Number of online users in last 3 minutes
Özel Arama

18/4/2009 · Kategori: SELINLE HAYATIMIZ

            Üstelik  çıkışta süpriz hediye de veriyorlar. Haydi anne ve babalar veya ablalar, ağbiler çocukların elinden tutun ve size en yakın sinemaya gidin. 19 Nisan Pazar son gün.Bütün sinemalarda oynuyor , Ülker 23 Nisan Çocuk Bayramı'nı bu şekilde kutluyor.
          Bu sabah erkenden okula gittik. Davul zurna eşliğinde folklor provası yapıldı. 23 Nisan'da gösteri yapacaklar. Burada bir arkadaşı ile sözleştiler benim muhalefetime rağmen, birlik oldular. Arcadium'a gittik. Kızlarla  birlikte ben de sinemaya hiç bir ücret ödemeden girdim. Film gerçekten çok güzeldi. Büyüklere de hitap ediyor yani. Biraz komedi biraz dram gibiydi. Eh çocuk filmi olunca biraz da doğaüstü güç olmalı değil mi? Zevkle birinci bölümü seyrettik. Ara verince  kızları tuvalete götürdüm, mısır aldım.
        2. yarı da nefisti. Çok rahatlatıcı, dinlendirici bir filmdi. Prenses rolünü oynayan kız da çok sevimli ve güzeldi. Onun amcası rolündeki genç bey de harika bir fiziğe sahipti.Dadı rolündeki hanım biraz sakardı ama komikti.Çok büyük, siyah bir köpek vardı, prensesi kötü adamlardan koruyup, şatoya getiren.Filmin sonunda köpek arslan oldu, Ay Prensesi de laneti bozdu, ay incilerini geriye, denize verdi.amcası da sediği kızla birleşti. Mutlu sonla bitti yani. Güldük, eğlendik.
         Çıkışta görevli iki genç kız çocuklara birer kutu verdiler. İçinde süt, şeker, jelibon, kek, sarelle vardı. Daha ne yapsın Ülker yani. Selin nasıl sevindi aldığı pakete anlatamam. Sanki ilk defa böyle şeylere sahip oluyordu. Çocuk çocuktur işte. Çocuğun zengini fakiri olmaz. Onların öyle saf temiz bir kapleri var ki. nedense büyüyünce kini nefreti öğreniyoruz, kibirli oluyoruz.  Ama küçük bir çocukken verilen ufacık bir hediye, birinin yanaklarını okşaması onları nasıl mutlu ediyor. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

1/4/2009 · Kategori: SELINLE HAYATIMIZ

Geçen sene olduğu gibi bu sene de yine Selin beni şakaladı. Ben de inandım. Çok geçerli ve gerçekçi bir konuyu işlemişti çünkü. Doğrusu şaka olabileceği hiç aklıma gelmedi. işte Selin'in 1 Nisan Şakası:
   Akşamları servisi siteye girmiyor. Ben de gidip nizamiyede bekledim bu akşam. Hoşuna gidiyor karşılam kendisini. benim de zaten son aylarda moralim hiç iyi değil. O mutlu olunca ben de kendi sıkıntılarımı unutuyorum. Mutlu oluyorum kısa bir an. Kızımı karşıladım. Havada ılık, öyle güzel ki... Ben hiç dışarı çıkmadığımdan havanın ısındığını ancak dün fark ettim.
    Kızımla sarmaş dolaş olduk geliyoruz. Ben de onu büyük insan gibi kabul edip ciddi konuları onunla konuşuyorum. Birileri ile paylaşmak çocuk dahi olsa çok iyi geliyor. Hafifliyorum biraz.
     Ben susunca bu sefer Selin konuştu:
- Anne biliyor musun, öğretmenim Başak'la kavga ettiğim için ikimizi de müdürün yanına götürdü,dedi.
   Şaşırdım. Selin ve Başak kavga etsinler! O kadar samimi arkadaşlar ki...Ama olmaz olmaz deyip inandım . Ne de olsa daha küçükler. Kavga da edebilirler tabii. Bu sefer de kavganın sebebini öğrenmek için ben sordum:
- Neden kavga ettiniz bakiim?
- Şey bahçede oynuyorduk, tartıştık, oda büyüdü, sonra Başak ''kulağıma vurdun'' dedi.
-Peki vurdun mu?
- Elim kazayla çarpmış olabilir. Sonra Başak bana şey dedi, ,işe yaramazsın dedi. Ben de öğretmenime söyledim. O da ''bıktım sizden, sizinle uğraşamam'' dedi ve kulağımızdan tutup müdürün odasına götürdü.
- Ee sonra ne oldu, ne dedi müdür?
- Bizimle konuştu.Sonra da sınıfa gönderdi.
 Ben bu duyduklarımı yorumlamaya çalışırken benim kız bana alttan bakıp gülümseyerek:
-Şaka şaka, inandın mı?  1 Nisan Şakası demez mi'

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/3/2009 · Kategori: SELINLE HAYATIMIZ

              Bu sabah Selin erken uyanmış. Ben de uyanığım ama gözlerim kapalı yatakta yatıyorum. Odamda bir tıkırtı duydum gibi geldi bana. Acaba kız mı uyandı diye gözümü açar açmaz yatağımın yanında duran çantamın önünde Selin'i diz çökmüş vaziyette gördüm. Hemen manzarayı kavradım. Çamtamdan gizlice para alıp okula götürecek!
            -Ne yapıyorsu orada? Paramı alacaksın çantamdan,dedim.
 yakalanmanın verdiği şaşkınlıkla ne yapacağını bilmez bir şekilde acemice:
             - Yoo diyerek kalkıp yanıma girdi. Ondan bundan konuşuyoruz. Daha çok Selin konuşuyor tabii.Beni öpüyor, dünyanın en tatlı en genç annesi olduğumu söylüyor derken:
             -Anne 3/A'nın ( kendi sınıfı) 5/B ile maçı var biliyor musun,dedi.
Geçen hafta da 4/A ile maç yapıp sınıfı yenilmişti. Küçücük çocukları koca çocukların karşısında top koşturduğunu düşününce:
             -Eşek kadar çocukların at kadar çocukların karşısında ne işi var, dedim.10 tane gol yerler,yenilirsiniz.
Selin:
            -Anne bari Midilli deseydin, dedi.
Ben:
            -Niye?
            -Öylesi daha şirin oluyor da, dedi selin cevap olarak. Fıkra gibi değil de ne şimdi bu. 
             Daha ne laflar ne laflar. Hele benim bisküvi, şekerlemeye yasak getirmeye çalışmama nasıl kızıyor, bunların sorumlusu olarak Ahmet Maranki'yi ve detoksu görüyor. 
-Bıktım senin Ahmet Marankinden. Şundan bir kurtulsam da rahatlasam yahu. Şekerlerimi rahat rahat yesem. Ahmet Maranki'ye şikayet dilekçesi yazacağım haa! diyor da diyor işte. 
  

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

17/2/2009 · Kategori: SELINLE HAYATIMIZ

Gerçekten benim kız bir alem! Bunu ben değil onu bütün tanıyanlar söylüyor. Selin başka bir şey hem çocuk, hem büyük,hem komik,hem de duygusal. O farklı, özel yaratmış rabbim. Allah herkesin çocuğunu ve benim afacanı nazarlardan korusun,şerlerden korusun. Amin.
Şimdi gelelim bir günde iki yazı ekleme sebebime. Çok nadir oluyor böyle yazılar. Hemen yazmayınca sonra unutuyorum. Benim buradaki günlüğümden hariç kendi defterime tuttuğum bir günlüğüm daha var ama zamanında yazamıyorum son zamanlarda. Biraz canım sıkkın. Kendi kendime bir şeyler düşünüp duruyorum. Bakalım ne sonuca varacağım. Göreceğiz zamanı gelince herhalde.
Selin okuldan gelmiş, site girişinde indirmiş servis ve Selin de nizamiyeden beni arıyor, diafon çaldı,koştum açtım,karşımdaki selin:
-Anneee babam yönetimde mi?
-Evet kızım
-Peki yanına gidebilir miyim?
-Önce bir eve gel, ödevlerine bakalım, bir şeyler ye iç bu arada babanı arayıp sorarsın, gel derse o zaman gidersin tamam mı? İstersen babanı şimdi oradan ara sor? Sonra da eve gel, babana gitme tamam mı?
-Tamam anne.
Bu kadar sıkı tembih şu nedenle yapıyorum: Geçen gün servisten inip direkt babasına gitmiş ben de evde gözüm camda çocuk bekliyorum. Babası aramasa daha yolda geliyor sanacağım.
Eve geldi bizim afacan. Elini koymuş zile uzun uzun çalıyor. Çanta sırtında, ağırlığı altında iki büklüm duruyor. Hemen içeri alıp, çantasını montunu aldım. Ellerini yıkamaya gönderdim. Dün bana sütlaç siparişi vermişti onu yaptığımı söyledim.Ellerini yıkamadan muzipçe mutfağa girdi
-Nerede bir göreyip, bakıp not vereyim! diyerek kaseye yapıştı. Elinden aldım ve elini yıkayıp gelmesini söyledim.
Geldi tarçınla süsledik ve alıp gitti. Yemiş geldi ikinciyi de kaptı ama ondan iki kaşık almış, bırakmış.
Banyoda Selinleyiz. Ben eşofmanını çekerken sordum:
-Ne bu gün yönetimi aramış, üşüttüğünü söylemişsin. Seni yalancı seni, dedim.
Hemen burnundan zorla nefes alma numarası yaptı ve bana külhanbeyi gibi yan yan bakarak şöyle dedi:
-Babamdan 1 lira daha aldım!
-Ne yani sen bu gün 2 lira mı harcadın?
Elini alnına ne yaptım ben anlamında götürüp dudaklarını komikçe büzerek:
-Çenem düştü, çenem düşünce ağzımdan neler düşüyor len.
Çenesi düşük olmak hiç iyi bir şey değilmiş!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

13/2/2009 · Kategori: SELINLE HAYATIMIZ

Bu sabah Selinciğimi binbir nazla edayla kaldırabildim. Babası her zamanki gibi hepimizden önce kalkmıştı ve yine her zamanki gibi çok acelesi vardı. Bir telaş içindeydi.
-Bu gün hava 13 derece ve kar yağışı verdi dedi.
-Yüksek yerlere yağar her halde diye pek ilgilenmez bir sesle cevap verdim kendisine.
-Evet öyle olur herhalde dedi. 13 derece ile nasıl kar yağacak bilmem ki diyerek cümlesine devam etti.
Selin'in banyodaki işi bitti oturma odasına geldik. Kendisi nasıl olduysa pijamalarını çıkarmaya başlamış! Allahım mucize gibi bir şey bu. Ben pek az yardım ettim kendisine. Kahvaltı olarak iki zeytin, yarım kibrit kutusu büyüklüğünde peynir ve yarım bardaktan az sade ılık süt getirdim. Bunları bile zor bitirdi. Hele sütü çizmesini giyerken ağzına zorla dayayıp bitirttim. Ha sütten önce minicik de ballı bir küçük lokma ekmek verdim ağzına da bu ne kadar kocaman bir şey diye bana söylendi bile..
-Anne bana poşetverir misin?
-Ne diye sana poşet vereceğim, ne yapacaksın, dedim.
-Karda kayacağım da. Bizim orada yüksek bir tepe var da.
Bizim konuşmalarımızı kayda almış. Biz yüksek yere yağar diye fikir yürütmüştük ya o da bunu okullarının bahçesinin arka tarafındaki tepeyle eşdeğer tutmuş anlaşılan.
-Aman yavrum o tepe bizim dediğimiz gibi yüksek değil ki yavrum.
-Yüksek, yüksek, çok yüksek orası. Sen poşeti ver, ben kayacağım.
Bu sefer babası ve ben birlikte o tepenin bu gün itibari ile kar yağışı alacak bir yükseklikte olmadığını anlatmaya çalıştık ise de anlamadı bizi.
-Buradan 100-200 metre daha yüksek yerleri kast ettik kızım.
-Ama burası da o kadar yüksek diye cevap verdi yeniden.
Sonunda Ankara'nın içine kar yağmayacağını, dışındaki yüksek yerlere yağabileceğini söyledik ve poşet vermeden servise bindirdim.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!