Çocukları 4. sınıfa gidenler için slayt tarzında hazırlanması istenen bir ödev konusu bu. Tabii ki öğrenci bu slaytı yapacak bilgisayar tekniği ile donanımlı olmadığından bu işi ya anne babalar yada büyük kardeşler yapacaktır. Bizde de kural değişmedi ve bu iş bana düştü. halimden şikayetçi de değilim bunun için. Çünkü bana da oyalanacak bir şeyler çıkıyor bu vesile ile.
Dün Selin okula gittikten sonra bilgisayar başına oturdum ve internette araştırma yaptım. Allah razı olsun bu interneti hayatımaza katanlardan. Ne kadar çok işimize yarıyor. Sizi bilmem ama ben her şeye internetten bakarım. Misafir gelecek bakarım, bir hastalık var bakarım, bir başka şey yine bakarım. Beni tanıyanlar bu yönümü bilirler.
Konuyla ilgili pek çok örneğe rastladım. hepsinden biraz bir şey katıp kendi fikirlerimle birleştirdim. Tam 23 slaytan oluşan bir ödev yaptım. Düzenleme ve resim arama işi beni çok oyaladı. saat 14.00 kadar bilgisayar başından kalkmadım. Selin okuldan gelince hazırlığı gösterdim. Anne hareketli, oynayan iskelet koy dedi. Dedi ama bulabilecekmiyim bakalım dedim. İnternet sağolsun onu da hallettik. Başlangıç slayta Selin'in resmini de koyduk. Selin sorular olsun dedi. Konu sonuna sorularda ekledik. Bu gün okula götürdü ve sunumunu yaptı. Çok mutlu olmuş. Öğretmeni beğenmiş. Büyük ödülü kaptıp dedi. Hani dedim. Karnımda dedi. benim bağımlısı olduğum şey bilirsin ya dedi. (Şekeri kastediyor)
Ben de sevindim. Ödevim beğenilmiş. Çocuğumla birlikte 4'e gidiyorum nede olsa.
31/10/2009 · Kategori: _OCUK
Ankara'da 26 Ekim'den itibaren okullar bir hafta tatil oldu malumunuz üzere. Bu konu ile düşüncelerimi bir önceki yazımda belirtmiştim. Bu bir hafta içinde öğrencilerde büyük bir gevşeme, rahatlık oldu. Gezmelere gitmeler, arkadaşları ile bilgisayar başında mesajlaşmalar, oyun oynamalar filan. Ne ödeve bakan var, ne bir kitap okuyan. Öğrencilerin zararına olan bu tatil umarım domuz gribi virüsünün de zararına olur da içimiz biraz ferahlar....
29/10/2009 · Kategori: GUNLUGUM
Bu sene Cumhuriyet Bayramı coşkusunu yaşayamıyoruz Ankara' da domuz gribi yüzünden. Hükümet bana göre sebepsiz, başkalarına göre lüzumlu bir tatil etti okulları.İlaçlama ile grip virüsünü önlemeye çalışıyor aklı evveller. Nasıl oacak bu? Mevcut mikrobu kontrol altına aldın diyelim, okullar açıldığında mikroplanmayı önlemeye gücün yetecek mi? yapılan dezenfeksiyonu koruyup sürdürebilecek misin? Yoo, bunların hiçbirisini yapamaz, yapamayacak.
Gordion alışveriş merkezinde ayıptır söylemesi 5-6 saat süren çekiliş, yeme içme, hediye alma ve Selin Hanıma kıyafet seçip beğenme işinin ardından eve ayaklarım sızlıyor olarak dönerken Selin'in:
- Anne bak bayrak asmışlar, bayrak asılmış anne bak diye ısrarlı cümleleri ile kocaman bir bayrağın apartmanımızda nazlı nazlı dalgalandığını gördüm. Çok hoşuma gitti. Geçen yıl böyle bir şey yapılmamıştı bu sene nasıl oldu da akıllarına geldi bayrak asma işi? diye Selin'e söyledim.
Cumhuriyeti Atatürk önderliğinde Türk halkı kurdu onu yaşatmak ve korumak Türk evladının birinci vazifesi. Yaşasın Cumhuriyetimiz, ilelebet varolsun, hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!
Bir haftadır evde ufak ufak hazırlanmaya başladım. Temizlik yapıyorum. Cam siliyorum, yer siliyorum, toz alıyorum vs. Cuma günü ve gecesi aman tanrım! O neydi öyle! Ne çalışmak, ne yorulmaktı yarabbim!
Kayınvalidemi de Cuma akşamı aldık. Bir hafta on gün bizde kalacak. Hazırlığım iki katına çıktı. Gece yatağa yattığımda yerimi pek beğenmişim ki sabaha kadar uyanmadım. Sabah çalar saate tam 8.00 de kalktım ve işe koyuldum. Harıl harıl bu gün öğlene kadar hazırlığımı bitirmeye bakıyorum.
Nihayet hazırlık bitti ve misafirlerimiz gelmeye başladırlar. 4 erkek 6 kız toplam 10 çocuk oldular. Oturma odasına onlara masa hazırladım. Salona da biz büyüklere. Tahmin edebileceğiniz gibi iki katı bir yorgunluk oldu. Ayrı ayrı hizmet etmek. Ama çocuklar eğleniyorlar ya işte o zaman yorgunluğunuz uçup gidiyor. Gerisini yarın yazarım inşallah. Şimdi hazırlanıp yatmaya gideceğim. Çok yorgunum.Hadi allah rahatlık versin şimdilik.
Çocuklara hazırladığım yiyecekleri servis yaptım. 10 çocuk masa başında kuduruyorlar adeta. Oğlanlar koltuğun altını üstüne getirirlerken kızlar da az kudurk değillerdi yani. Güzelce yedirdim onları. Yavaş yiyen bir oğlanı da özellikle teşvik ettim ve yedirdim. ama onlar illa pasta kesilmesini bekliyorlar. Eşim ve ailesi salonda masadalar. ben hizmet etmekten yiyemedim. Çayım bardakta kaldı. Nihayet beklenen an geldi ve pastayı salona masaya getirdik. Çocuklar etrafında toplandı. Alkışlarla birlikte mumu söndürdü Selin ve pastasını kesti. ben de servisi yaptım. Pastayı yediler ve 40 dakika bahçeye gitmelerine izin verdik. Aile balkona çıktı, orada pastalarını yiyorlar. Ben de altı üstüne gelen oturma odası ile salonu toplayıp sildim. Bulaşıkları makineye yerleştirip çalıştırdım ve çocuklar geldiler. Kimisi pasta kimisi mercimek köfte kimisi de sosisli milföy böreği istedi. Hepsinin isteğini yerine getirdim. Anneler, babalar tek tek çocukları almaya geldiler. İçeri davet edip onlara da çay ve pasta ile börek servisi yaptım. Yarım saat oturp konuştuk. Çocuklardan birisinin ailesi gelmedi. diğerleri gittiler. Selin'in apartmandan arkadaşı İpek ve bizde kalan diğer çocukla birlikte oyunlarına devam ettiler. saat 19.00 civarında yasin'in annesi aradı ve eşime Yasin'i siz getirir misiniz dedi. Eşim şaşırdı bu rahatlığa ama yine de tabi deyip Selinle birlikte götürüp bıraktılar çocuğu.
Ben evi bu gün ikinci kez tekrar sildim. Felaket karışmış ortalık.Bulaşıkları ikinci kez makineye attım. Yatmaya gittiğimde yorgunluktan vücudum sızlıyordu. Seneye bu kadar kalabalık olmasın kızım yaşgünün!
21/10/2009 · Kategori: GUNLUGUM
İşte bazen haftalar geçip gider ve ben bir sayfa yazamazken şimdi olduğu gibi günde iki sayfa yazabiliyorum. Bu ne dengesiz bir yazım işi.Eskiden yani bundan 15-20 sene önce hikaye yazardım. Birden içime bir şeyler doğar kalemi defteri alır sayfalarca yazardım. Hatta Haldun Taner hikaye yarışmasına bile katılmıştım. O günü hiç unutmam. Gayet şık giyinmiş ve elimde hiyayem Milliyet Gazetesinden içeriye eserimi teslim etmeye gitmiştim. Kazanamayacığımı biliyordum.Benim için bu bir başlangıçtı ve çok önemliydi.Görevlilere eserimi teslim ederken çok gururludum. Çok sevinçliydim. Yazar muamelesi görmüştüm. İşte o bana çok tatlı gelmişti. Çok keyif vermişti.
Ben aradan geçen aylar içinde yine yazmaya devam ediyordum ki eşimle yaşadığım bir olay yazmamı bıçak keser gibi kestirip attı. Kafamda o ana kadar yazdıklarımın çok dışında ve bayağı geniş kapsamlı bir hikaye tasarlamış ve kaleme dökmeye başlamış, yazıp gidiyordum. İşte o gün yaşadığım şiddet beni yazmaktan alıkoydu. Yazdıklarımı okuyan eşim o kadar etkilenmiş ki bunları nasıl yazabildiğimi sormuş ve olayları gerçek sanıp benimle tartışmıştı. Ne kadar güzel yazdığımın bu bir kanıtı idi ama ithamları bana çok dokunmuştu. Yazmayı o gün orada bıraktım ve artık tek bir satır dahi karalamadım. 2007 senesinde açtığım bu günlük dışında.Günlüğüme de her şeyi yazmıyorum ama işte bazen böyle içime çok yazma isteği geldiğinde sudan sabundan şeyleri aktarıyorum.
Bu akşam canım kızımı uyutup kalktım yanından ve bilgisayarı açtım. Dün 9 yaşını doldurdu. Bu Cumartesi evde doğum günü partisi var. Ben de geçen hafta uzun süren bir grip geçirdim. Bu haftasonu kendime geldim ancak. Hafta başı biraz evi temizledim ama yeterli değil. Hatta yeniden kirlendi bile. Balkon camlarını dün öğleden sonra sildim. Tam 13 kanat cam sildim. Çok yordu beni. Bu gün de salon camını sildim.6 kanat da o. Öğleden sonra da veli toplantısına gittik. Akşam kızın dersleri, arkadaşlarına yazacağı doğumgünü davetiyeleri derken zaman geçti gitti işte. Yarın evde umumi bir temizlik yapmam ve Cumartesi gününün mönüsünü hazırlamam lazım. Cuma günü de alışveriş yapmam.
Bir kitabım olsun ister miydim? İsterdim elbet. Hatta istiyorum. Bir hikaye, roman yazmanın ne kadar risk teşkil ettiğini eşimden öğrendiğime göre artık böyle bir şey yapmayacağım. Yani bir şey tasarlayıp yazmayacağım. Ama bloğumdaki günlüğümü bastırmayı düşünüyorum. Umuyorum ki bunu yapabilirim. Bu da elimden kayıp gitmez.