ve okumayı seviyorsanız veya çocuklarınız var ise siz de bu indirimlerden yararlanabilirsiniz.
Ömer Seyfettin"i çok severim. İlkokul yıllarında ne güzel öykülerini okumuştum. Geçen gün Kitapçının birinde indirimli kitaplar reyonunda Ömer Seyfettin adına rast gelince üzüldüm. Değerli bir yazarımız satamamış ta indirimle mi satıyor? Hemen bir kitabını aldım. Bu gün de gittim ikinci bir kitabını aldım. Kaça biliyor musunuz? 50 Ykr.a.
Yazarın Öyküleri :
İlk Düşen Ak
Yüksek Ökçeler
Bomba
Gizli Mabet
Asılzadeler
Bahar ve Kelebekler
Beyaz Lale
Mahçupluk İmtihanı
Hayatı :
1884 yılında Gönen"de doğdu. Ortaöğrenimini Edirne Askeri İdadisinde yaptı. Mektebi Harbiye"ye girdi.(1900) Burayı bitirince İzmir"e atandı.(1903)
Meşrutiyet"te Makedonya"da görev aldı.(1908-1910)
1911 yılında askerlikten ayrıldı ise de Balkan Savaşında yeniden göreve çağrıldı.Bu savaşta esir düştü.11 ay sonra serbest kalınca tekrar askerlikten ayrıldı.Kabataş Sultanisine edebiyat öğretmeni oldu.6 Mart 1920 de şeker hastalığından öldü.
Refik Halid Karay
Aşağıda kısaca özgeçmişini yazdığım yazarımızın Memleket Hikayeleri isimli kitabını bilmeyen yoktur aramızda. Lakin bu kitabı kadar duyulmamış aynı güzellikte olan diğer kitaplarından iki tanesini " BU BİZİM HAYATIMIZ" "SONUNCU KADEH"i Beşiktaş"taki Kabalcı Kitabevi"nin " İndirimli Kitaplar" reyonundan 50Ykr. ve 1.00 YTL"ye alabilirsiniz
Hayatı :
1888 yılında Beylerbeyi"nde doğan Refik Halid 18.yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu"dan İstanbul"a göçen Karakayış ailesindendir."Galatasaray Sultanısi" ve " Mekteb-i Hukuk"da okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe başlamıştır.Kısa sürede üne kavuşmuş, "Fecri Ati" edebiyat topluluğunun kurucularından olmuştur."Kirpi" adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Terakki hükümetince Anadolu"nun çeşitli illerinde 5 yıl sürgüne gönderilmiş, ancak 1.Dünya Savaşı"nın son yılı İstanbul"a dönebilmiştir.Dönüşünde Rebert Kolej"de öğretmenlik, Sabah Gazetesi başyazarlığı, iki kez Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış " Aydede" mizah dergisini de çıkarmıştır.
Bazı siyasi yazıları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Haleb"e yerleşerek "Vahdet " gazetesini çıkarmış, Hatay"ın Türkiye"ye bağlanması yönünde çalışmaları ile katkıları olmuştur.
1938"de yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetedeki günlük yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür.
18.07.1965 tarihinde İstanbul"da ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı"nın temel taşlarından biri olmuştur.
Halid Ziya Uşaklıgil
Halid Ziya Uşaklıgil"in Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu"sunu duymayanımız var mı? Kırık Hayatlar ve Kadın Pençesi"ni de. İşte bu değerli yazarımızın da kitabı indirimli kitaplar reyonunda. Hemde 50 Ykr.
Kitap meraklılarına sesleniyorum her yerde arayıp da bulamayacağınız kitapları bulmak istiyorsanız Kabalcı Kitabevi tam size göre.
Oğlunun intiharını anlattığı " Bir Acı Hikaye" isimli kitabını 50 Ykr. aldım.
Hayatı : Servet-i Fünun romancılarından.İstanbul"da doğdu ve yine bu şehirde öldü.İlk tahsilinden sonra Fatih Askeri Rüştiyesi"ne gitti ve 17 yaşında okuldan ayrıldı. 1884"te "Nevruz" gazetesini, daha sonra "Hizmet" ve "Ahenk" gazetelerini kurdu. İzmir Rüştiyesi"nde Fransızca öğretmenliği yaptı. İdadide Türk Edebiyatı dersi okuttu.Reji müdürlüğü Başkatibi oldu. Servet"i Fünun dergisine girdi. En büyük romanları burada yayınlandı.Darülfünun"da batı edebiyatı dersleri verdi.Mabeyin Başkatibi, Ayan Üyesi oldu. Sessizliği, batı müziğini, kitap okumayı,çiçekleri severdi. Fransızca İngilizce,Almanca,İtalyanca,Arapça ve Farsça bilirdi.Roman, hikaye,tiyatro,mensur şiir, hatıra, hitabet, edebiyat tarihi, makale türünde eserler verdi.Romanlarında sosyal ve psikolojik konuları işler. Kahramanları gerçek hayattan alınmıştır.150"den çok hikayesi vardır.Modern Türk hikaye ve romanının babası sayılır. Çevirileri de vardır.
Eserlerinden Bazıları :
Aşka Dair
İhtiyar Dost
Hepsinden Acı
Nemide
Saray ve Ötesi
Solgun Demet
İzmir Hikayeleri
Aşk-ı Memnu
Bir Ölünün defteri
Bir Şiir"i Hayal