5/4/2008 · Kategori: SELİNLE HAYATIMIZ

Bu gün Mithatpaşa Caddesinde bulunan Ziraat Bankası Gösteri Merkezindeki Fareli Köyün Kavalcısı isimli çocuk oyununa gittik.
Belediye otobüsü çok kalabalıktı. Ayakta gittik. Yol uzun olunca da Selin yoruldu. Bana yaslandı biraz. Sonra Genel Kurmayın önündeki kavşağa geldiğimizde trafik yoğunlaştı ve arabalar yavaş ilerlemeye başladı. Saat 14.30 da tiyatro başlayacaktı. Meşrutiyet caddesinde indik. 5 dakikamız vardı.
Koşarak gittik. Herkes yerlerini almıştı. Yer bulamayız diye endişelenirken pek çok koltuğun boş olduğunu gördüm.Çocuklara bedava su ve meyve suyu dağıtılmış. Tabii Selin de gitti meyve suyunu almaya ama ne meyve suyu kalmış ne de su. Gösteriyi izledik. Tek perde halinde hazırlanmış oyun seyircilerle de dialog içeriyordu. İnteraktif bir oyundu. Oyun biter bitmez çıktık. Ziraat Bankası kendi amblemini bastırdığı poşetlere birer balon ve kare kutu içinde bir şey koymuş çocuklara dğıtılmak üzere. Selin de hemen bir tane aldı. Kare kutunun içinde Ziraat Bankasının ilk kurulduğu binanın puzzle vardı. Selin bir tane de kendisi ile bu oyunu izlemeye gelmesini istediği, bunun için ağladığı sıra arkadaşı Başak için de almak istedi. Ben gitmedim görevlinin yanına. Görevli herkes birer tane alsın, diğerlerine de kalsın diyordu. Şimdi gidersem bana da siz almıştınız derse utanırım. Ama kızımı da kıramıyorum;
- Sen git, verirlerse bir tane al dedim. Gider gitmez görevli kendi eli ile bir poşet uzattı. Selin sevinç içinde yanıma döndü.
Almamı istediği spor ayakkabısını almaya gidiyoruz şimdi. Mithatpaşa caddesinde yürüyoruz sıhhıye yönüne doğru. Heyacandan:
-Daha gelmedik mi anne, hani şimdi geliriz demiştin dedi durmadan.Vee nihayet Selin'in spor ayakkabısını aldık. Kanvers denilen tipten; yerli üretim, İzmir malı imiş. İnşaallah öyledir. Hakiki kanvers değil tabiki. Ayakkabı poşetini kendisi taşıdı. Hiç bana vermedi.
-Acıktım anne, deyince de Sıhhıye Orduevi'ne gittik. Hamburger,parmak patates ve ayran istedi. Ben de çay aldım. İştahla yedi önündekileri. Ben de yorulmuşum, çay çok iyi geldi bana da. Kalktım bir fincan daha alıp içtim. Sonrasında montlarımızı giyinip çıktık. Kızılaydaki bütün mağazalarda çok büyük indirimler var. Ama buralarda zaman geçirecek, seçecek zamanımız yok ki bakalım bizde bir şeyler. Peron isimli bir mağazaya girdik. Çok iyi indirim yapılmış, sezon da 60 YTL'ye satılan etekler 20 YTL'ye inmiş.Yalnız dükkan öyle kalabalıktı ki iki tane etek deneyecektim, beklemeyi gözüm almadı. Bırakıp çıktım.
Sonrasında Peron'un yanında bulunan bir pasaja girdik. Ankara'da giyim çok ucuz ama bu pasajlar da ucuz ve değişik şeyler bulma şansı var.Selin'e diktörgen yaka, yakası parlak pullarla işli, uzun kollu,bej renkli mevsimlik bir tişört aldım.
Güven Park'ın neresi olduğunu bilmiyordum. Onu öğrendim. Aslında bildiğim bir yermiş.Güven Park'ın benim için önemi şurada. Örnek mahallesinin otobüsleri burada duruyormuş. Ben de işe giderken ve gelirken bu otobüsü kullanıyorum. Güven Park'ın oradan inip binmek diğer bineceğim otobüs durağına daha yakın oluyor, hem de oturmak için yer de bulabilirim böylece.
Eve geldik ve Selin babasına ayakkabısını gösterdi.
- Anne evde bunları giyebilir miyim diye sordu.
- Tabi giyebilirsin dedim. Üzerini değiştirdim ve kot pantolon giydirdim. Ayakkabısını giydi. Yatmaya giderken çıkardık ama ayakkabısını da yatak odasına götürdü. Yatağın yanı başına düzgünce terliklerinin yanına koymuş. Bu çocukluk ne güzel bir şey Allahım!