4/10/2008 · Kategori: GEZDİĞİM YERLER
Selin ve Eşim.Denizde görmeye alıştığımız martılar burada bahçelerde dolaşıyor, çay bahçesinde oturanların verdiği yiyecekleri yiyorlar. Adeta evcilleşmişler.
Bir de albatros kuşu resimledim.
İşte Albatros kuşumuz.
Bogaziçi Köprüsünden geçerken Boğazdan bir görüntü.
Beyoğlu İstiklal Caddesinde bulunan ünlü Çiçek Pasajı
Burası Altınkum Plajına giderken geçtiğimiz Rumeli Kavağı.Küçük oğlan çocuğu turistik bir geziyi at sırtında yaparken.

Selin ve ben Fenerbahçe Orduevi'nin bahçesinde.
Ramazan bayramı tatilinde bizde 3 günlüğüne İstanbula gittik. tatil 9 gün olmasına rağmen ancak bu kadar gittik çünkü 3 Ekim'de Cuma günü 24 saat nöbetim vardı. Bu kadarı da yeter dedik ve orduevinde de yer ayarlayınca Pazartesi akşmı iftar saatinde İstanbul'a vardık.İftarımızı Orduevinde yaptık.yemekten sonra odamıza çıktık. Eşyalarımızı yerleştirdik. TV'de bir çocuk filmi varmış Selin'le ona takıldık yattığımız yerden. Film geç başlamış anlaşılan bir türlü bitmeyince Seli'e kapatmayı teklif ettim, kabul etti ve uyuduk.
Ertesi sabah 30 Eylül'de kalktığımızda güneşli bir hava bizi karşıladı. Balkona çıkıp Fenerbahçe sahiline ve denize baktım. Denizin üzerindeki sis tabakası güneşle dağılmaya başlamış yavaş yavaş. Hazırlandık ve kahvaltıya gittik. Pek çok şey sipariş ettik. Bir aydır ilk sabah kahvaltısı tabi.
Bu gün kendimize bir program yaptık: Önce çok sevdiğimiz ve doğası ile manzarasından büyük keyif aldığım Altınkum Polajındaki kampa sahil yolundan boğazı seyrederek gittik. Öğle yemeği saatine denk geldik ve yemeğimizi deniz manzarası boğaz eşliğinde yedik.Yemekten sonra sahil boyunca yürüdük ve piknik alanına geldik. Burada deniz kıyısındaki çakıl taşlarına bakarken ve kimini de toplarken gri bir yılan gördüm taşların üzerinde.Küçük bir balık yiyormuş ama Selin'le benim gürültümden ürküp taşların üzerinde kıvrıla kıvrıla uzaklaştı ve yine büyük bir taşın altına girip gözden kayboldu. Selin'e de gösterdim. O çığlık çığlığa babasının yanına koştu. Yılanın boyu 35-40 cm bir şeydi herhalde.
Altınkum gezisinden sonra 4 yıl oturduğumuz Yeni Levent'e gittik. Önce kirada oturduğumuz siteye gittik. Sessizlik hakimdi. Dışarda tanıdık, aşina kimseye rastlamadık. Selin adaşı arkadaşını görmek istedi. Apartmanlarına gidip zillerine bastık ama açan olmadı kapıyı. Evde yoklardı herhalde. buradan lojmana uğraqdık. İki aileye uğrayalım dedi eşim ama ikisi de evde değillerdi. Buradan ayrılım Taksim'e geldik.
Harbiye Orduevi'nde akşam yemeğini yedik ve yaya olarak beyoğlu İstiklal Caddesindeki kalabalığa karıştık. İstanbul'un öyle bir ruhu var ki başka hiç bir şehirde bu duyguyu yaşamazsınız. Eski ile yeni burada içiçedir. Bir Osmanlı zamanında yaşarsınız bir de günümüzde. Bir günde pek çok kültür ve mekan değişikliği size çok hoş duygular yaşatır. Benim İstanbul tutkum da işte bu hoşluklardan. İstiklal caddesini Galatasaray Lisesini oraya kadar yürüyüp geldik. Sonu yani artık. Bu kadar yolu nasıl döneceğiz derken yanımızda Osmanlı'dan kalan tramvay durunca hemen daldık içeriye. Tıngır mıngır zamana yolculuk yapar gibi geldik Taksim meydanına. Buradan tekrar orduevi istikametine yürürken Meydanın parka bakan kısmına alış veriş standları açılmış. Orayı gezdik. Ebru yapan bir beyi seyrettik. Asıl özellik Ebru sanatında zannediyorum ki şudur: Suyunun hazırlanışı. Suyu ne ile karıştırıp hazırlıyorlarsa boya içinde suya hiç dağılmıyor.Ebru sanatını icra eden kişide elindeki ince uçlu metal tığ ile boyayı karıştırıyor, sağa sola çekip bırakıyor.Boyalar hiç bir şekilde suya karışmıyor, dağılmıyor. Usta ne yöne çekip bırakırsa, ne şekil verirse onu alıyor. Buradan ayrıldık ve orduevine geldik. Pastahanede oturup tatlı yadik, çay içtik. Roof'a çıktık. Harbiye orduevi çok yüksek bir bina olduğu için İstanbul'a hakim durumda. Canlı müzik vardı. Şarkıcı kızın sesi muhteşemdi.Buradan İstanbul'u seyretim bi,r kaç dakika ve ayrıldık. Orduevine geldik.Yatmamız epey geç bir vakitte oldu.
1 Ekim sabahı kendimde kalkacak gücü bulamadım. Zor kalktım. Kahvaltıyı odada yaptık kızımla. Eşim kendi arkadaşları ile buluşacak bu gün ben de kendi arkadaşımla ve oradan ayrılınca da ensevdiğim yerlerde birine, Eminönüne gideceğim.
Selinle hazırlandık. Eşim bizi Kadıköy meydanına bıraktı. İskeleye geçtim. Kadıköyden Beşiktaşa'a vapurla geçeceğiz. Deniz sefası yapalım istiyoruz.
Selin Ankara'da iken: Anne neden Ankara'ya turist gelmiyor diye sormuştu.
Vapurda hemen karşımızda, sağımızda turistleri görünce Selin'in cümlesi aklıma geldi.
Beşiktaş'ta indik ve belediye otobüsüne binip eski çalıştığım işyerimin önünde Çırağan Sarayında indim. Buradan Ecz. arkadaşım Türkan Hanımlara geçtim. Sokak öyle yokuş ve dik ki Selin yoruldu galiba :
- Anne ne zaman geleceğiz, yoruldum demeye başladı.
-Geldik kızım evleri yakın dedim.
Türkan Hanım ve annesi evdelerdi. Türkan Hanımı iyi gördüm. Annesi de iyi gibiydi. Eşini kaybettiği için onun burukluğu yine hissediliyordu tabii. Hayat işte. Yaşayanlar için buna uymaktan başka çareleri yok. Her şeye alışıyor insan. Başka ne yapabilir ki zaten.
Türkan Hanım çay ve börek, kurabiye tatlı ikram etti. Biraz konuşmaya başlayınca Selin hemen kulağıma anne ne zaman kalkacağız, kalkalım diye fısldıyor. Ağız tadı ile konuşamadık. Yaklaşık 1 saatten biraz fazla bir zaman Türkan hanımlarda kaldım. Selinden rahat bulamayınca kalktım.Türkan Hanımlarında gidecek yerleri vardır diye düşündüm.
Yürüyerek Beşiktaş çarşısına geldik. Ben burada iken meydandaki halk pazarını belediye yıkmıştı. tansaş duruyordu ama. Onun da yıkmış ve çok güzel yeşillendirmi banklar koymuş. Beşiktaşa yakışır bir yer olmuş. Ayrıca Büyükşehir Belediyesi de birde tabela dikerek burası metro durağı diye yazmış. Beşiktaşın içine kadar metro gelecek ha! Ne güzel bir şey olur.
Kabalcı Kitabevine gittik.Kızım kitaplara baktı ama almadı. Ben yine 5- 6 tane kitap aldım. Kitapçıdan çıkıpğkarşısındaki 1 milyoncuya girdik. Oradan bir şey almadık. Eminönüne gitmek üzere otobüse bindik. Otobüsler Kabataş'ta bırakıyor. Buradan metroya aktarma yapıyoruz. Metro ile Eminönüne kadar gittim. buradan inip Mahmutpaşa'ya çıktım. Çok keyifle gezdiğim bu yerler bayram nedeni ile biraz tenha geldi bana. Dükkanların büyük çoğunluğu kapalı. Sokak satıcıları biraz sergi açmışlar ama eski halini bildiğim için bana tenha geldi. Yine alışveriş yapan insanlar var. Biz de açık bir dükkandan Selin ve bana iç çamaşırı aldık. Kızıma bir de pijama aldım. benim asıl gönlümde yatan yer Marpuççular Çarşısı idi ama han kapalı olduğundan gezemedik. Boncuklara bakacaktım. Tekrar sirkeciye gelip metroya bindik ve Gülhane durağında indik. Gülhane parkının içinden geçerek Sarayburnu'na geleceğiz. Burada eşim ve arkadaşları var. Eşimle buluşup Kalender Orduevi'ne akşam yemeğine gideceğiz. Gülhane parkında çok insan var. Belediye biz burada olduğumuz yıllarda parkın içini düzenlemişti. Çok iyi olduğunu söyleyenmem ama fena da değildi. Bu yıl o kadar çok çiçek dikmiş ki. Bir şeye çok üzüldüm. Binlerce kişinin buradan aşağı yukarı yürüdüğünü ve bunların bir çoğunun da bu çiçekleri kopardığını veye ezdiğini görmeye.