22 Eylül pazartesi günü akşam işten eve geldim. Kıyamet işte o zaman koptu. İftar için masayı hazırlıyorum Selin'e hiç baktığım yok. Ezan okunda tv.de biz oruçu açtık. yemek yerken Selin geldi oturma odasından.
-Annee ben bu ödevlerle ne yapacağım ya! diyerek. Sinirli bir şekilde konuşuyor.
-Ne oldu ki kızım diye sorunca
-Ödevlerimi yapamadım. Hepsi duruyor, babam hiç yardım etmedi deyince masadan kalkıp oturma odasına geçtim.
-Hani göster bakayım ödevlerini dedim.
Her dersten( Türkçe,hayat bilgisi ve matematik) ödevi var. Selin o kadar strese girmiş ki ağlamaya başladı. Ne söylüyorsam sakinleşmiyor. Susmuyor bir türlü.
Hem ağlıyor hem söyleniyor. İşte aklımda kalan bazı cümleleri
-Ödevlerimi yapamayışımın tek suçlusu sensin anne! Şu hastahaneden ayrılmadın bir türlü. Emekli ol gel. Sen olmayınca ben ödevlerimi yapamıyorum işte. Babam senin gibi kolayca bana ödevlerimi yaptıramıyor.Yemekleri ısıtamıyır, bana iyi bakamıyor anne.Sabahları saçımı yapamıyoruz. Okula pasaklı gidiyorum anne. Eve geldiğimde sen hiç olmuyorsun anne. ben seni istiyorum. Sen yanımda hiç yoksun anne!
Daha o kadar sayıp döküp ağladı ki. İçim sızladı. Neredeyse ertesi gün ayrılacaktım işten. yavaş yavaş sakinleşti.Ödevlerini bitirdik. Keyfi yerine geldi o zaman. Arkadaşına bile gitti yarım saatliğine.
Yılbaşına kadar dayanabilirsem çalışacağım. Dayanamazsam yılbaşından önce ayrılacağım. Önümde 3-4 ay var işte. Ondan sonra tamam çalışma hayatı, noktayı koyacağım. Belki de daha erken . Benim de artık gözümde büyümeye başladı nöbetler, gelip gitmeler.
21/9/2008 · Kategori: GUNLUGUM
Öyle yoruldum öyle yoruldum ki anlatamam...Bu hafta izinliydim ve evdeydim. Ev keyfi yaptım mı? Hayır! Evde birikmiş işler beni beklediğinden gündüz gece durmadan iş yaptım. Eşim de bana bir isim bulmuş Arı Emine diyor. Arı diye diye bana nazar değdirdi ve perde asarken ayağımın altından tabure kaydı ve ben düştüm büyük bir gürültü ile.Yatak odasında, komidinin üzerine düştüm. Yüzümde ambalaj kolisine geldi allahtan! çenem parçalanmaktan, dişlerim de dökülmekten kurtuldu böylece.Kalçam anında morardı. Öyle bir büyük morarma ki insan bakınca içi kaldırmıyor.
Eşim ve kızım benim gürültümü duymadıkları gibi seslenmemi bile bayağı geç duydular.Selin hemen baticon ve gazlı bez getirip çürük yere sürdü. Yavrum öyle etkilendi ki neredeyse ağlayacaktı. Teselli ettim kendisini de ağlamadı. Bir de bana tembihlerde bulunundu:
-Yarın geldiğimde evde temizlik kokusu duyarsam çok fena olur bak!Yatıp dinleneceksin tamam mı bebeğim diye bana bir şeyler söylemez mi? Nasıl hoşuma gitti anlatamam.
Okullar açılalı bir hafta oldu ve ben ancak bu gün nöbette oturup bir kaç şey yazma fırsatı bulabildim.Çocukların arkadaşları ile buluşmaları güzeldi. Hatta görülmeye değerdi diyebilirim. Selin'in sınıfta Başak adında samimi olduğu bir arkadaşı var. Başak'ın babaannesi de benim çalıştığım hastahaneden emekli olmuş bir meslekdaşım. Onunla karşılaştım okulun bahçesinde. Şundan bundan sözettik. Konu dönüp dolaşıp çocuklara geldi.Babaanne:
- Biz erken gelmişiz okula, Başak gelir gelmez bahçeyi şöyle bir kolaçan edip Selin'i aradı heryerde. Bana Selin'i gördün mü babaanne diye sordu, dedi.
Selin sıranın sonlarına geçti. yanında bir oğlan var ama Selin onu sıra arkadaşı gibi görmüyor snki. Hizalı durmuyorlar.Sonra bir baktım Selin'in yanında bir kız var. Melike adındaki arkadaşı ile buluşmuş. Konuşup kıkırdaşıp duruyorlar durmadan. İlköğretim haftası nedeni ile konuşmalar yapıldı, şiirler okundu, küçük öğrencilerden 4 kişilik bir grup dans gösterisi sundu ve artık tören tamamlandı, çocukları sınıflara almaya başladılar.
Geçen yıl okuduğu sınıfı 3/A olarak düzenlemişler. Aynı sınıftalar yine. Dolapları da aynı. Selin cam tarafına düşen sıralardan birine oturmuş. baktım yanında Başak var. Onunla oturuyor. Hemen önlerindeki sırada da Melike oturuyor. Ekip tamam yani.Ama öyle sanıyorum ki öğretmenleri onların oturma düzenlerini sonra yeniden yapacaktır. Çocukları ve bazı velileri sınıfta bırakarak ben, eşim ve başak'ın Babaannesi bahçeye çıktık konuşarak. babaanneyi evine bırakmayı teklif ettik. Kabul etti. babaanneyi eve bıraktık bizde biraz ileride olan bir markete girip bir kaç parça bir şey alıp eve geldik. Bu gün kızım okula gidecek diye ben de nöbet izni kullanıyorum, evdeyim bu gün.
Akşamleyin Selin yatarken; tabii diğer günler gibi geç değil artık, bir düzene girmesi gerektiğinden saat 22.00 de yatağa soktum. Ama bizimkinin ağzı durmuyor tabii durmadan vıdı vıdı bir şeyler diyor. İşte bunlardan bizi güldüren ve aklımda kalmış olanı:
- Eskiden 1'lerde 2'lerde yatan ben şimdi saat 10' da yataktayım. Şu düştüğüm hale bak, karizmayı cizdirdik!

6/9/2008 ·
Demet Ağgöz 22 yaşında. Nüfus kağıdında ise 19 yaşında görünüyor. 4 yıllık evli imiş.Resmi nikahı da yokmuş. İmam nikahı ile olan birlikteliğine evliyim diye bakıyor Demet. Uzun boylu, yapılı bir kadın. Geleneklerine göre giyim tarzını belirlemiş Demet. Her tarafını kapatan gri bir pardesü giyinmiş ve başı örtülü, yanında ise 45-50 yaşlarında kısa boylu, saçları omuzlarının hizasında başı açık, saç diplerinde beyazları olan bir bayanla polikinikten içeri girdi. Demet'in elinde bir poşet var. Yanındaki hanım akrabası imiş hemen söze girdi hanım:
-Bunun çocuğu olmuyor diye kaynanasıgil evden attı. Ben akrabasıyım. Başka yere göndermedim, yanıma aldım, birde biz baktıralım bakalım diye geldik, dedi.
Doktor:
-Daha önceki tetkikleriniz yanınızda m? Verin bir bakayım. Erkeğinki de sizde mi?
-Evet yanımızda. Kocasınınkide bizde.
Doktor gözlükleri gözünde bayanın tetkiklerini inceler, ardından erkeğinkini de inceler. Olayı anlamanın verdiği rahatlıkla söze başlar:
-Burası sizin için uygun bir hastahane değil. Bizim burada kısırlık takip bölümümüz yok. Yumurta takibi yapamayız. Eşine tahlil yapamayız. Bu hastahanede size yapılacak hiç bir şey yok. Ankara Hastahanesi sizin için çok uygun bir yermiş. Niçin orayla irtibatınızı kesdiniz. Ankara Hastahanesi sizi almış epey ilertmiş. Siz orayı bırakmayacaktınız.
Burada akraba kadın sorar:
- Doktor Bey Demet'in bir şeyi var mı? Çocuğu olur mu?
-Her ikisinde de ufak tefek sorunlar var. Demet'te yumurta çatlamıyor. Kocasının bir yıl önceki sperm tahlillerinde hareketsizlik varmış.
Akraba kadın:
-Bizim oğlumuzda bir şey yok diyorlardı, kızı evden attılar, bak, gördün mü onda da varmış!
Ben:
-Seni evden nasıl atabiliyorlar ki. Orası senin kanunen evin. Boşanmadan kimse seni evden çıkaramaz. Onları dava edebilirsin dedim.
Demet:
-Benim nikahım yok,dedi.
Akraba kadın:
-Bunun büyük eltisinin de olmuyor çocuğu, onunla uğraşmayı bıraktılar, bununla uğraşmaya başladılar. Bizim oğlumuzun oluyor, senin olmuyor, çık git evden demişler.
-Ankara Hastahanesinde size neler yapıldı diye sordum.
Demet cevapladı:
-Aşılama yapılacaktı, biz istemedik aşılamayı.
Hayretle bakakaldım suratına. Cahilliğin bu kadarına da pes dedim doğrusu. Hem çocuğum olmuyor diye sen kalk hastahaneye git, sonrada sana yapılacak tedavi işlemini red et sonrasında da evden kovuldum bu çocuk işinin var mı bir çaresi diye tekrar bir başka hastahaneye müracaat et.
Doktor da hayret içinde kaldı duyduklarından.ve şöyle konuştu:
- Bak kızım, senin veya sizin onu istemem bunu istemem deme gibi bir lüksünüz yok, siz kendinizi bir yere teslim edeceksiniz ve orası size gerekeni yapacak, yoksa böyle dolaşır durusunuz.
Demet:
-Aşılama ile hamile kalınınca düşük oranı fazla oluyormuş diye istemediler. Biz de yaptırmadık aşılamayı.
-Peki onu yaptırma bunu yaptırma sen nasıl hamile kalacağını sanıyorsun ki dedim ben de.
Demet kendini tamami ile kocasının tarafına teslim etmiş bir görüntü çiziyordu. Gebe kalıp kalamayacağını anlamak için ayağına gelen fırsatı tepmişti kayınvalidesigil istemiyor diyerek. Şimdi de evden kovulmuştu,Çaresizdi.Akrabası olan kadınla birlikte sorunları ile birlikte çıkıp gittiler bilinmezliğin içine.
Evin kızını azılı bir sivrisinek ısırmıştır. Kaşıntıya sabah saat 6' tıda uyanan çocuk gün boyu bunu hiç unutmaz ve gece yatmaya hazırlanırken annesinden kolonya ve pamuğun yerini sorar.
Annesi ne yapacağını sorduğunda annesine:
-Bantlayıp bacağıma (sivrinin ısırdığı yeri kastediyor) yapıştıracağım, der.
Kolonya şişesini elinde tuttuğu bir parça pamuğa doğru çevirir ve şişeyi dökülsün diye sallamaya başlar. Bu sırada anne de çaktırmadan göz ucu ile takip etmektedir kızını. Halen şişenin sallandığını ve onca kolonyadan patlayacak kadar şişen pamuğu görünce dayanamaz:
- Tamam, yeter kızım artık daha dökme. Bak artık kolonya yere damlamaya başlayacak pamuktan biraz sonra, der.
Kızı hiç oralı olmaz, oralı olmadığı gibi bir de annesine çıkışır:
- Anneee! 24 saatlik yapıyorum her haldee. Sabahın 6'tısında kalkayım mı istiyorsun?
(Bizim Evden)