22/8/2008 · Kategori: GUNLUGUM
Akşamleyin iş çıkışı eve geliyorum. Bizim apartmandaki bir hanım 20 gün kadar önce çok büyük bir ameliyat geçirdi. Geçmiş olsun ziyaretine gitmiştim ama tekrar bir daha uğrayayım diye içimden geçirdim. Otobüs beni sitenin önünde bıraktı, siteye girdim ama aklımda arkadaşa uğramak var yine. Tesadüf galiba arkadaş da balkonda bir başka hanımla otuyordu. Birbirimize el salladık. Beni davet etti içeriye. Ama eşim de çok titiz haber vermeden girersem eve geç kaldım zannedebilir, telaşlanır veya beni telefonla arar vs. Bir yığın sorun çıkar başıma.
- Eşimi bir arayayım da uygunsa gelirim, dedim ve apartmana girip antreden aradım telefonla. Selin'i apartmandaki bir arkadaşı ile birlikte havuza göndermiş, kendisi de uyuyormuş. Uykudan uyandırmış oldum ama bana da bir şey demedi.'' Git'' dedi.Zili çaldım, içeriye girdim.
Diğer hanımı da arkadaş bana tanıştırdı.Hasır koltuklara oturdum. Bayağı rahat geldi. Bizim balkona da bunlardan lazım ama henüz bu konuyla ilgili bir girişimimiz yok. Neyse ben yavaş yavaş asıl yazmak istediğim konuya geliyorum: Kahve Falına!
Kahveleri içmişler, fincanı da ters çevirmişler diğer hanım benim komşuya fal bakıyor. Ama amatörce. Bana da kahve teklifi yapıldı, sadece suya olur dedim. Evde çalışan yurt dışı uyruklu yatılı hanım bir bardak su getirip verdi. Arada konuşuyoruz, arada fal bakıyorlar. Aralarında şöyle bir dialog geçti:
-Bak şunu görüyor musun? Şu hayvana benziyeni?
-Yoo görmüyorum, şunu mu dedin?
-Evet dinazora benzemiyor mu?
-Şey kamlumbağa gibi sanki.
-Kamlumbağa diyelim, evet senin bir işin olacak ama kamlumbağa hızında olacak.
Sonra burada mola verildi fala ve aramızda konuşmaya başladık tekrar.
benim komşumun bir temizlikçisi varmış, o öyle güzel fal bakarmış ki, çıkarmış baktığı fallar.Hatta o hanımdan önceki bir temizlikçisi çok bilirmiş. Ona fal baktırdı mı korkarmış filan.Diğer hanım da kendi komşularından örnekler verdi.
-Arkadaşlarım oğulları ve kızları için baktırmaya gidiyorlar. Hele bir tanesine falcı demiş ki oğlun evlenecek ama sonra ayrılacak, arkadaşım bunun çok etkisinde kaldı. Bana da söylediler ama ben gitmek istemedim.
3 hafta kadar önceki nöbetlerimden birinde gece yarısını biraz geçe acilden içeriye İç Anadolu Bölgesinin yöresel özelliklerini üzerinde toplamış 55-60 yaşlarında bir hanımla 25-30 yaş arasında bir genç kadın girdiler.
Genç olanının üzerinde pamuklu kumaştan eşofman görünümlü pijamaları vardı. Saçları kuaförlüydü. Ama hemen o zaman fark etmedim tabii bunları . Konuşma ilerleyince üstüne başına o zaman dikkat ettim.
Bana iyice yanaşıp bir sır veriyormuşcasına kısık sesle konuşmaya başlayınca nefesindeki içki kokusunu fark ettim ve kendimi biraz uzaklaştırdım kadından. Söze şunları söyleyerek başladı:
-Bizim bir sorunumuz var da. Onun için geldik. Kızlık muayenesi yaptırmak istiyoruz.
Çoğul konuşunca muayenesi istenilen kişide yanlarında görülmediğine göre ben de sordum tabii ki:
- Kime yaptırmak istiyorsunuz kızlık muayenesini?
-Kız kardeşime!
-hani nerede kız kardeşin, burada mı?
-Burada, dışarda bekliyor.
-Bu gece düğünü mü vardı?
-Evet
-Doktora söyleyeyim dedim.
-Doktor da uykudan uyanıp anca gelir herhalde diye bir de laf sokuşturunca ben de kızdım ve lafımı yapıştırdım hemen:
-Asıl uykudan kalkıp gelen sen olmalısın, dedim. Baksana üzerinde pijamaların duruyor.
Ben böyle konuşunca he he diye güldü ve sesini kesip kendini benim irademe teslim etti.
Nöbetçi doktora telefon edip durumu anlattım.
- Yaa ben ne yapacağım şimdi ona, dedi. Söyle onlara yarın sabah gelsinler. Tek başıma ben kızlık raporu verebiliyor muyum? İki kişi gerekiyor galiba.
Telefonu kapattıkdan sonra kadına :
-Kızlık muayenesi için getirdiğiniz gelin kaç yaşında diye sordum.
-20 yaşında diye cevap verdi.
-O zaman dedim, gelin kendisi yarın bu hastahanenin başhekimliğine bir dilekçe ile kendisi müracaat edecek.Kanunen 18 yaşından büyük olanlar kendi isteği ile bu muayeneyi yaptırıyor. Siz kanunen bu muayene için bir talepte bulunamıyorsunuz dedim. Ve iki doktor birlikte muayene edip rapor veriyorlar. Dilekçeye fotoğraf ta yapıştırılacak.
Genç kadın ve kayınvalide hiç memnun olmadılar bu işin yarın sabaha kalmasından. Beni sıkıştırma ataklarına geçtiler hemen. Şimdi olsaymış, niye olamazmış filan bir yığın sorgu sual. Bu açıklamayı doktorun kendisinin yapması gerekirdi. Gelmeyip beni aracı olarak bu işe koyunca sıkıntıyı gelenlerle ben yaşadım. Hem de içkililer. Sonradan, onlar gittikten sonra şükrettim halime, gürültü patırdı çıkarmadıkları için. Kayınvalide pek Osmanlı görünüyordu. Eli sopalı birisine benzettim kendisini. Kayınvaliyi karşıma alıp onunla konuşmayı tercih ettim. Genç kadın içkiliydi ne de olsa.
-Kayınvalide sen şimdi oğlunu gelinini al evine git. Konuya komşuya hiç bir şey duyurma. Yarın sabah ta hastahaneye gelip dilekçenizi verirsiniz. Muayenesi yapılır dedim.
Odadan ayaklarını sürüyerek istemeye istemeye çıktı genç kadın. Kayınvalide pehlivan gibi yürüdü çıktı.Bütün bu olup bitenler esnasında ne gelini gördüm nede damadı. Acilin kapısına çıktım ki bizimkiler gitmemişler karşıya dizilmiş koltuklarda kapıya en uzak noktada gelin ve damad olduğunu tahmin ettiğim çiftin yanlarındalar.Damad siyah pantalon ve beyaz gömlek giyinmiş, gelin de etek bluzla ve yapılı saçı ile yanyana oturuyorlardı. Damad biraz sıkıntılı gelini rahat buldum. Böyle bir taleple orada bulunmayı umursamıyor gibi idi.
Biraz sonra genç kadın yine acile girdi ve bu muayeneyi bu gece yaptırabileceğimiz bir yer var mı diye sordu. Özelde yaptırabilir miyiz, bir özel doktor biliyor musunuz hemşirehanım?
-Yok canım, bilmiyorum ben, dedim.
Yarım saat kırk dakika kadar koridorda beklediler. Neler konuşup neye karar verdiler bilmiyorum. Sonunda gitmiş olduklarını görünce ben de rahatladım. Zira gözüm hiç tutmamıştı genç kadını. Gürültü patırdı çıkarabilirdi.
Yasemim Güldiken. 17 yaşında. 22 yaşındaki bir erkeğe kaçmış. Adam 6 ay sonra getirip anasının babasının evine bırakmış Yasemin'i. Yasemin hamile imiş. Ama kendisi de bilmiyormuş. Sonradan öğrenmiş. Adam hiç bilmiyormuş.
-Arayıp bir haber uçursaydın hamile olduğunla ilgili, bebek olduğunu söyleseydin dedim.
-Hiç bir şey değişmezdi. Hiç ilgilenmezdi ki. Hiç aramıyor beni, dedi.
Nikahın var mı? dedim
-Yok, dedi
Annesi de 40 yaşlarında Yasemin'in. Bu geldikten sonra da büyük kızım kaçtı dedi anne. Bunun kaçtığı yetmiyormuş gibi bir de o çıktı başıma der gibiydi.
-Bari o nikah yaptırsın, nikah çok önemli, yoksa hiç bir şeyden hak iddia edemez dedim.
-Bu ayın 22 sinde düğünü var dedi.
Yasemin Güldiken 112 Hızır Acil ile bizim hastahanenin aciline getirildi. Ankara Hastahanesine gitmişler. Zekai Tahir Burak Doğumevinde yaşanan bebek ölümlerinden dolayı hastahanenin yatakları dolmuş, Yasemin'i kabul etmemişler.
-Al götür doğumevine demişler.
Annesi diyor ki:
-Nasıl götüreyim, neyle götüreyim dedim onlara.
-Neyle götürüsen götür dediler bana, ben de başhekime çıktım, o ayarladı ambulansı bana.
Ben bir taraftan nöbetçi doktoru telefon ve telsiz ile ararken bir taraftan da hastanın anamnezini almaya çalışıyorum. 112 personeli iki erkek odada oturuyorlar. Birini şoför diğerini de doktor tahmin ediyorum.
-Hastanın açıklığı var mıymış?
-Bilmiyoruz dedi elinde teslim tutanağı defterini tutat iri yarı olanı.
Bu cevabı alınca ben hemen hastayı muayene odasına aldım. Muayenesini yaptım. 2 cm açıklık. Silinme çok iyi. ÇKS (+) hastayı doğum salonuna yatırabilirim. Durumu hakkında bilgim oldu. Yalnız halen nöbetçi doktoru bulamadım. Gelip defteri imzalayıp hastayı teslim alsın. Şoför olduğunu tahmin ettiğim diğerine sordu:
-Hastayı muayene etmişler mi hastanede?
-Yok etmemişler.
Bu sefer Yasemin'e sordu. Yasemin:
-Hayır, dedi.
Bu sefer bana dönerek:
Ben doktorum dedi.
Ben de kendisine hastayı teslim için doktorun mu gelmesi lazım yoksa ben de teslim alabiliyor muyum dedim.
-Alabilirsiniz dedi. Hastahane buradan doktorla konuşmuş, dedi.
-Kiminle diye sordum.
-Hilmi Beyle
-Ha Doğum Salonunun doktoru ile. O zaman imzalayayım dedim ve adımı yazıp imzalayarak hastayı yani Yasemin' teslim almış oldum.
Yasemin'in giriş işlemlerini yaptırdık. Yatış işlemleri için hastahane giriş kağıdını okuyup imzala dedim. Yasemin epey bir zaman kağıtla vakit geçirince kendisi bundan rahatsızlık duydu :
-Benim okumam biraz zaman alacak, yavaş okuyorum da, dedi.
-Vaktimiz var, rahat rahat oku dedim. Sen kaçtığında hangi okula gidiyordun diye sordum. Ben bırakmıştım , diye cevapladı.
-Orta-lise hangisini bıraktın dedim.
-İlkokul, dedi. Şaşkınlık ve inanamazlıkla baktım. Bu arada yatışla ilgili işlemleri annesi tamamlayıp geldi ve bir personel ile Yasemin'i doğum salonuna gönderdim.İşte yasemin'in öyküsü böyle.
Zeynep Şahin 25 yaşında. İlk gebeliği ve doğum için hastaneye gece müracaat etti. Suları gelmiş. masada muayene edeceğim sırada da suları geldi. O kadar korulu bir hali var ki. Muayeneden çok korkuyor besbelli. Neredeyse titriyor bile diyeceğim. Sakinleştirip ürkütmeden muayenesini yapmak için onunla tatlı dille konuşuyorum. Biraz rahatlar gibi oldu.
-Niçin kendini hazırlamadın doğuma 9 ay boyunca, dedim.
-Hazırladım, okudum ama yinede çok korkuyorum dedi.
Korkma, bütün bebekler doğarlar. Senin gibi milyarlarca kadın bu ağrıyı çekti ve doğumu yaptı. Sen de doğuracaksın. hatta yarın akşam bu saatlerde bebeğinle yatıyor olacaksın dedim. Ben öyle deyince gözleri ışıdı. bebek sevgisi yüzüne yansıdı.
muayeneyi yaptım. 3-4 cm açıklığı var galiba. yatırıyoruz. Salonda oturan hanım da kayınvalidesi imiş.Ona da takıldım:
-Bak, gelini hazırlamamışsın, doğumdan korkuyor dedim.
-Hazırlamıştım ama bir iki hafta önce erken doğum eylemi nedeni ile hastahanede yattı orada bir kadın güç doğum yapmış ne ondan sonra çok korkmaya başladı.
-Doğum salonuna refakatçi oluyor mu diyue sordu Zeynep
-Yok olamıyor. Orada 10 hasta varsa 10 da refakatçi olur, o zaman biz iş yapamayız, Sonra siz lerde naz yaparsınız. Tanıdık olmazsa kaderine razı olur doğumu yaparsınız dedyince Zeynep bana hak verir bir şekilde başını salladı. Dosyası gelince doğum salonuna gitmek üzere yanımızdan ayrıldı.
3/8/2008 · Kategori: GUNLUGUM
Tesettürlü Mayolu Hanımların Havuz Keyfi
05.08.2008
Dün bendeniz evde idim. Nasıl mı evde idim? Nöbet izninde olduğumdan dolayı tabi. Bizim evin lideri olan Selin Hanım havuza gitmeyi emretmiş olduğundan öğleden sonrayı havuza tahsis ettim. Bir önceki gün halası bizi börek yemeye çağırdığından Selin Halasını da havuza davet etmişti. Dil ucu ile değil. Canı gönülden. Halası ile vakit geçirmek istiyormuş. Dün halası arayıp gelemeyeceğini, arabanın eşinde olduğunu söyledi. Selin kıyameti kopardı tabi. Başladı ağlamaya. Sakinleştirmek için:
- Ben seni götürürüm kızım diyecek olduydum;
-Ben halamla vakit geçirmek istemiştim. Halam bana hep yalan söylüyor diye ağlamaya başlayınca ben de daha fazla bir şey demeyip işlerime baktım. Saat 15.00 gibi evden çıkarken koridorda eşimle karşılaştık. Bu sabah hastahanede randevusu vardı. O nedenle evde yoktu. Ona da denk gelince Selin ''baba sen de gel bizimle'' dedi. Ben de destekledim. Babası da hazırlandı ve hep beraber havuza geldik. Bu dördüncü gidişimiz bizim Selin ile. Eşim oturacak şezlong bölgesini seçti, yerleştik. Selin'i duşa götürdüm önce. Duşa giderken sağ taraftaki şezlonglarda oturan kadınlar dikkatimi çekti.Hanımlar boğazına kadar kapalı su tutmaz kumaş cinsinden yapılmış bir kıyafet içinde şemsiyelerin altında oturuyorlardı. Küçük bi kız çocuğu ise gövdesi dışarda, betona dizlerinin üstüne düşmüş, kafası ise şezlongta uyuyor. Yavrucağa acıdım.Ben onun annesi olsa idim onun öyle uyumasına asla gönliüm razı olmazdı. Tıpkı eski idam sehpalarına başını koyan kurbanlar gibiydi görüntüsü. Çocuğu görünce hemen aklıma o film görüntüleri geldi.
Selin havuza giremeyince ben de gidip duş alıp geldim ve birlikte girdik. Havuzdan hanımları inceliyorum. Böyle bir giyim tarzı ile ilk kez karşılaşıyorum zira. Aynen elbiseleri ile denize giren insanlar gibi ilgi çekiyorlardı. İki tane hanım gençti. Başları da mayolarının kumaşından veya uzantısından değişik sıkma baş şeklinde kapatmışlardı. Gözleri çok koyu makyajlı idi. Çok fazla bakıp detay alamadım. Hem onlar rahatsız olmasınlardı hem de ayıp olurdu bakmak. Benim bakmam giysilerine idi. Havuzdan çıktım. Yerime geldim. Bu seferde onlar havuza girdi. Suyla buluşunca kıyafetleri vücutlarına yapıştı. İyice suyun içine girdiler vücut hatları belli olmasın diye. Kızlardan veya genç kadınlardan ufak olanı suyun içinde taklalar atıyor, suyun altından yüzüyor vs. Bayağı iyi yüzücü ve numaralar yaptı. tesettürlü mayo ile oldukça deniz veya havuz deneyimine sahip olsalar gerek diye düşündüm. Yanlarında bulunan 40-45 yaşlarındaki hanım uyuyan ufaklığın annesi imiş. Onunla ilgileniyor, bir taraftan da şemsiyeleri altında beraber oturdukları bir karı koca ile sohbet ediyor. Diğer hanım normal şekilde mayolu, eşi de mayolu idi. Bir ara baktım tesettürlü mayolu hanımın da eşi de orada galiba dörtlü olmuşlar, sohbetteler. Sonrasını artık hatırlamıyorum. Ne zaman gittiler? Bir daha baktığımda yoktular.
Şimdi bu tesettürlü mayolar içindeki hanımlar nasıl bu toplum içinde dikkat çekiyorsa, normal mayolu ve iki çocuk annesi olan bir başka hanım da aynı şekilde dikkat çekiyordu. Bu hanım eşi ile hemen bizim yanımızda sol tarafımızda kalıyordu. Ben ve eşim armut koltuklara uzanırken o sırada gözüme iliştiler. Hanım adeta kocasının şezlongta üzerine uzanmış, yatıyordu. Gözgöze geldik kadınla. Ben hafif tebessüm ettim. Ama hanım hiç oralı olmadı. Kocasının üzerinde yatmaya devam etti. Ben sevgili olduklarını düşündüm. Böyle herkesin içinde üst üste yattıklarına göre.
Ama sonra 9-10 yaşlarında kara bir kız çocuğunun anne diye hanıma seslendiğini duyuınca şaşırdım. Çoluklu çocuklu bir kadına yakıştıramadım bu hareket tarzını doğrusu. Bir ara baktığımda erkeğin üzerinden inmiş ama yine bacaklarının üzerine yarı bedenini devirmiş bulunuyordu. Buna da inmek denirse. Erkek kara, esmer güzeli birisi idi. Ama kadının o şekilde hareketlerine müsaade ettiği için onu da kınadım içimden. Adam çocukların babası mı idi onu bilemiyorum. Çocuklar ona ne diye hitap ediyorlardı? Fark etmedim.
Büyük Ankara Festivali, Melih Gökçekle Görüşme
Dün Büyük Ankara festivalinde güzel bir gün geçirdik. Şimdi benim dikkatimi çok çekti belki de sizin de çekmiştir. Ankara'da her şeyin başına büyük kelimesi belediye tarafından yerleştiriliyor. Büyük Ankara Sirki, Büyük Ankara Festivali gibi..
Ama bu sefer bu kelimenin hakkı verilmiş. Gerçekten çok büyük bir alana kurulmuş. Adı neden festival anlayamadım. Fuar dense daha doğtu olurdu. Eşim hatta şöyle dedi:
- Burası İzmir fuarı kadar büyük.
Belediye ilçe belediyeler ve organize sanayiinin de içinde bulunduğu pek çok stantlarda görsel hazırlamış ziyaretçilere. Mamak belediyesi, Pursaklar Belediyesi, Gölbaşı Belediyesi aklımda kalanlar.
Büyükşehir belediyesi de kendi Daire Başkanlıklarının faaliyetlerini tanıtmak için görsel sergi düzenlemiş. İtfaiye, Zabıta, Sağlık, Fen İşleri, Yardım Ekipmanları, EGO, Halk Ekmek gibi.Halk Ekmek ürettiği ekmekleri hemen makinede dilimleyip vatandaşa ücretsiz dağıtıyor. En güzel ekmeği içinde bir sürü baharat olan 22Çeşni Bahar'' isimli ekmeği. Tavsiye ederim bütün Ankaralılar bu ekmekten alsınlar.
bazı stantlarda ufak eşantiyonlar verilmekte.Kalem, çanta,anahtarlık gibi.
Hepsi bunlar mı? Hayır tabiki. Bazı ülkeler de stant açmışlar. Aklımda kalanlardan: Kuzey Kıbrıs,Tacikistan,Endonezya..
Sonra Ankara'daki esnaflar tanıtım ve satış için kendilerine ayrılan yerlerdeydiler. Bu haliyle tam bir fuara benziyor. Festivalden çok. Makromarket'te fuarda yerini almış. Satış yapıyordu.
Ayrıca bir patlamış mısır standında ücretsiz mısır dağıtılıyordu. Sıraya girip aldık. Mısır çok güzeldi. Of Çay, çay veriyordu ama biz sırada iken kalmadı. Bir başka standatta ise meyve suyu dağıtılıyordu. Aldık ben de içtim. Ama ben hazır meyve sularını damak tadıma uygun bulmadığım için beğenmedim.
Şimdi gelelim festivalin çocuklarla ilgili kısmına
Burası Ankara Hipodrumu imiş. Resmi geçit törenlerinin yapıldığı yer. 30 Ağutos, 29 Ekim, 19 Mayıs,23 Nisan törenlerinin yeri burası. Belediye geniş geniş ferah ferah buraya yerleşmiş. Çocuklar için o kadar oyun alanı kurulmuş kii. Hepsi ücretsiz. Hiç bir şeyden kaçınmamış. Arabalar, trenler, plastik şişme havuzlar ki burada çocuklar yüzme yarışı yapıyor. Başlarında çok becerikli bir sunucu var. Organize ediyor . Gün boyu hep onun sesini duydum mikrofondan. Şişme kaydıraklar; bunlar da çeşitli şekillerde. Kimisi bir balık, kimisi bir uçak şeklinde. Her bir oyuncağın başında bir güvenlik ve bir palyaço bulunmakta. Palyaçolar yüzlerinin çeşitli yerlerini boyamışlar. Kimisi gözünün etrafını kimisi da ağzının veya yanağının bir bölümünü.Büyük oyuncaklarda iki palyaçoda gördüm. Erkek ve kız karışıklar. Türkiye için bu palyaçoculuk ithal bir meslek grubu ve yeni nesile hitap ediyor. Yeni nesil de bunları benimsemiş görünüyor. Adım başı bir güvenlik görevlisi ile burun burunasınız
Bu oyuncakları belediye satın mı aldı yoksa kiraladı mı bilemiyorum.
Selin her istediğine bindi, kaydı, zıpladı. bizde ayaklarımıza kara sular inmesine rağmen sabır gösterip onun isteklerini yapmasını sağladık. Akşama doğru kalabalık olmaya başladı. Eve gidelim deyişimizde hemen bir oyuncağa koşturuyor:
- Ben biraz daha oynayayım da.. diyor.
Sonra da Melih Gökçek'in gelip arabadan çocuklara top atacağını söyledi. Gitmek istemedi. Oyuncağa bindiği bir yerde hediye kuponu verdiler. Onunla sıraya girip bir bebek aldı kendine.
Şimdi de top alacağım diye eve gitmek istemedi. Oyuncaklara binme bahanesi ile saat 20.30 oldu. Bir baktık ki Melih bey gelmiş, 23 Nisan Kortejinin başında bir otobüsün üzerinden topları atmaya başlamış. hemen koştuk ama çok kalabalık. melih bey'den top atar mısınız diye top istedim . 3 tane attı ama başkaları kaptı. Bir elimle Selin'i tutuyorum kalabalıkta ezilir, kaybolur diye. Artık arabanın ön tarafına geçip top alma işini bıraktım. Babası yanımıza geldi. Seli ağlamaya başladı. Niçin ağlıyorsu deyince de:
- Top alamadım dedi.
Yüreğim burkuldu. Topu olmayan çocuk değil tabi ama o atılan toplardan istiyordu. hatta onun için bile eve gitmek istememişti. Selin'i babasına bırakıp arabaya koştum ama bu sefer de Melih bey ve yanındakiler top atmayı bırakıp inmeye başladılar otobüsten. Bir anda güvenlik, polis ve zabıtalar önümüze bir halat gibi gerildiler. Kımıldayamıyorum bile. Melih bey indi, önümden geçerken seslendim kendisine:
-Başkanım, Başkanım ama sesim müziğin yüksek volümünde başkana ulaşamadan sönüp gitti bile. 5-10 saniye sonra arabadan eşi inince ona seslendim. Beni duydu. Gülümseyerek bana döndü ve halimi sordu.
-Kızım top alamadım diyerek ağrıyor, top verebilir misiniz dedim. Etrafındakilere yine aynı tebessümle içerden bir top getirmelerini söyledi. Topu bana verdi. kendisine teşekkür ettim. Benim üzerimde kalan en etkileyici hali sıcak evecen bir gülümseyişi oldu. Kanım kaynadı.
Topu götürüp Selin'e verdim. Çok şaşırdı. Bir an da top ile gelmemden. O şaşkınlıkla sevinemedi bile.
Alişan konseri varmış. Selin konseri izlemek istiyor . Biz de onun isteğine uyup konser alanına doğru yürüdük. Yolda bulduğumuz bir araba anahtarını Kayıp Eşya Bölümüne teslim ettik. Orada bir çardak gibi yerde Belediye Başkanının oturduğunu gördüm. Selin'le beraber oraya yanaştım. Güvenlik görevlisine başkanla görüşmek istediğimi söyledim. Başkan Melih Gökçek eliyle gelmemi işaret etti. Selin'e elini uzatıp tokalaştı.Sonra benimle tokalaştı. Bende kendisine otobüs duraklarında kapalı durak olmadığını, yağmurda ıslandığımızı,güneşte yandığımızı,rüzgarda sığınacak bir yer aradığımızı söyledim. Yaşlısı var, çocuklusu var, oturacak,sığınacak bir yer lazım dedim.
melih Bey bu isteğimi dinlerken biraz şaşırdı.
-Söylediğiniz yerlere biz durak yaptırdık galiba dedi.
- Hayır yok dedim ve takır takır durak isimlerini saydım.
-Bir bakarız dedi ama bana inandırıcı gelmedi sözü. Melih Bey'le görüştüğüm o anda kendisinin kişiliği hakkında ufak tefek ip uçları edindim diyebilirim.
Sizi dinliyor ama kendi dediğini yapan birisine benzettim. O da eşi gibi gülümseyerek beni dinledi ama eşinin ki ta yüreğinden gelen bir şeydi. Bunu hissttirdi bana. Melih Bey'in gülümsemesi politik geldi bana.
-Top alabildiniz mi diye sordu.
-Evet, aldık dedim. Eşinizden istedik , o verdi, teşekkür ediyorum kendisine, dedim. ( KENDİSİNDEN TOP İSTEDİĞİMİZİ HATIRLADI DEMEK)
Sonra kendisine teşekkür edip ayrılırken önce Selin'le tokalaştı, ardından da benimle.
Alişan konserine kaldık biraz ama rezalet bir şeydi. Organizasyon değil, konser öyleydi. Bunlar nasıl sanatçı olmuşlar anlamıyorum. Beş para etmez söylediği şarkılar. Bir tanesinin bile sözleri anlaşılmıyor ki. Kalktık sonra.
Hülya İÇÖZ. 34 Yaşında Türk ve Avusturya vatandaşı. Göbeği, karnı ağrıyormuş. KENDİ DEYİŞİ İLE GÖBEĞİNDEN PİSLİK ÇEKMİŞLER.Siyah beyaz desenli bir eşarpla başını örtmüş. Eşarp öne doğru, alnına kaymış.Tek gözünü kapatmış. Diğer gözü ile de bize bakıyor Hülya. Biz de diğer gözünü göremiyoruz Hülya'nın. İçeriye giren bir personel Hülyanın arkasından dolaşarak gelip muayene masasının üzerine, kıyısına yakın oturdu. Hülya meraklandı galiba ki; başını o tarafa çevirdi. Çünkü kendisi de hasta sandalyesinde doktorun karşısında oturuyor. Eşarp gözünü kapattığından olsa gerek diğer gözünü devreye sokup tepeden baktı yeni gelene. İçimden Hülya'ya '' şu eşarbı gözünün önünden çek diyorum'' Ama kendisine herhangi bir şey söylediğim yok tabi. Sanki beni duydu Hülya ve eşarbını düzeltti.
Doktor anamnezini almakta. Tek ve biteviye söylediği şey şu oluyor:
'' Pislik vardı göbeğimde.Onu çektiler. Ameliyat oldum Avusturya'da''
- Ne ameliyatı oldun?
-İştee pislik varmış buramda( bunu derken iki eli ile göbeğini tutup gösteriyor) onu çektileer.
Bu sorgu ve sualden ne doktor bir şey anladı nede ben. Sonunda düz muayene masasına uzanması ve karnını açması söylendi doktor tarafından kendisine.Ameliyat izi aranacak karnında. Ne ameliyatı olduğu tahmin edilecek.Karnında iz var. Kahverengi şekilde. İki tane de kasıkta. Laparoskopi izine benziyor.
Doktor da ne yapsın. Kan ve ultrason istedi. Rahim ve yumurtalıklarda herhangi bir şey varmı? Ağrıya neden olabilecek. Kan sayımı ve biyokimyasına da bakılacak.
Ertesi gün tekrar poliklinikte idi Hülya. Ultrasound iyi çıkmış. Kist veya myom gibi bir şey yok. Diğer tetkiklerinde de kültür sanırım. Enfeksiyon bulgusuna rastlanıldı galiba. Doktor reçete yazıp gönderdi. Aradan 1 ay kadar sonra Hülya'yı tekrar poliklinikte gördüm. Yine aynı Hülya. Hiç değişmemiş. Derdini anlatmaktan aciz. Biz anlayamıyoruz vatandaş Hülya'yı yedi kat yabancı nasıl anlamış da ameliyat yapmış ki?Türkiye'de evlenip eşini de Avusturya'ya götürdüğünü söylüyor.Hülya konuşurken boynunu eğerek konuşuyor. Tombul yapılı. Boynunu eğdiğinden midir nedir Hülya sanki yumuşacık pamuk yığını gibi duruyor. Kemikleri yok sanki.