28/3/2008 · Kategori: GEZDİĞİM YERLER
Cumartesi günü dişçi için Kızılay'a gitmştim. Ama dişçiye gitmemiştim ya şöyle bir dolaşıp dönerim artık demiştim.Hemen durağın yakınında uzak doğu (Çin) mallarını satan bir mağaza gördüm. Böyle yerleri çok seviyorum. Hemen her çeşit ıvır zıvır bulunur böyle yerlerde.Çoğu da işinize hiç yaramaz. İçerde 3-4 kişi gözetmenlik yapıyor, birisi hırpani giyinmiş 35 yaşlarında bir erkekti. Elinde sigarası ile çığırtkanlık yapıyor: '' Her şey 1 lira,ne alırsan 1 lira...''
Kolye,yüzük,toka standında bir tane bileklik aldım.Kızım bunu benden alır muhakkak ama beraber takarız diye onu ikna ederim dedim kendi kendime.Bahçe aletleri, tamirat aletleri, pamuk,parfümeri, plastik veya cam mutfak eşyaları. Tabii bunların fiyatları 1 lira değildi. O kadar çok çeşit vardı ki içerde bunlara tek tek bakarken epeyce vakit geçti. Selin kaç gündür atlama ipi istiyordu benden. Daha önce İstanbul'dan aldığımı Ankara'ya geldikten sonra bir türlü bulamadım. Kolileri açtırmaya kalkmıştı Selin. Nevruz Bayramında okulda grup olmuşlar ip atlayacaklarmış da.Neyse Selin için de atlama ipi olacak kalınlıkta sicim ip aldım.Saçlarına yeşil yıldız biçiminde, üzerinde parlak simler serpilmiş bir toka aldım. Kendim için de çok pastel tonda ve kendi renginde desenleri olan muşamba mutfak önlüğü aldım. İç yüzeyi pamuklu gibi yapılmış. Dükkandan çıktım. Nereye gitsem diye yürürken düşünüyorum bir taraftan.Ankara'yı daha bilemiyorum. Kızılay'da mutfak eşyası ve avize satan Alp Billuriye diye bir yer vardı. Orası aklıma geldi. Oraya gideyim bari dedim. Ama oraya olduğum yer biraz uzak. Ben Mithatpaşa caddesinde, Sağlık Bakanlığına yakın bir yerdeyim.Ama yine de gitmek üzere yönümü dükkan tarafına dödüm, yürüyorum. Derken gözüme Giysi Dünyası diye yazan ara sokakta bir dükkan ilişti. Girdim içeriye. Ürünler hem pahalı hem de güzel gelmedi gözüme. Zaten almak taraftarı da değilim. Oradan hemen çıktım. Adil Han Pasajı diye yazan büyük bir apartman ve aynı zamanda Kitapçılar Çarşısı da yazıyordu. Hemen düşünmeden girdim. Her yer çok kalabalık olmasına rağmen burayı çok tenha buldum. Girişte sağdan ilk dükkana girdim. Kitaplar gelişi güzel dükkanın her tarafına atılmış, üst üste yığılmış, düzensiz ve dağınuk bir dükkan. İçerde 55-60 yaşlarında bol bir kot pantalon giyen, iri yapılı (iri kemikli, yoksa boyu uzun değildi) bir hanım sorduğum bir kaç kitabın fiyatını söyledi. En ucuz kitap 5 lira. O da dura dura sararmış ama Mina Urgan'ın kitabı diye fiyatı yüksek tutuyor.
- Ankaralılar burayı bilmiyorlar mı yoksa unuttular mı, hani hiç kimse yok dedim
- Burası bu gün böyle. Ankara'lılaların çoğu buraya gelir dedi dükkandaki hanım.
-Eski yeni karışık her halde dedim.
- Evet dedi.
Siz nasıl bir şey bakıyorsunuz dedi.
- Benim için farketmez dedim. Eski olmuş, yeni olmuş. Ama ucuz olanını tercih ederim tabii,İstanbul Cağaloğlu'ndan ucuz kitap almaya alışmıştım, dedim.
İyi günler diyerek ayrıldım. Bitişik dükkanın vitrinine baktım, içeri girmeye çekindim. Genç bir iki kişi vardı. Halleri hoşuma gitmedi. Dükkan dışında mukavva kutular içinde çocuk kitapları, elişi dergileri göze çarpıyordu. Daha ileriye gitmedim. Pasaj tenha olmasaydı belki kalabalıktan cesaret alır gezinirdim. Çıktım.Artık Alp Billuriye'ye gitmedim.