Epeydir yazamıyorum biliyorum ama biraz rahatsızım o nedenle uzak kaldım yazmaktan. Aklımdaki şeyler de zamanla unutuldu tabii. Yazarım diye zihnimin bir kenarına attıklarımı diyorum. Yalnız bir şey var ki onu unutmadım ve sizlerle paylaşacağım.
Geçen cumartesi günü ayın 20 sindeki nöbetimde yaşadığım bir olayı ibret olsun diye yazmak istedim. Acil odasına 17-18 yaşlarında tahmin ettiğim bir kız elinde küçük plastik bir leğen olduğu halde telaşla içeri girdi ve:
Evde doğum olmuş, bunun içinde bebek var, halen yaşıyor galiba, bir bakın ne olur, ölmesin, yaşacacak değil mi hemşirehanım diyerek heyacanla konuşuyor.
Ben de telaşlandım ve kirli ve ıslak havlu parçasını biraz aralayınca morarmış minik canlıyı gördüm. Bebeği buraya getirmeyecektiniz ama ben doktora haber vereyim gelsin baksın dedim ve cep telefonum ile doktoru aradım, durumu izah ettim.
Kız yerinde duramıyor yanında gelenlerden bir erkek bebeğin 4 aylık olduğunu ikide bir söylüyor ama bebek tahminimce 6 aylık var gibi.
Doktorla beraber bebeği içeri alıp göbek kordonunu kesip klipsi taktık ve elektrikli duvar sobasını açıp ısıtmaya çalıştık. Küvöz hemşiresi ve doğum hemşiresi de geldiler. Transport için küvöz aşağıya getirildi. Bebeğe bir taraftan da oksijen veriyoruz. Anneyi de ikinci bir araba ile getirmişler. Biz içerde iken gelmiş ve acildeoturuyormuş onu da muayene masasına aldık. Serumlar takıldı. İğneler katıldı. Doktor muayene etti ve septik servisine anne yatırıldı. bebek çocuk hastahanesine götürüldü.
Hastanın yanında bulunan kız ve bir kadından ortalık sakinleştiğinde öğrendiğimiz şey şu oldu:
Kadının bağırmalarına onun evine koşmuşlar ve hastahaneye getirmek istemişler ama gelmek istemediğini söyleyince tabi ki getirememişler. Ben yine de bunların üzerinde durmuyorum hiç, benim kafama takılan şey şu oldu:
Hiç yaşayan çocuğu olmayan anne daha önce de iki defa bu şekilde düşük yapmış ve bu bebekle ilgili galiba doktor kontrolu eksik kalmış.
Anne adayları eğer tekrarlayan düşük veya daha önce erken doğum eyleminiz var ve tekrar hamile iseniz doktor kontrolundan uzak kalmayın. Doktorlar sizin bebeğiniz için sizden daha fazla telaşlanıp ilgileniyorlar inanın.
Bu hanım da ağrıları başlayınca hastahaneye gelse idi belki bu kadar sıkıntı yaşamaz ve yaşatmaz idi.
3 hafta kadar önceki nöbetlerimden birinde gece yarısını biraz geçe acilden içeriye İç Anadolu Bölgesinin yöresel özelliklerini üzerinde toplamış 55-60 yaşlarında bir hanımla 25-30 yaş arasında bir genç kadın girdiler.
Genç olanının üzerinde pamuklu kumaştan eşofman görünümlü pijamaları vardı. Saçları kuaförlüydü. Ama hemen o zaman fark etmedim tabii bunları . Konuşma ilerleyince üstüne başına o zaman dikkat ettim.
Bana iyice yanaşıp bir sır veriyormuşcasına kısık sesle konuşmaya başlayınca nefesindeki içki kokusunu fark ettim ve kendimi biraz uzaklaştırdım kadından. Söze şunları söyleyerek başladı:
-Bizim bir sorunumuz var da. Onun için geldik. Kızlık muayenesi yaptırmak istiyoruz.
Çoğul konuşunca muayenesi istenilen kişide yanlarında görülmediğine göre ben de sordum tabii ki:
- Kime yaptırmak istiyorsunuz kızlık muayenesini?
-Kız kardeşime!
-hani nerede kız kardeşin, burada mı?
-Burada, dışarda bekliyor.
-Bu gece düğünü mü vardı?
-Evet
-Doktora söyleyeyim dedim.
-Doktor da uykudan uyanıp anca gelir herhalde diye bir de laf sokuşturunca ben de kızdım ve lafımı yapıştırdım hemen:
-Asıl uykudan kalkıp gelen sen olmalısın, dedim. Baksana üzerinde pijamaların duruyor.
Ben böyle konuşunca he he diye güldü ve sesini kesip kendini benim irademe teslim etti.
Nöbetçi doktora telefon edip durumu anlattım.
- Yaa ben ne yapacağım şimdi ona, dedi. Söyle onlara yarın sabah gelsinler. Tek başıma ben kızlık raporu verebiliyor muyum? İki kişi gerekiyor galiba.
Telefonu kapattıkdan sonra kadına :
-Kızlık muayenesi için getirdiğiniz gelin kaç yaşında diye sordum.
-20 yaşında diye cevap verdi.
-O zaman dedim, gelin kendisi yarın bu hastahanenin başhekimliğine bir dilekçe ile kendisi müracaat edecek.Kanunen 18 yaşından büyük olanlar kendi isteği ile bu muayeneyi yaptırıyor. Siz kanunen bu muayene için bir talepte bulunamıyorsunuz dedim. Ve iki doktor birlikte muayene edip rapor veriyorlar. Dilekçeye fotoğraf ta yapıştırılacak.
Genç kadın ve kayınvalide hiç memnun olmadılar bu işin yarın sabaha kalmasından. Beni sıkıştırma ataklarına geçtiler hemen. Şimdi olsaymış, niye olamazmış filan bir yığın sorgu sual. Bu açıklamayı doktorun kendisinin yapması gerekirdi. Gelmeyip beni aracı olarak bu işe koyunca sıkıntıyı gelenlerle ben yaşadım. Hem de içkililer. Sonradan, onlar gittikten sonra şükrettim halime, gürültü patırdı çıkarmadıkları için. Kayınvalide pek Osmanlı görünüyordu. Eli sopalı birisine benzettim kendisini. Kayınvaliyi karşıma alıp onunla konuşmayı tercih ettim. Genç kadın içkiliydi ne de olsa.
-Kayınvalide sen şimdi oğlunu gelinini al evine git. Konuya komşuya hiç bir şey duyurma. Yarın sabah ta hastahaneye gelip dilekçenizi verirsiniz. Muayenesi yapılır dedim.
Odadan ayaklarını sürüyerek istemeye istemeye çıktı genç kadın. Kayınvalide pehlivan gibi yürüdü çıktı.Bütün bu olup bitenler esnasında ne gelini gördüm nede damadı. Acilin kapısına çıktım ki bizimkiler gitmemişler karşıya dizilmiş koltuklarda kapıya en uzak noktada gelin ve damad olduğunu tahmin ettiğim çiftin yanlarındalar.Damad siyah pantalon ve beyaz gömlek giyinmiş, gelin de etek bluzla ve yapılı saçı ile yanyana oturuyorlardı. Damad biraz sıkıntılı gelini rahat buldum. Böyle bir taleple orada bulunmayı umursamıyor gibi idi.
Biraz sonra genç kadın yine acile girdi ve bu muayeneyi bu gece yaptırabileceğimiz bir yer var mı diye sordu. Özelde yaptırabilir miyiz, bir özel doktor biliyor musunuz hemşirehanım?
-Yok canım, bilmiyorum ben, dedim.
Yarım saat kırk dakika kadar koridorda beklediler. Neler konuşup neye karar verdiler bilmiyorum. Sonunda gitmiş olduklarını görünce ben de rahatladım. Zira gözüm hiç tutmamıştı genç kadını. Gürültü patırdı çıkarabilirdi.
Yasemim Güldiken. 17 yaşında. 22 yaşındaki bir erkeğe kaçmış. Adam 6 ay sonra getirip anasının babasının evine bırakmış Yasemin'i. Yasemin hamile imiş. Ama kendisi de bilmiyormuş. Sonradan öğrenmiş. Adam hiç bilmiyormuş.
-Arayıp bir haber uçursaydın hamile olduğunla ilgili, bebek olduğunu söyleseydin dedim.
-Hiç bir şey değişmezdi. Hiç ilgilenmezdi ki. Hiç aramıyor beni, dedi.
Nikahın var mı? dedim
-Yok, dedi
Annesi de 40 yaşlarında Yasemin'in. Bu geldikten sonra da büyük kızım kaçtı dedi anne. Bunun kaçtığı yetmiyormuş gibi bir de o çıktı başıma der gibiydi.
-Bari o nikah yaptırsın, nikah çok önemli, yoksa hiç bir şeyden hak iddia edemez dedim.
-Bu ayın 22 sinde düğünü var dedi.
Yasemin Güldiken 112 Hızır Acil ile bizim hastahanenin aciline getirildi. Ankara Hastahanesine gitmişler. Zekai Tahir Burak Doğumevinde yaşanan bebek ölümlerinden dolayı hastahanenin yatakları dolmuş, Yasemin'i kabul etmemişler.
-Al götür doğumevine demişler.
Annesi diyor ki:
-Nasıl götüreyim, neyle götüreyim dedim onlara.
-Neyle götürüsen götür dediler bana, ben de başhekime çıktım, o ayarladı ambulansı bana.
Ben bir taraftan nöbetçi doktoru telefon ve telsiz ile ararken bir taraftan da hastanın anamnezini almaya çalışıyorum. 112 personeli iki erkek odada oturuyorlar. Birini şoför diğerini de doktor tahmin ediyorum.
-Hastanın açıklığı var mıymış?
-Bilmiyoruz dedi elinde teslim tutanağı defterini tutat iri yarı olanı.
Bu cevabı alınca ben hemen hastayı muayene odasına aldım. Muayenesini yaptım. 2 cm açıklık. Silinme çok iyi. ÇKS (+) hastayı doğum salonuna yatırabilirim. Durumu hakkında bilgim oldu. Yalnız halen nöbetçi doktoru bulamadım. Gelip defteri imzalayıp hastayı teslim alsın. Şoför olduğunu tahmin ettiğim diğerine sordu:
-Hastayı muayene etmişler mi hastanede?
-Yok etmemişler.
Bu sefer Yasemin'e sordu. Yasemin:
-Hayır, dedi.
Bu sefer bana dönerek:
Ben doktorum dedi.
Ben de kendisine hastayı teslim için doktorun mu gelmesi lazım yoksa ben de teslim alabiliyor muyum dedim.
-Alabilirsiniz dedi. Hastahane buradan doktorla konuşmuş, dedi.
-Kiminle diye sordum.
-Hilmi Beyle
-Ha Doğum Salonunun doktoru ile. O zaman imzalayayım dedim ve adımı yazıp imzalayarak hastayı yani Yasemin' teslim almış oldum.
Yasemin'in giriş işlemlerini yaptırdık. Yatış işlemleri için hastahane giriş kağıdını okuyup imzala dedim. Yasemin epey bir zaman kağıtla vakit geçirince kendisi bundan rahatsızlık duydu :
-Benim okumam biraz zaman alacak, yavaş okuyorum da, dedi.
-Vaktimiz var, rahat rahat oku dedim. Sen kaçtığında hangi okula gidiyordun diye sordum. Ben bırakmıştım , diye cevapladı.
-Orta-lise hangisini bıraktın dedim.
-İlkokul, dedi. Şaşkınlık ve inanamazlıkla baktım. Bu arada yatışla ilgili işlemleri annesi tamamlayıp geldi ve bir personel ile Yasemin'i doğum salonuna gönderdim.İşte yasemin'in öyküsü böyle.
Zeynep Şahin 25 yaşında. İlk gebeliği ve doğum için hastaneye gece müracaat etti. Suları gelmiş. masada muayene edeceğim sırada da suları geldi. O kadar korulu bir hali var ki. Muayeneden çok korkuyor besbelli. Neredeyse titriyor bile diyeceğim. Sakinleştirip ürkütmeden muayenesini yapmak için onunla tatlı dille konuşuyorum. Biraz rahatlar gibi oldu.
-Niçin kendini hazırlamadın doğuma 9 ay boyunca, dedim.
-Hazırladım, okudum ama yinede çok korkuyorum dedi.
Korkma, bütün bebekler doğarlar. Senin gibi milyarlarca kadın bu ağrıyı çekti ve doğumu yaptı. Sen de doğuracaksın. hatta yarın akşam bu saatlerde bebeğinle yatıyor olacaksın dedim. Ben öyle deyince gözleri ışıdı. bebek sevgisi yüzüne yansıdı.
muayeneyi yaptım. 3-4 cm açıklığı var galiba. yatırıyoruz. Salonda oturan hanım da kayınvalidesi imiş.Ona da takıldım:
-Bak, gelini hazırlamamışsın, doğumdan korkuyor dedim.
-Hazırlamıştım ama bir iki hafta önce erken doğum eylemi nedeni ile hastahanede yattı orada bir kadın güç doğum yapmış ne ondan sonra çok korkmaya başladı.
-Doğum salonuna refakatçi oluyor mu diyue sordu Zeynep
-Yok olamıyor. Orada 10 hasta varsa 10 da refakatçi olur, o zaman biz iş yapamayız, Sonra siz lerde naz yaparsınız. Tanıdık olmazsa kaderine razı olur doğumu yaparsınız dedyince Zeynep bana hak verir bir şekilde başını salladı. Dosyası gelince doğum salonuna gitmek üzere yanımızdan ayrıldı.


Bu düşük fetüs resmi 26 yaşında 4. bebeğine hamile kalan Burcu Mergen isimli bayana ait. Fetüs 14 haftalık.DÜN EVİNİ TAŞIYAN BURCU bu gün ikindi vakti kanaması olur ama aldırmaz. Geçer diye bekler.Saat 20 civarında evsahibi ve hanımı Burcu'yu hastahaneye getirdiler. Kanaması artmış. Burcuyu hemen masaya aldım. Doktoru yukardan çağırdım ve Burcu'nun rahim ağzından dışarıya bu cenin atrılmış vücut tarafından. Doktor pens ile tutup çıkardı. Bende daha evvelden düşük görmediğimden birbirine büzüşüp kıvrılan bu gri et parçasını alıp inceledim. Boyu 3-3,5 cm kadardı. İki siyah pörtlek nokta dikkatimi çekti hemen. Onlar da gözü oluyor tabii.. BAŞI ÇOK BELİRGİNDİ.Vücudu da. Göbek kordonu bile minicik ve ince idi. Ultrasonda bakıldı, eşi anne rahminde imiş.Eşini çıkarmak için Septik servisine yatırdık Burcu'yu. Doktor küretaj yapıp temizleyecek rahmin içini. İnkomplet(tamamlanmamış düşük) İşte ben de resimleyip buraya aldım.
Pazartesi yi salıya baglayan sabahta saat 06'ta acil polikiniğe iki büklüm ızdırap çeken bir genç kadın gelir. Nöbetçi ebe hastanın öyküsünü alır ve şikayetlerine yönelik olarak ilk tahlillerini ister. Kan ve idrar istemiştir. Sonuçlar çıktıktan sonra nöbetçi doktora telefon açan ebe hasta ile ilgili bilgi verir ve nöbetçi doktoru çağırır. Doktor 10-15 dakika kadar sonra gelir. Bu arada esmer uzun boylu kadın koltukta oturma yerine yere iki büklüm çömelmiş ve eli ile karnını tutmaktadır. Doktoru sabırsızlıkla beklemekte ve :
-Nerede kaldı bu doktor demekte iken doktor içeri girer ve hastaya:
-İşte geldim, geçmiş olsun neyiniz var diye sorar.
Hasta kadın anlatır, doktor çıkan tahlillere bakar bir de ultrasonla bakar ve kanaatini açıklar:
-Bu kadar ızdırap çektirecek bir şeyin yok, bunlar basit bir tedavi ile geçecek şeyler der.
Hasta kadın bundan memnun olmaz ve şöyle der:
-Otistik Çocuğu da Tedavi Edebilir misiniz?
Dün gece nöbetçiydim. Ne kadar gebe varsa hepsinin suları gelmiş bu akşam. En az 7-8 gebe geldi bu şekilde.Hele bir tanesi kaç tane koltuğumuz var ise hepsine ıslak pijaması ile oturup hepsini bir güzel kirletti. Songül hanım da onun arkası sıra elinde ilaçlı bez silip temizledi. Erken Membran rüptürü tanısı ile hepsine yatış verdik.
Birisinde vaginismus varmış. İlk gebeliği. Suyu evde gelmiş. Hastahaneye gelmişler. Muayene edeceğim zaman kendisinde vaginismus olduğunu söyledi. Eşi ile nasıl birlikte oldu, hamile kaldı bilinmez ama ben muayene masasında sadece hastanın suları gerçekten gelmiş mi diye turnosol kağıdı ile bakabildim. Kendisini masadan kaldırdım. Nefesi de sigara kokuyor. İnsanımız bir başkasının yüzüne doğru uff çekerek neden nefesini boşaltır ki? Nefret ediyorum suratıma solunmasından. Her zaman da bir kaç gebe bunu yapıyor. Kalpleri kırılmasın diye bir şey demiyordum ama artık akşam dayanamadım, söyledim.
- Başkasının yüzüne nefesini verme bir daha emi canım. Bak bir de sigara içmişsin. Gebelikte içtin hadi ama bebek doğduktan sonra içme bari. Gebe iken sigara içen annelerin bebekleri düşük ağırlıklı doğabilir,erken doğum olabilir, doğumdan sonra bebekler daha fazla diğer bebeklere göre hasta olabilir, bağırsak enfeksiyonlarına daha hassas olabiliyorlar. Bütün bunları göze alıp nasıl sigara içtin?
Yüzünde suçlu bir gülümseme oldu sadece. Doğumdan sonra da sigaraya devam edeceği muhakkak. Şansız bir bebek diye düşündüm karnındaki bebek için. Annesini seçme şansı yok kii.
Giyin, gel dedim. Kayınvalidesi imiş bir hanım geldi, durumunu sormak için. Muayane olmak istemedi dedim sadece. Vaginismus meselesini ortaya sürmedim. Kayınvalide nede olsa. Aile problemi çıkar, bir şey olur. Ben sebep olmayayım. Kayınvalide her şeyden habersiz gelini ikna etmeye yanaştı.
- Muayene ol kızım, neden olmadın?
Gelin sessiz kaldı. Ben de oralı olmayıp konunun kapanması yönünde tavır koydum:
-Şimdi yatıracağız doğum salonuna.Suları gelmesi nedeni ile. Gerekirse orada muayene olur. O zamana kadar da kendisini bu işe hazırlar dedim kayınvalideye.Kayınvalide geri çekildi ben böyle söyleyince. Eli yüzü düzgün, aklı başında birisine benziyor kayınvalide. Ama gelin için aynı şeyi söyleyemiyeceğim ne yazık ki.
Güvenlik acil bir hasta var abla diye kapıdan seslenip gitti.
Hemen eldiveni giyip hasta kabule koştum. 3-4 kişinin ortasında bir gebe ayakta duramıyor. Ağrısı çok sıkıştırıyor belli. Doğumu yakın herhalde diye düşündüm. Muayene için acilin önüne geldik. Kapıdan içeri giremedik daha. Ağrıdan iki büklüm kıvranmaya ve ıkınmaya başladı. Hemen kendisinin ağrısı geçince tekerlekli sandalyeye oturttum, birisinin asansörü çağırmasını söyledim, koridorun öbür ucuna kadar epey bir mesafemiz var, koşturduk, asansörle yukarı çıktık. Hastayı yukarda doğum masasına aldık. Buradaki arkadaşlar hemen işe koyuldular. 3 dakika içinde bebek doğdu. Doğumu izledikten sonra aşağıya indim.''Seninle nöbet tutmak istemiyorum abla, senin nöbetlerin çok yoğun geçiyor ''diyen hemşire de bu gece doğum salonunda nöbette:
-Emine abla dikkat ettim senin nöbetlerinde böyle hasta çok geliyor, dikkat ettim de sana çok oluyor bu deyince diğer gebeyi doğurtan hemşire:
- Böyle olsun, iyi böyle ne güzel geliyor, hemen doğuruyor, kimileri bekle bekle doğuramıyor dedi. Hep birlikte bu şekilde gelen hastalardan memnun olduklarını belirttiler ama gelin de bana sorun. Bu hastalar 5 veya 10 dakika daha geç gelseler arabada yada korıdorda doğum yapacak hastalardı. Zor yetiştirdim. İlki masaya yatar yatmaz 3 dakika içinde doğurduğuna göre siz düşünün artık.
Gece 3 gibi aynı böyle bir olay daha yaşadım. Yalnız bu sefer muayenesini yapabildim. Açılma tama yakın. Her an doğum olabilir. Hemen bu hastayı da koşturup yukarıya götürdüm. Masaya alındı. Hemşire arkadaşlar poşu açıp doğurtmaya başladılar hastayı.
Saat 06 da yine böyle bir gebe daha da. Bunu da koşturduk doğum haneye yetiştirdik.
Sabaha kadar doğum salonuna 14 hasta yatırdım.Bunlardan iki tanesi sezaryen ameliyatı ile doğum yaptı. Birisi vaginusmus olanı, diğeri de birinci bebeğini sezaryen ile yapıp, bu gece de ağrısı başlayıp gelen bir gebe idi.
Bu gün 26 Nisan 2008. Ben nöbetçi ebe olarak doğumevi acil polikliniğinde görevimi gündüzkü nöbetçiden devir aldım. Gelen hastalara bakıyorum. Burada hastayı biz karşılıyoruz. Nöbetçi doktor koridorun sonunda ve ikinci katta kalıyor. Hastanın öyküsünü alıyor, gerekli kayıtları yapıyor, gerekiyorsa vaginal muayeneyi yapıyor ve yine de gerekiyorsa kan idrar,nst tetkiklerini isteyip yaptırdıktan sonra bunların değerlendirilme aşamasında doktora haber veriyoruz.Bazı doktorlar acile bile gelmeyip, tetkiklerle hastayı yukarıya odasına istiyor. Ayağa servis yani..
Asıl anlatmak istediğim de bunlar değil bugün. Başka bir şeyden bahsedeceğim. Okur yazar olmaktan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan bahsedeceğim.Bazıları bunun ne demek olduğunun farkında dahi olmayabilirler. Okur yazar olmasaydık bu gün hayatımız şu ankinden nasıl olurdu bunu hiç düşündük mü? Bu yazılanları okuyabilir miydik. Ya o güzel dünya klasiklerini veya elektronik eşyaların kullanma kılavuzlarını yada şu an yaptığımız bu mesleğimizi yapabilir miydik? Kazancımızı nasıl elde eder, ne yer içerdik acaba?
İşte bunları yazmama sebep olan da bir gebe. Adı Hanife Atik.29 yaşında. Kendisi soyadı gibi atik ama ne çare ki okur yazar değil. İki çocuğu var, daha resmi nikahı yok. Üçüncüsü de geliyor. Sosyal güvencesi yok.Kocası geçimlerini kağıt, hurda toplayarak temin ediyormuş. Her ikisi de gençler.Ama şu okur yazarlık yok mu? İşte boyunlarını büken de bu.
Hanife son adet tarihini bilmiyor. Kaç aylık hamile bilemiyor. Bir arkadaşı hesaplıyormuş, onun hesabına göre bu pazar değil, gelecek pazar doğum yapacakmış. Kanama şikayeti ile bize başvurdu.Muayene ettim. Açılma yok. Kanama müspet.NST yaptım. Sonra doktor kan ve idrar tetkiki istedi. Kocası gitti veznede ödedi, barkodları getirdi. Keçiören'in yüksek bir yerinde çadırda yaşıyorlarmış. Buraya Adana Osmaniye'den gelmişler. Hanife doğum yapınca küçük bebeğe de çadırda bakacak. Sosyal güvenceleri için Yeşil Karta müracaat etmelerini söyledim.Ama buradaki muhtarda kayıtları olmayınca Yeşil Kart işi de olmaz. Bir dilekçe örneği yazdırayım diye eşini yanıma çağırdım.Adı Ahmetmiş. İşte o zaman Ahmet'in de okuma yazma bilmediğini öğrendim! Bu genç aileye üzüldüm.Kendi çapımda yardım etmek için çırpındım. Hem fakir ol, hem de cahil. Bu iki güçlükle doğrusu çok iyi başediyorlar.Fakat terbiyeli idiler. Burada bize gecekondudan nice hastalar gelir ki güçleri olduğu halde 15.50 YTL. giriş ücretini ödemezler.Bu insanlar çadırda hayat sürüp, kağıt toplayıp satmalarına rağmen belki de cebinde olan son kuruşunu hastahaneye yatırdı. Gelip bana tek bir kelime etmedi. Paramız yok, ödeyemiyoruz diye diğer bazı kişilerin yaptıklarını yapmadılar.Ben ne yalan söyleyeyim öyle bir olay bekliyordum.Taa Adana Osmaniye'den kalkıp Ankara'ya rızıklarını kazanmak için gelmişler.
Dilekçeyi Ahmete yazdıramayacağımı anlayınca başladım ben yazmaya. Bu sefer de nikahlarının olmadığını söylemediler mi? Baktım bu ailenin işi hepten kötü.
- O zaman dedim Ahmet'e, dilekçeyi Hanife'nin adına yazacağım. Çocukları üstüne aldın mı dedim. -Yok o almadı, dedi Hanife . Ben aldım çocukları üzerime.
-Niye sen aldın. Nikah olmasa bile artık erkekler de çocukları üzerine alabiliyor!
-Nüfus cüzdanı yoktu onun dedi Hanife. Daha yeni çıkarttı!
-Ayy bir de oda mı yoktu. Tuh tuh, ne kadar üzüldüm ben size, dedim. Ama ne olursa olsun mutlaka okuma öğrenin. Halk Eğitim Merkezleri öğretiyor. Oraya gidin. Lafın burasında Ahmet söze girdi:
- Ben askerliğimi yaptım.
- E iyi işte. Askerde öğretiyorlar. Öğrenmedin mi?
- Yok öğrenmedim ben.
-Niye öğrenmedin çocuğum? Ayağına gelen fırsatı kaçırmışsın. Sen şimdi senin çocukları ne yapacaksın?
- Onları okutacam abla.
- Okutacaksın ama onlara okula giderken hiç bir faydan dokunmayacak. A'yı yanlış yapmışsa düzeltemeyeceksin. Hiç bir şey öğretemeyeceksin. Çocuklar için de bu bir eksiklik. Onlara bir faydan dokunamayacak.
-Evet, doğru söylüyorsun abla.
Dilekçeyi yazıp bitirdim bu arada. Hanife'ye de imzalattım.Yüksek seesle kendilerine de okudum.
Hanifeye de tembih ettim. Ağrısı artarsa,kanaması artarsa,suları gelirse hemen gelecek. Gittiler. Bana da çok teşekkür ettiler. Selin'e olmayan iki tane eldiveni hastahaneye getirmiştim; fakir aile geliyor, onlardan birine veririm diyerek. Bunlara kısmet oldu. Hanife'ye verdim.
Tam odama geçiyordum ki Hanife'nin dosyaya imzasını almadığımı farkettim. Hemen dışarı çıktım. Hastahanenin önünden beyaz bir minibüsün kalkmakta olduğunu,arkada oturan iki hanımdan birinin Hanife'nin yanında olan kadın olduğunu tanıdım. Dışarıya hemen çıktım ama araba hareket etmişti bile. Direksiyonu yola kırdı, minibüs gidiyordu. Durdurmak için ne yapabilirim ki ıslık çalmaktan başka. Ben de öyle yaptım.Hem de elimle dur işaretini de yapıyorum belki dikiz aynasından görürler diyerek. İkinci çalışımda araba durdu. Ahmet önden indi. İmza almam lazım Hanifeden dedim. Hemen Hanife'nin kapısını açtı. Hanife bir karalamadan ibaret olan minicik imzasını çiziktirdi beyaz kağıt üzerine. Tekrar bana teşekkür ettiler ve gittiler.
22 Mart tarihinde nöbetçiydim. Yoğunluktan ziyade ilginçliklerle dolu bir nöbet geçirdim. Gebelerde hiç de azımsanmayacak oranda son adet tarihini bilmeyenler var. Bu nedenle gebe kaç aylık hamile olduğunu bilmiyor bu konuda sağlık personeline ışık tutacak bir bilgi veremiyor. Bundan dolayı da benim günüm geçti, 42 haftalık hamileyim diyerek geliyor.Eğer gebeye inanırsak hemen kendisini doğurtmamız gerekiyor.Özel gittiği poliklinikten kendisine son adet tarihini söyşlemişler de o da hesplamış 42 haftalık hamile çıkıyormuş.Burada dikkat edilecek nokta kendisinin son adet tarihini bilmemesi ve bunu gittiği poliklinikten öğrendiğini bize söylemesi ve kendine inanmamamızı istemektedir. Böyle birisine nasıl inanalım? Ya yanılıyor ise?
Evet bazı ziyaretçilerim bilirler gebelerin vaginal muayeneye hazırlanmayı bilmedikleri ile ilgili yazımı. Bu gece yine o şekilde iki olay yaşadım. Gebe hazırlanmış, masaya çıkıyor ki ne göreyim pijamasını dizlerinden biraz aşağıya indirmiş o şekilde jinekolojik masada yatıyor ama ayaklarını nasıl masaya yerleştirecek?
- Nasıl ayaklarını buraya koymayı düşünüyorsun? dedim.
- Tamamen çıkaracakmıydım? diye sordu.
-Lütfen, zahmet olacak ama, istersen bir paçan kalsın dedim.
Bu gebeden 1-2 saat sonra bir başka olaydayız şimdi. Gebemiz eski sezaryenli bu ikinci gebeliği ağrısı tutmuş gelmiş. Ben de muayane edip, rahim ağzında açıklık var mı diye bakacağım. Gebe muayene odasında hazırlanıyordu. Ben de içeri geçtim.Eldiveni giydim, ayaklarını şuraya koy diyerek masadaki ayak koyma bölümünü işaret ettim. Gebe de söyleneni yaptı ve ne göreyim! İç çamaşırı ile masaya çıkmış.Artık ben de yavaş yavaş bu garip ortama ayak uydurmaya başladım galiba ki kendimi sakin kalmaya zorlayarak:
-Seni nasıl bu şekilde muayene etmemi bekliyorsun diye sordum
-İç çamaşırını kast ederek çıkaracak mıydım diye sordu.
- Tabii ki çıkaracaksın. Bak, sen tecrübeli bir gebesin. Bir çocuğun var. Daha nasıl doğum için muayene yapılıyor öğrenemedinse ayıp vallahi dedim.
Hiç sesini çıkarmadı. Usulüne göre hazırlandı ve muayenesini oldu.
Bir başka ilginç bir olay da genç bir kadınla ilgili. 5 aylık evli ve aşağı yukarı her ay dört beş kere hastahaneye gelmiş. Yapılan tetkik de bol bol kanda gebelik testi olan Beta HCG. Nöbetçi doktor genç kadının dosyasını inceleyip bunu tespit etti. İlginç olanı kendisi de Beta HCG istemesi ama bunu da istemesi gerekiyordu çünkü gelin hanım geçen ay çok az adet gördüm şimdi de karnım ağrıyor diyerek akla bir gebelik şüphesi sokuyor vede acaba hamile ise bir düşük tehdidi mi var sorusunu getiriyordu.Ve tüm diğer tahlillerinde olduğu gibi hamile çıkmadı. Doktor ginekolojik muayene yapacağını söyleyince gelin muayene olmak istemedi. Ben kendimi tutamadım artık ve:
- Bak, sen hastayım diyerek acile gelmedin mi Burcu?
-Evet
- O halde muayeneni olmalısın canım. Eğer korkuyorsan bunda hiç korkulacak bir şey yok.Durmadan gelip gidersin böyle. Muayeneni olmazsan dedim.
Aklı yattı ve muayene odasına geçti. Doktor hanım orada kendisi ile uzun uzun konuştu. Çok sık gelip gittiğini ve kendisindeki bu sorunun halen neden bulunamadığını,ya kendisinde yada doktorlarda mı bir eksiklik olduğunu Burcuyla konuştu.Ailesi, kocası, kayınvalidesi ile mi problem yaşadığını sordu. Baktım konu uzuyor ben onları içerde bırakıp çıktım. Gerisini bilmiyorum.
En ilginç olay,olmasından hep korktuğum şey oldu! Arabada doğum yaptırdım! Sabah 06 gibiydi galiba. Acilin kapısından zayıf hırpani kılıklı genç bir adam arabada hasta var doğuruyor diyerek bana seslendi ve gitti. Ben hemen eldivenlerimi giydim. Bayan personel de giydi.Doğum setini alıp caddeye koştum. Renonun içinde iki kadın, arka koltukta birisi yatıyor. Bu doğum yapanı. Diğeri ne yapacağını bilmiyor ama bir şey de yapmak istiyor. Hemen gebenin ayak ucuna geçtim.Pijaması üzerinde. Aşağı indirdim ama çıkarmadım.Bebeğin gövdesi doğmuş, kafa çıkmamış. Çene takılmış diye düşünüyorum ama makat doğum olduğunu hiç aklıma getirmiyorum telaşımdan. Ne kadardır bebek böyle diye sordum. 5 dakikadır cevabını alınca iyice telaşlandım. Bebek ölmüş veya ölmek üzere olabilir diyerek.Oksijensiz kaldı, ölecek diyorum kendi kendime. Anne salmış kendini hiç ıkınma yok. Dümdüz yatıyor. Böyle ıkınılmaz, kadının arkasını kaldırmak gerek, hemen diğer kadına gebenin arkasını kaldırmasını ve kendisine yaslamasını söyledim, ben de bebeğin başını çıkarmaya çalışıyorum ama çıkmıyor, kenetlenmiş kalmış içerde sanki. Dilate yapıp kanalı esnetmeye ve bu arada çeneyi yakalamaya çalıştım. Gebeye ıkınmasını söyledim. Talimata uyan yok, sesimi yükselterek tekrarladım. Bu sefer gayret etmeye başladı. Hadi bebek ölecek yoksa çabuk ol dedim. Bu çok etkili oldu. Öyle bir ıkınmaya başladıki baş çıktı o hale ıkınıyor. Artık yeter, dur ıkınma dediğimi duymuyor bile. O ıkınma ile eşin yarısını bile çıkardı. Besmele ile göbeği kestim, getirdiğimiz bezi personelden alıp bebeğe sardım. Ama nefes almıyor bebek. Pestil gibi kendini bırakmış bir vaziyette yatttığını görünce göğsünü ovaladım. Bir iki sağa sola hafifçe sallladım arabada. Nefes alır gibi ağzını kıpırtdattığını görünce personel bebeği küvöz bölümüne götürdü hemen. Anneyi tekerlekli sandalyeye alıp hastahaneye aldık, önce septik servisine götürdük, biz en son alıyoruz hariçte doğumu, önce doğum salonuna gitmeniz lazım dedi hemşire arkadaş, doğuma gidip teslim ettim hastayı.
Ağrısını evde çekmek istemiş bu gebe. İkinci bebeği. Ama kendisini ayarlayamadığından hem kendisi, hem bebeği ve hem de bizi bayağı uğraştırdı. Bebeğin ters olduğunu da biliyormuş üstelik ama bunlara hep cahillik neden oluyor. Yoksa aklı erse bu kadar rezilliği göze alır mıydı? Allah hem onun hem bizim yüzümüze baktı da bebeğe bir şey olmadı. Halen bilmiyorum bebeğin cinsiyetini. O kargaşada çocuğun cinsiyetinin hiç önemi yoktu yaşamasının dışında.
Dün sabah Selin'i okula gönderdikten sonra biraz yatmayı planlamıştım ama yatmadım sonradan. Nöbete gideceğim için biraz daha dinlenmek istiyordum. Ancak hastahane evime çook uzak olduğundan evden erken çıkmam gerekiyor. Ben de zamanımı yatarak geçirmek istemedim. Kahvaltıdan sonra evdeki işlerime baktım. Eşim zorla beni yatırmak istediğini söylemesine rağmen kabul etmedim. Koridoru sildim.Ama koridor da koridor yani. Bayağı zamanımı aldı. Çok uzun. Çamaşırları yıkadım. Serdim. Lezzet Mutfağından tarifini aldığım havuçlu toplardan yaptım.Çorba ve sosisli makarna yaptım. Selin'in babasına problem çıkarmadan yiyeceği yemekler olmasına dikkat ettim.Saat 14.20 de evden çıktık. Otobus durağındayız. 123 numara bir kaç dakika sonra geldi.Hava o kadar bahar kokuyordu ki...
Eskişehir yolunu takip edip Ankara'nın içine giren otobüsümüz Meşrutiyet caddesindeki durağında durduğunda buradaki kalabalık ve hareketli nüfus dikkatimi çekti.Kızılayın Sağlık bakanlığının olduğu taraf olan Mithatpaşa Caddesi ise o kadar kalabalıktı ki insanlar üst geçit yerine yolu kullandıklarından otobüsümüz yayalara çarpmamak adına çok özen gösterdi.
Necatibey'de indim. sıhhıye Köprüsüne kadar İstanbul kadar olmasa da yine oldukça kalabalık olan insanların arasından kendime yol bulmak için zorlandım.Köprüye doğru giderken orta yaşlı bir beyfendinin güvercinlere ekmek bölüp attığını ve hatta onları elinden beslediğini görünce dayanamayıp resim çektim. Bloğuma ekleyeceğim.
Sıhhıye'de 303 numaralı otobüse binerek iş yerime gittim. Bu akşam çift ebeyiz acil poliklinikte. Diğer arkadaşım gelmiş, nöbeti teslim almış ve nöbetçi doktor ile hastalara bakmaya başlamışlar.
Doktor hanım yerinden tam 1 saat 20 dakika hiç kıpırdamdan mütemediyen hastalara baktı. Sonuç göstermeye gelenler, düşük yapanlar, karnım ağrıyor diyenler, kistim mi patladı acaba sol yanım ağrıyor diyenlere bakıldıktan sonra içeriye beyaz tenli, çekik gözlü genç bir kadınla kocası girdiler ama kadın ayakta duramıyor, pelte gibiydi. Uyuşturucu mu içmiş diye düşündük. kocası öyle bir alışkanlığı olmadığını söyledi. 4 aylık hamile imiş bayıldığı için hastahaneye getirmiş. İlaç içiyormuş ama antibiyotik imiş. Tansiyonunu ölçmek için gebenin yanına gittim. Kolunu açamadığı gibi kolunu tutamadı bile.O arada biraz sorguladım. Ne ilacı içtin diye. Başı ağrıyormuş, ağrı kesici içtiğini söyledi.Kocası ilaçların kutusunu ortaya, masaya koydu.Tansiyonu iyi idi ama nabız çok hızlı ve zayıf atıyordu. Saymakta çok zorlandım.90 civarında bir nabız ölçtüm.Ultrasound için gebeyi diğer odaya götürdüm. Sedyeye yatar yatmaz hemen yan döndü. Uyumak istediğini söyledi. Doğum salonundaki nöbetçi doktor da geldi. tam o sırada diğer ebe arkadaş ve ben gebeye kaç ilaç içtiğini sorduk aynı anda. HEPSİNİ şeklinde cevap verince şaşırma ve olayın teşhis edilmesinin verdiği bir rahatlama oldu. Niçin bu şekilde kendisini saldığı ve bayıldığı anlaşılmış oldu. Mide lavajı için hasta bir başka hastahaneye sevk edildi. Kocasına eşinin intihar amacı ile ilaç içtiği söylendi. Zaten hanımı gerçekleri itiraf ederken o da yanımızda idi. Gebe kadın tamamiyle kendinden geçmeden son ayık dakikaları içinde intihar girişiminde bulunduğunun kendi ağzından duyup tedbirin alınması hastanın şansı oldu.Doktorun diğer hastahanedeki doktora yazdığı not ve genç adamın tekerlekli sandalyeye yerleştirdiğimiz eşi ile gidişini izledikten sonra diğer hastalara bakmaya devam ettik. Bu gece 45 hasta ile rekor kırıldı. O yüzden yazacak çok şeyim var. Devamını daha sonra getireceğim. Şimdilik hoşçakalın. Formamı ütülemeye gitmem lazım ..
Akşam saatinde sonuç gösteren karnı burnunda olan bir gebe doktordan bir ricada bulunacağını söyledi.Doktor da tabii buyrun deyince gebe:
- Sizi ilgilendirmez ama sağlık karnemizin süresi cuma günü doluyor. Cumaya kadar doğum olsa da masrafımız olmasa deyince doktor da muayene odasına geçmesini ve hazırlanmasını istedi. Muayene edecek, bir bulgu bulursa da yatıracak. Hastayı hazırlamak için ben de odaya girdim ama biraz önceki mantıklı kadın gitmiş yerine korkan ve muayeneyi yaptırmak istemeyen biri gelmişti. Ben de şaşırdım.Onu ikna edip masaya yatırdım. Ne kadar mantıklı hareket ettiğini, şimdi ise mantıksız hareket etmeye başladığını söyledim. Doktor geldi, eldiveni giydi, gebe masadan doğruldu, özür dileyerek muayeneden korktuğunu ve muayene olmak istemediğini söyledi. Doktor gebenin isteği üzerine muayene etmek istediğini ve olmak istemiyorsa masadan kalkabileceğini söyledi ve gebe kalktı.Bu gebenin korkusuna bir anlam veremedim. Herhangi bir müdahale yapılmıyor, sadece ginekolojik muayene yapılacak, rahim ağzında açılma var mı yokmu anlaşılmaya çalışılacaktı. Eger bir bulgu var ise buna göre gebeye yatış verilecek ve doğum bebeğin başının iri olmasından dolayı sezaryen ile gerçekleştirilmiş olacaktı.Bütün bunlar ssk karnesinin süresi dolmadan olup bitecekti.Bu gebe korkusuna yenildi ve gitti.
Bir başka ilginç olayda 42 yaşında bir hanımın sol yanında ağrısı olduğunu söyleyerek muayeneye gelmesinden sonra oldu.Kisti olduğunu ve patlamış olmasından korktuğunu söylüyordu.Hasta kabule acile giriş yaptırın, dosya alıp gelin diye yakınlarını gönderdik.Vezneye muayene ücretini ödememişler. Ama muayene için hanım yanımızda bekliyor. Yakınları da koridordaki koltuklarda bekliyor. 3-4 kişi varlar. Üst baş iyi. 15 ytl ödenmiyor ama.Doktor etik davranarak muayene ücretini ödemeyen hastayı muayene masasına aldı ve muayenesini yaptı.Gerekli şeyleri ve muayene neticesini söyledi ve kadın acil kapısından çıkmış yakınlarının yanına gitmek üzereyken dosyayı alıp getirmesini söyledi kadına.Etekliğini düzelterek giden kadın son kez bizlere doğru baktı ve gözden kayboldu. Dosyayı getirmek demek 15 ytl'yi ödemek demek. Vee bu kadın dosyasını getirmeden çekip gitti. Tekrar gelmedi.
Bir vakkada gebe bir kadınla ilgili. Suları patlamış,hastahaneye geldi, muyenesi yapıldı. Suyu geldiği için yatış verilecek. Diğer iki doğumu sezaryen ile yapmış. Bu üçüncü gebelik. Bu da sezaryen olacak. Hastaya yatış vereceğiz ama sistem çalışmıyor. 15 ytl ödenmemiş olduğu için. Evden acele çıktık, yanımıza para almadık da ondan diyorlar. Arkadaş da dediki:
- bu kadar acele koşturup gelmeyi biliyorsunuz ama? Hastahaneye geliyorsunuz, para lazım olmaz mı insana?
Hasta kabul memuru yanımıza geldi. Sistemi açıp açmamakla ilgili doktorla konuşup gitti. Sistem açıldı, gebeye yatış verdik ve servise götürüldü.Bu gebe beş kuruş para ödemeden hem sezaryen olacak, hem de diğer sağlık hizmetinden iğne ilaç ve bakım yararlanıp hastahaneden elini kolunu sallayarak gidecek. Burada benim dikkatimi çeken nokta şu: İnsanlarımız hiç samimi değiller. Parası olan da olmayan da hizmeti beleşten almaya bakıyor. Hiç sesini çıkarmayıp parasını ödeyene haksızlık olmuyor mu bu? Ödeyenlerin ne suçu günahı var o zaman?Gebenin suyu gelmiş taksi tutup gelmeyi biliyorsunuz da cebinizde 10-15 ytl bulunmuyor mu? Bulunmuyor ise söylenecek bir şeyimiz yok. Ama sanki var da verilmiyormuş gibi bir hisse kapılıyor insan nedense.Sosyal güvencesi olanların da şakır şakır devlet parasını ödüyor ama bu paralar da hepimizin. Hastahaneler ve sosyal güvencesi olan insanlarımız bu güvencelerini suistimal etmesinler . Hastahaneye gidiyorsunuz eger güvenceniz varsa sizden bir yığın tetkiki hiç düşünmeden istiyorlar. Eğer ücretli hasta iseniz gerçekten lüzumlu tetkikleri istiyorlar.Sağlık konusunda çok savurganız.