11/9/2009 · Kategori: GEZDİĞİM YERLER
Kapalı Maraş Bölgesi Şemsiyelerin olduğu yer orduevinin plajı.
Arada sırada farklı yazılar, yorumlar yazmak benim için de keyifli oluyor. Ama bu sene üzerimde öyle bir tembellik, uyuşukluk var ki... Bunu yazarım, bu resmi internete koyarım dediğim şeylerin hemen hemen tamamına yakınını yapamadım. Bari Kıbrıs gezisini biraz anlatayım diye bilgisayara oturdum. Umarım zaman ayırmanıza değecek bir şeyler yazabileceğim.
29 Ağustos günü bir gün önceden hazırlanan valizimizi ve yolda yiyeceğimiz börek çöreği poşetlere doldurup arabaya taşıdıktan sonra Mersin'e gitmek üzere yola çıktık.Hava güzel, manzara güzeldi. İç Anadolu bölgesinde buğday tarımı yapıldığından ve de ağutos ayı hasat zamanı olduğundan göz alabildiğine sapsarı buğday anızlarının olduğu tarlaları seyrederek gidiyoruz. Aslında ben seyrediyorum diyelim. Eşim yolu seyrediyor doğal olarak. Arada Selin de ilginç görselleri bana gösteriyor. Saman balyaları tarlaların içinde uzaktan bir nohut gibi görünüyor. Yolda çeşitli tarım aletleri araçlarına denk geldik. Bu kadar tarla doğal olarak makineli tarım ile baş olur ancak. Selin bunların neler olduğunu bana soruyor ben de yaklaşık olarak bu araçların şeklinden neler yapacağına dair fikrimi söylüyorum.
Derken daha Ankara il sınırları içinde iken karayolu Tuz Gölü sınırına paralel gitmeye başladı.Tuz Gölünün sadece Konya iline sınırı olduğunu zannetmek tamamiyle bir yanlış.Ankara, Konya, Aksaray, Niğde gibi illerin sınırlarına dayanan bir göl. Son yıllarda benim gibi sizler de duymuşsunuzdur: Tuz Gölü can çekişiyor diye. Hiç bir şey bilmeyen birisi dahi göldeki renk değişikliğini (kırmızı olmuş) görebilir, suların çekildiğini eski göl yatağındaki topraktaki renkten anlayabilir. Kilometrelerce göl çekilmiş.Küçülmüş. Gölün temiz kıyışarını olduğu yerlerde tuz fabrika veya atölyeleri halen bize tuz imalatına devam ediyorlar.
Niğde il sınırlarına girdikten sonra Bor madeni ile ünlü Bor ilçesinin yol ayrımından geçiliyor. Burada Niğde'de topraklar içlerinde barındırdıkları minarel ve madenlerden dolayı renk renk. Bir yer kırmızı toprak yerse hemen yanıbaşında grimsi, siyahımsı bir toprak yer almakta. Ben tabiat ananın bu güzelliklerini seyreylerken birden Toroslara girdik. Dağlar tepelerde ki yükselti arttı ve çam ormanları ile kaplı alanlardan geçmeye başladık. Hava sıcaklığı düştü. Geçen yıl buradaki yol çalışması bitmemiş ve tek şeritli yoldan gitmişken bu sene yeni yoldan gidiyoruz ve yol çok keyifli olmuş. En az 10 tane tünelden geçtik. Gülek boğazı buranın en sıkıntılı yolu iken eski ürkünçlüğü kalmamış yeni yol sayesinde. tek derdi kışın yağacak kar olur artık buranın.
Uzun süre Adana yolunu takip ettikten sonra mersin yoluna girdik. Mersin Akdeniz Bölgesinin güzel şehirlerinden birisi. Ekili dikili arazisinin çok olmasına karşılık kıyı boyunca betonlaşmanın oldukça fazla olduğu bir şehir. O kadar çok yüksek katlı binalar yapılmış ki bunların yarısının boş olduğuna eminim. Çok çabuk birden bire hızlı bir yapılaşma sonrası bir yer nasıl olursa burası da öyle olmuş. Plandan düzenden yana sıkıntılı, doğal güzellikler zararına bir yapılaşma olmuş.
Bir gece kalıp ertesi gün ayrılacağımız Mersin Orduevine geldik. Burası 3 katlı iki ayrı binadan oluşuyor. Birisi subay Orduevi diğeri Astsubay orduevi. Bahçesi deniz kenarına bitişik. Ancak burada kalanların sahile inme imkanı yok. Kumsala kadar olan alanı çimlendirmişler ve yürüyüş yeri bırakmamışlar.Hemen çimlerin bitimini de palmiye ağaçları dikilmiş. Denize yakın olduğunuz halde denizden uzaksınız da bir o kadar.
Nem, nem.Olduğunuz yerde kıyafetiniz su gibi ıslanıyor ve vücudunuza yapışıyor adeta. Burada nasıl yaşanılır, bu havaya nasıl dayanılır, nasıl çalışılır? Düşünmek istemedim bunları hiç. Odalar haliyle klimalı ancak ben klimadan hoşlanmam. Biraz çalıştırp kapatıryorum. Oda durulmaz hale gelince tekrar açıyorum. Vücudum rahatlasın diye duş aldım. Ancak saç kurutma makinesi olmadığı için saçımı kurutamadım. Sabaha kadar ıslak kafa ile yatmak zorunda kaldım. İçerisi çok nemli olduğundan saçım dahi kurumadı.
Sabah erken kalktık. Gemiye yetişmek için Taşucuna geçeceğiz. Eşim TRT 2'de sabah hava durumunu almak istediğinden kahvaltıya inmeyi biraz erteledik. Normal şartlarda benim aklıma gelmez böyle güzel bir havada havadurumu raporu almak. Ama akla gelmeyen şey başıma geldi. Orta Akdeniz bölgesinde denizde fırtına bekleniyormuş öğleden sonra. Rüzgar varmış. Beklemediğimiz bir durumla karşı karşıyayız. canımız sıkılarak kahvaltıya gittik. Yediğimizden bir zevk almadık. Kahvaltı sonrası odaya çıkmadan Taşucu limanı arayıp durumu sorduk. Gemi seferleri iptal edildi şimdilik. Bekliyoruz demişler eşime. Saat 10.00'a kadar defalarca aradık ve gemi seferinin olmadığını söylediler. Kıbrıs'a geçiş 1 günlük gecikme ile oluyordu. Ancak biz bu gün gitmeli ve yarın orada olmalıydık. Benim aklıma gece 24.00 de kalkan arabalı vapur geldi. Onunla gidersek sabah erkenden orada olabilirdik. Kıbrıstaki orduevini arayıp durumu bildirdik ve rötarlı geleceğimizi söyledik.
Geceki arabalı vapurla gitmeye karar verdikten sonra limanı arayıp vapurla i,lgili bilgi aldık. 24.00 kalkıyor ve yolculuk 6 saat sürüyor dediler. 2 saatte hızlı deniz otobüsü ile gidebildiğimiz yolu şimdi 6 saatte gideceğiz ve deniz tutmasına bu kadar zaman nasıl dayanacağız ?
Akşam yemeğinden sonra orduevinden ayrıldık bir taksi ile otogara geldik ve Taşucuna gitmek istediğimizi söyledik. Taksi şoförü Silifke otobusünün yanında durdu. Bu gider, oradan da taksi veya minibüsle Taşucuna geçeceksiniz, başka türlü Antalya otobüsü ile gidebilirsiniz o da yol üzerinde bırakır dedi.
Kendi memleketimizde yabancılık çekmek! Böyle bir şey olsa gerek dedim içimden. her yer kendi yaşayış ve kültürüne göre bir takım kurallar oluşturmuş. O kuralları öğrenmek ve uymak biraz zor olsa da ayak uydurmaya çalışıyoruz. Hava halen sıcak daha doğrusu nemden yapış yapış. Genç kadınlar ve kızlar görüyorum, saçları omuzlarında, açık. Tanrım bu saç onları yakmıyor mu acaba? Ben kendiminkini iyice ensemde bir tokayla tutturmuş olduğumdan,hayret ediyorum tabii.
Araba saat 21.00 gibi kalktı. Biz bir an önce Taşucuna gitmek ve biletimizi alıp gemiye yerleşmekten başka bir şey düşünemediğimizden her şey bize çok yavaş geliyor bu akşam. Otogardan kalkan araba Mersin'in sahil boyunca uzanan geniş yolunda ağır ağır giderek ve yolcu arayarak , bazı zaman da yolcu alarak yola devam etti. yapılaşma hiç ara vermeden devam ettiği için Mersinden hiç çıkmamış gibi, ana karayolunda seyir halindeyiz. Selin arabanın sarsıntısı ile uyudu. Eşim hemen bizim hizamızdaki diğer koltukta oturuyordu. Bir ara eline telefonu aldığını ve bir yeri aradığını gördüm. Konuşmanın daha ilk yarısında ters giden bir şeyler oldu ve telefonu bana verdi. Karşımda Taşucu limanda çalışan gemi şirketinin bir memuru vardı ve arabalı vapur için rezervasyon yaptırmamız gerektiğini, rezervasyonsuz gidmeyeceğimizi söyleyince gözümde çok büyüyen 6 saatlik gemi yolculuğundan da olduğumuzu bir an düşündüm ve çok kötü oldum. Bu gün kaç defa görüşme yaptığımızı ve hiç kimsenin rezevasyon için bir şey söylemediğini, eşim ve çocuğumla birlikte limana gelmek üzere Silifke rabasında olduğumuzu, bu gün otelden ayrıldığımızı ve muhakkak bu gece Girne'ye geçmemiz gerektiğini sabırla tekrarlıyorum. Karşımdaki bey de bana rezervasyonumuz yoksa gidemezsiniz, yapacak bir şey yok diye hep aynı cevabı veriyor. En nihayet nasıl bir şey oldu bilmiyorum, bizim sadece yolcu olduğumuzu ve beraberimizde arabamız olmadığını algılayan görevli, sadece yolcu iseniz rezervasyona gerek yok dedi ve ben her ihtimale karşı ağzım sütten yandığından yoğurtu üfleyerek yiyeceğim ve üç yolcu için yer ayırın dedim. 23.00 de burada olun diyen şahsa 23.30 gibi ancak gelebiliriz, halen yoldayız dedim.
Telefonu kapattım ve derin bir nefes aldım. Eşim de.. Şimdi bir sıkıntımız daha vardı. Silifkeden araba bulup tekrar Taşucuna gidebilirmiydik? Ya bulamazsak? Gemiyi kaçırabilirdik. Şoföre siz bizi götürün taksi parasını size verelim dedim kabul etmedi ancak birisini arayıp emniyetin önüne gel, yolcu var demesinden bize bir araç ayarladığını tahmin ettim. 25 Tl'ye bizi Taşucu 'na götürecek. Şoför oğlunu ayarlamış bize. Para vuracaklar. Fırsatını buldular mı kaçırırlar mı hiç. Emniyetin önünde orta boylu bir genç bizi karşıladı. Bacağında şortu, üstünde tişörtü var. Eski model bir reno ile yola koyulduk. Taşucu limanın yolunu bize sorunca genç, hepten bir tuhaf olduk karı koca. Biz de tarif edemeyince babasını aradı ve yolu öğrendi. Saat 23.10 gibi limana geldik ve feribot biletimizi aldık. feribotlar başka bir yerden kalkıyorlarmış, oraya kadar da götürdü bizi genç. Kendisi de Kıbrıs da üniversitede okuyormuş.
Gemiye bindik. Eşyalarımızla yukarıya çıktık. Herkes yeri tutmuş, sere serpe yatmışlar kotuklara. Kimi aile yere battaniye sermiş, çoluk çocuk devrilmiş yatıyorlar üzerinde.
Suriyeli bir ailenin yanında yer bulduk. Gemide yunanlı yolcular da varmış. Çok bağıra çağıra konuşuyorlar. Saatlerce sürdü. Sonunda kibarca uyardım kendilerini. Sustular. Kafam dinlendi biraz. 24.00 de kalkması gereken feribot gece 02.30 da kalktı. Biraz yolculuk yaptıktan sonra gemi beni çok fena tuttu. Belki tutmazdı ama akşamdan beri bağırsak ve midemde olan gazlar da midemi rahatsız etti sanırsam. Rengim sapsarı oldu. İki defa tuvalete gittim ama kusmadım. Yunanlılar da bana bakıyorlardı. Herhalde halimden memnun oldular. Oh olsun demişlerdir içlerinden.
Sabah saat10.30 da Girne Limanına vardık.
Kapalı Maraş bölgesinde bir kilise-cami