Number of online users in last 3 minutes
Özel Arama

21/10/2009 · Kategori: GUNLUGUM

           İşte bazen haftalar geçip gider ve ben bir sayfa yazamazken şimdi olduğu gibi günde iki sayfa yazabiliyorum. Bu ne dengesiz bir yazım işi.Eskiden yani bundan 15-20 sene önce hikaye yazardım. Birden içime bir şeyler doğar kalemi defteri alır sayfalarca yazardım. Hatta Haldun Taner hikaye yarışmasına bile katılmıştım. O günü hiç unutmam. Gayet şık giyinmiş ve elimde hiyayem Milliyet Gazetesinden içeriye eserimi teslim etmeye gitmiştim. Kazanamayacığımı biliyordum.Benim için bu bir başlangıçtı ve çok önemliydi.Görevlilere eserimi teslim ederken çok gururludum. Çok sevinçliydim. Yazar muamelesi görmüştüm. İşte o bana çok tatlı gelmişti. Çok keyif vermişti.
            Ben aradan geçen aylar içinde yine yazmaya devam ediyordum ki eşimle yaşadığım bir olay yazmamı bıçak keser gibi kestirip attı. Kafamda o ana kadar yazdıklarımın çok dışında ve bayağı geniş kapsamlı bir hikaye tasarlamış ve kaleme dökmeye başlamış, yazıp gidiyordum. İşte o gün yaşadığım şiddet beni yazmaktan alıkoydu. Yazdıklarımı okuyan eşim o kadar etkilenmiş ki bunları nasıl yazabildiğimi sormuş ve olayları gerçek sanıp benimle tartışmıştı. Ne kadar güzel yazdığımın bu bir kanıtı idi ama ithamları bana çok dokunmuştu. Yazmayı o gün orada bıraktım ve artık tek bir satır dahi karalamadım. 2007 senesinde açtığım bu günlük dışında.Günlüğüme de her şeyi yazmıyorum ama işte bazen böyle içime çok yazma isteği geldiğinde sudan sabundan şeyleri aktarıyorum.
               Bu akşam canım kızımı uyutup kalktım yanından ve bilgisayarı açtım. Dün 9 yaşını doldurdu. Bu Cumartesi evde doğum günü partisi var. Ben de geçen hafta uzun süren bir grip geçirdim. Bu haftasonu kendime geldim ancak. Hafta başı biraz evi temizledim ama yeterli değil. Hatta yeniden kirlendi bile. Balkon camlarını dün öğleden sonra sildim. Tam 13 kanat cam sildim. Çok yordu beni. Bu gün de salon camını sildim.6 kanat da o. Öğleden sonra da veli toplantısına gittik. Akşam kızın dersleri, arkadaşlarına yazacağı doğumgünü davetiyeleri derken zaman geçti gitti işte. Yarın evde umumi bir temizlik yapmam ve Cumartesi gününün mönüsünü hazırlamam lazım. Cuma günü de alışveriş yapmam.
                Bir kitabım olsun ister miydim? İsterdim elbet. Hatta istiyorum. Bir hikaye, roman yazmanın ne kadar risk teşkil ettiğini eşimden öğrendiğime göre artık böyle bir şey yapmayacağım. Yani bir şey tasarlayıp yazmayacağım. Ama bloğumdaki günlüğümü bastırmayı düşünüyorum. Umuyorum ki bunu yapabilirim. Bu da elimden kayıp gitmez.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

21/10/2009 · Kategori: SIYASET

                  Bu gün sizlere ben de kendi demokratik açılımımı anlatacağım. Ben Çepniyim diyerek söze başlayacağım. Ne olduğunu merak edenler için internette aramalarını söyleyeceğim sadece.
                  Her; ben oyum buyum diyene bir açılım ihtiyacı neden doğuyor? Neden?  Sonra bu açılım da ne? Binlerce yıldır kullandığımız Türkçe'mize son bir yıl içinde sokuşturulan kelimeler neyi ifade ediyor?
                  Bizim ülkemiz miladdan öncesine dayanan eski yerleşim merkezlerin en önemlisidir.Ben tarihçi değilim ama tarihi çok severim ve fırsatım olduğunda okuyorum.Öğreniyorum.Ege bölgesinin tarihi okunduğunda, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu tarihi okunduğunda yüzlerce milletin yaşamış ve yer değiştirmiş olduğunu öğreniyoruz. bu milletlerden şimdi hiç kimse yok mu Anadolu'da? Bu insanların soyu birden kuş uçup gitmedi ya? Elbette ki halen yaşamlarını devam ettiren, içimizden kimbilir hangimiz bu insanların soyundanız! Ama yıllar yılları kovalamış ve insanlar artık kendini başka bir isimle adlandırmaz olmuşlar. Türk'üm demiş Anadolu insanı. Öncesi ve sonrasını bırakmış.
                    Herkes soyunu sopunu araştırsa neler neler çıkar bu milletin içinden! Sayısı yüzleri bulan. Şimdi her soy için bir açılıma bir demokratikleşme hareketine  niçin ihtiyaç duyalım ki! Biz demokratik değil miydik? Biz zaten açık, şeffaf bir toplum değil miydik? Değilsek ve artık açılma zamanımız gelmişse şunlar için de bir açılım yapılsa: Arnavutlar, Çerkezler, Abazalar,Lazlar,Gürcüler,Çepniler,Tatarlar,Araplar ve daha sayamadıklarım için.
                   Yukarıdaki paragrafta anlatmak istediğim şey şu idi: Bu açılım, demokratikleşme hareketleri milletimizi ayrımcılığa, bölücülüğe, etnik ayrıma sürüklemeden başka bir işe yaramaz.Bu gün iktarda olan vekillerimiz sadece bu güne karşı değil, geleceğimize karşı da sorumludurlar. Ağızlarından çıkanı önce kulakları ile duymalıdırlar.
                    20 Ekim günü sözde PKK'lı olduklarını söylediğimiz ama onların ısrarla kendilerini PKK'lı olmadıklarını söyleyen kadınlı erkekli Kürtler neyin şovunu yaptılar sizce? Onları zılgıtlarla halaylarla karşılayan kadınlı erkekli Kürtler de neyin sevinci vardı sizce?Görüntülere baktığımda yüzlerce Kürt kadınını sınır kapısında bekleşirken gördüm. Zılgıt çekerken gördüm. Ben Tatvan ilçesinde iki yıl ebelik yaptım. Yaşayanların %98'i hemen hemen Kürt olan bu yerde bu kadınlar dertlerini bile anlatamazken, çocuklarını sağlık ocağına aşıya bile getiremezken nasıl olmuş da sınır boyuna diğer Kürtleri karşılamaya gidebilmişler? Evlerinden çıkmışlar, Çok anlamlı değil mi bu sizce? Bunları bir örgütleyen,bir galeyana getirenin olmadığını söyleyebilir miyiz? Ben ne yazık ki söyleyemiyorum. keşke kendiliklerinden oraya gitmiş olduklarını düşünebilseydim. 150 bebeğin olduğu Karataş Mahallesinden (benim sorumluluk bölgemdi) Sağlık Ocağına ayda ancak 3-4 bebek aşıya getirilirdi. Diğer bebekler benim tarafımdan her ay mahalleye gidilip, ev ev dolaşılarak aşılanır ve yine diğer aşısı için sağlık ocağına bıkmadan davet edilmesine karşın gelecek ay da bundan farklı olmazdı.Hatta bölgemde oturan bir sağlık memurunun 3-4 çocuğundan  birisi olan bebeği 8 aylık olmuş ve hiç aşı yaptırmamış sağlık memuru. Ben evde, mahallede tespit edip aşılarına başlamıştım. Şuraya varmak istiyorum. Bu insanlarımız kendileri için lüzumlu olan şeyleri yapmıyorken nasıl sınıra gidebilmişler? 
                   Hepimiz olgun olmalıyız, odur budur diye memleketi bölmenin kime ne faydası olur söyleyeyim: Yabancı ülkelere tabii ki. Türkiye durdurulamaz bir şekilde ekonomik büyümeye sahip. Krizden dahi pek etkilenmedi. Ekonominin kalbi bankalarımız krizi tınlamadı bile. Tüm dünya tepetaklak olmuşken krizden. Bizim etkilenmemiz onların etkilenmesinden dolayı oldu. Bir halka tabii bu. Dalgaları kıyılarımız ne kadar emniyetli de olsa sahillerimize kadar geldi. Ama içeriye giremedi.Avrupa Birliğine alınmama nedenimiz de bu. Birliğe alındığımızda daha da güçleneceğimizi hesap eden Avrupalılar Birliğe durmadan yeni ülkeler almaya da devam ediyorlar ama bakın nasıl ülkeleri alıyorlar: Nüfusu 12-15 milyon, ekonomisi zayıf ülkeler. Bulgaristan, Yunanistan vs. gibi.
               Kürt ve Ermeni arkadaşlarla işyerinde beraber çalıştım. Onlarla bu konuları konuşmaktan çekinmedim. Onlar da benimle konuşmaktan çekinmediler hiç. Bunlarda çekinecek saklanacak bir şey de yok zaten. Ben onlara Kürtler çok inatçı dedikçe onlar da bana sen de Kürt sayılırsın, Karadenizliler de Kürt'ün deniz görmüşü deyip takılırlardı. Tabii bu konuşmalar kırıcı ve haysiyet dışı şeyleri kapsamaz arkadaşlığımızı bozmazdı.
                Şimdi siyasetçilerimiz içimizde bir ayrıştırmaya, bölünmüşlüğe doğru bir açılıma geçtiler. Biz biriz ve bu yurdun insanlarıyız. Ayrıştırılmak istemiyoruz. Anayasa hepimizi eşit kılmış. Amerika gibi zenciler başka okulda, beyazlar başka okulda değiliz.Zenci ve beyaz mahalleleri yok bizim ülkemizde. Bizim ülkemizde her etnik köken aynı otobüse biner, aynı okullarda okur, istediği mesleği seçebilir,istediği yerde yaşayabilir. Kökenine bakılmadan her türlü demokratik hak herkese eşit verilmiştir. İşte örneği: DTP'deki vekiller. Nasıl vekil oldular? Türk'ün ne hakkı varsa Kürt'üm diyenin de Lazım diyenin de o hakkı var bu ülkede.
                Bu konu böyle uzayıp gider ama ben uzatmayacağım. hepimiz yurdumuzu çok seviyoruz ve hiç kimsenin ayrımcılık, etnik köken ayrıştırması, etnik köken açılımı yapmasını istemiyoruz. Birlikte var olduk ve var olmaya devam edeceğiz!

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

13/10/2009 · Kategori: HAMARATKEN YAPTIKLARIM


Bu tarif yemekdefterim bloğunun sahibi  arkadaşım Nihal'e gidiyor.PORSELEN DEMLİK ÇAY SAATİ ETKİNLİĞİ 45. HAFTA "

Hamuru İçin  Malzemeler:
1/2 yaş maya
1 su bardağı ılık su
1 tutam toz şeker
1 çay çağı dolusu tuz
Aldığı kadar un
Yapılışı:
Ilık suyun içine elimizde ufaladığımız yaşmayayı, şekeri katarak bir kaşıkla eriyinceye kadar karıştıralım. Unumuzu derin bir kaba koyalım. İçerisine yavaş yavaş ılık mayayı dökerek yoğurmaya başlayalım. Kaba yapışmayacak kıvama gelince hamuru tezgaha alalım ve un ilavesi yaparak yumuşak bir hamur elde edelim.
Biraz fazla yoğuralım.İyice özleşen hamurumuzu mayalanması için ılık bir yerde üzerine nemli bez sererek 20' dinlenmeye bırakalım. Eğer ılık bir ortam yoksa fırınımızı 50 dereceye getirip ısıtalım ve kapatalım. Hamurumuzu fırında mayalandıralım. Kabaran hamuru dışarı çıkarıp  hamurdaki havayı almak için bir iki kez yoğurup istediğimiz büyüklükte bezelere ayırıp nişasta ile açalım. Açtığımız hamurun kalınlığı 4-5 milim civarı olursa pizzamız kuru olmaz. Hafifçe yağlanmış tepsiye açtığımız taban pizza hamurunu alıyoruz. Kenarlarını kalınca bir kenar oluşturacak şekilde katlıyoruz.
İçi İçin malzemeler:
Malzemenin yoğunluğunu herkes kendi zevkine göre ayarlayabilir.
Domates ve 1 yemek kaşığı salça
Sosis
Sivri Biber
Siyah ve yeşil zeytin (Çekirdeklerinden ayrılmış ve doğranmış olarak)
Kaşar Peyniri Rendesi
Fesleğen Yaprağı veya Reyhan Otu veya zevkinize göre başka bir baharlı bitki
Tuz,Karabiber
Domatesleri püre haline getirip salça ile karıştıralım.Tuzunu ilave edelim.Yağını katalım.Sosis ve biberleri doğrayalım. Kaşar peynirini rendeleyelim. Hamurun üzerine domates püresini güzelce yayalım. Bunun üzerine biber ve sosisleri serpiştirelim.Zeytinleri ve kaşar peyniri rendesini serpelim.Reyhan otunu minik parçalar halinde serpelim.İsteğe göre karabiber veya başka bir baharat gezdirelim. Pizza hamurunun kıvırdığımız kenarlarını sıvı yağ ile yağlayalım. 
200 derecelik fırında 20' pişirelim. Fırından çıkardığımız zaman kenarlarını tereyağı ile yağlayalım. ( Bu arzuya bağlıdır.)

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

7/10/2009 ·

                    Ankara'ya geleli bu Eylül ayında 2 sene oldu. Bu süre içinde kendimi buraya ait hiç hissedemedim. Uzun bir misafirlik süresi yaşıyorum, bu süre dolunca gidecekmişim gibi bir his var hep içinde. Hep emanetim sanki buraya. Eşimin görevi gereği o dolaştıkça yurdu ben de onunla birlikte dolaştım 24 sene. İnanın gittiğim her yere alışmışken Ankara'ya karşı bu direncimi ben de anlıyamıyorum. Gelişmiş bir şehir. her şeye ulaşabiliyoruz. Ama ben nedenini bilemediğim bir yoksunluk duyuyorum buraya. Erzurum Aşkale ilçesinin Kandilli bucağında 1 yıl yaşamış birisi olarak. kar ve buzlanmadan 8 ay Kandilli içindeki araba yolunun asfaltı görünmezdi. İşe giderken burnumun içi buz tutartı. karın buzun içinde köyde kapı kapı gezip bebek, gebe, çocuk ziyareti yapardık. Yarım kilo ıspanak alıp ıspanaklı börek yapmak için manavdaki sararan ıspanakların oluşturduğu tepeyi eşimle tek tek elden geçirip tane ile ıspanak seçtiğimi unutmadım. Ama bunlara rağmen ben Kandilliyi sevmiştim ve alışmıştım. ne var Ankara2da ben niye buraya alışmakta zorlanıyorum inanın bilemiyorum.
                     Belki bazı tahminlerim var ama onlardan mı bunları bilemiyorum hiç.
                     Oturduğumuz yerden buğday tarlalarının  ve çalı çırpı, otların sarardığı bozkır tepeleri görünüyor. Kendimi bu çıplaklığa alıştırdım ve her gün balkondan bu manzaraya bakıp, gelecekte buralar da binalar ile dolacak ve artık bu bozkır da olmayacak. Bu açıklık, bu boşluk, bu genişlik olmayacak. Bunun yerine binaları, kalabalığı ve trafiği seyredeceğim diye düşünüp üzüntü duyuyorum. Bu kadarını hissetmem bile iyi bir şey.
                      Bir haftadır Ankara'da ılık bir sonbahar yaşanıyor. Güneş her gün kendini gösteriyor. Hava sıcaklığı ortalaması 26 derece civarında. 
                        Karşımaıza denk gelen yerde iki tane site inaşaatı bitti ve aileler taşındılar.Sitenin birisi %80 doluluğa ulaştı ama diğer site de oturum %10 civarında sanırım. Bu sitelerin sağ ve sol yukarı kısımlarına denk gelen yerlerde villa ve apartman inşaatları var, bunlar da son sürat devam ediyor, Yenimahalle Belediyesi bu sitelerin yollarını iş makinalrı ile açıyor. Aynı anda tarlaların çeşitli yerlerinde 3-4 makine çalışıyor. Bu çalışmalar esnasında tozan toprak rüzgarla bizim siteye kadar geliyor. Geliyor, çünkü çalışılan alan bize 200-300 metre mesfede.Yeni yerleşim oluşan bir yerde ilk oturan olmanın bazı sıkıntıları bu tozlar ve yol çalışmaları. Hatta önceleri toprak yol sonra asfalt yol olur buralarda.. otobüs, minibüs sonradan gelir, seyrek olur vs. vs.
                       ben bu sonbaharı sevdim, sitelerin arasındaki yol çalışmalarını, tozan toprakları, azalan tarlaları sevmesemde.....      
                        

Yorum (yok) Yorum yaz!

5/10/2009 · Kategori: SELINLE HAYATIMIZ

      Bu gün öğlen eşimle birlikte Çayyoluna gittim. Selin Sanalika diye çocuklar için açılmış bir siteye üye. Pek tavsiye etmeyeceğim ve çocuklara bir şey kazandırmayan ve hatta küfürlü konuşmanın yayılmasına ve bozuk Türkçe ile yazışmalarına neden olan bir site. Site yönetiminin amacı sitenin para birimi olan sanilleri çocuklara satmak. Para yatırarak sanil yüklüyorsunuz ve çocuğunuz da burada sanal ev eşyaları vs. alarak evini sanal olarak döşemiş oluyor.
       Kısaca bu tanıtımı yaptıktan sonra asıl konuya geliyorm hemen. Okulların açılmasına yakın Selin kızım bir kitap okuyup bitirdi ve karşılığında da ben de ona sanil yüklemek için postahaneden bu sitenin posta çeki hesabına para yatırmayı kabul ettim.
       İşte bu gün  Çayyolu'na gitme sebebim bu idi. Öğlen arası teneffüsü yemek saati olması nedeni ile uzun olduğundan Selin'e de uğradık.karı koca güneşli havadan da yararlanarak bahçedeki banklara oturduk bekliyoruz. Selin yemek yesin de sonra yanına gidelim, bizi görünce yemeğini yemez diye düşğnüyoruz. 5-10 dakika sonra ben gidipsınıfa bakayım dedim ve kalktım. Sınıfta yoktu, yemekhaneye bakmak için aşağıya indim. Ben kantinin önünden geçerken kapıdan içerdeki öğrencilere baktım Selin burada mı diye.bazen yemeğe gitmeyip buradan yediğini tahmin ediyoruz. Çocukların arasında göremedim derken en önde bankoya dayanmış birisinin başını Selin'e benzettim. Yanına yaklaştım, benim kız! Yanında arkadaşı Başak da var. Başak yemeğe yazılmadığından o burada yiyor. Ama ya Selin! O da burada  yemeğe karar vermiş anlaşılan ki tost siparişini bekliyormuş. Beni görünce çok fena oldu. Tostu iptal ettirdim. bayan önce itiraz edecek oldu ama benim:
- O yemeğe yazılı. Yemeğe gitmemiş burada  tost bekliyor, siz onu bir başkasına satarsınız dedim.
             Selin'i alıp giderken arkamdan sseslendiler ve tost parasını verdiler.
Yemekhanede de sıra var tabii. bekledik. Eşimi arayıp yemekhaneye gelmesini söyledim. yemekhane sorumlusu ile konuştuk. Bir çizelge yapıp bunu Selin'e vereceğiz ve her gün imzalatıp getirmesini isteyeceğiz. Hem suçlu, hem güçlü bizimki. Suçunu bastırmak için edepsizlikler yapıyor. Zorla başında durup yemeğinden biraz yedirdik. Biz varken böyle olan biz yokken kantinde tosta talim ediyor demekki. Çocuk aklı it aklı derler eskiler. İyi beslensin dediğimiz kızımız neler yiyormuş meğerse.  

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!